• Utanma duygusunu yitirmiş bir şahsiyet, her kötülüğü yapma potansiyelini taşır. Bugün toplumlarımıza baktığımızda, utanma ve ar duygusu yok olmakla karşı karşıyadır.

HAFIZ AHMET TURHALLI

“Haya imandandır” cümlesi, Hz. Muhammed'e (SAV) aittir. Günümüz insanının temel açmazı, bu cümledeki 'haya' kelimesidir.

Haya, sözlükte “utanma, çekinme ve vazgeçiş olarak açıklanıyor. Ahlaki terim olarak ise nefsin ve vicdanın çirkin gördüğü, toplumun ortak aklı tarafından hoş görülmeyen davranışlardan uzaklaşmak olarak tarif ediliyor.

Kur’an, 'haya' sözcüğünü direkt kullanmıyor, bunun yerine "iffet' sözcüğünü kullanıyor. “Müminler arasında hayasızlığın yaygınlaşmasını isteyenlere dünyada ve ahirette can yakıcı bir ceza vardır. Allah bilir siz bilmezsiniz.” (Nur 19)

Bu ayette sözü edilen, hayasızlık olgusunu toplum içerisinde yaygınlaştıran kesimlerin, birbirlerine güvenen toplumu çürümeye sevk edeceği ve bunun bir azaba dönüşeceği hatırlatılıyor. Ayet, iffetli kadınlara bazı utanma duygusunu yitirenlerin atmış oldukları iftirayla bağlantılı nazil olmuştur. Toplum içerisindeki güzel ve ahlaklı kişileri karalamak ve onlara iftira isnat etmek, aynı zamanda utanma ve ar duygusuyla oynama anlamı taşıyor. Böylelikle toplumda büyük bir kaos ve keşmekeşlik yaşanabileceği hatırlatılıyor. Birbirlerine güveni kalmamış ve utanma duygusunu yitirmiş bir toplum, dünya ve ahirette azaba duçar olacaktır. İftira, yalan, gıybet ve fesatlık gibi özelliklerin toplumu hayadan uzaklaştırdığı bir hakikattir. Günümüz dünyasında serdest olan, kapitalizmin mayası yalandır, iftirayla algı oluşturmaktır.

Siyaset, toplumu aldatmak ve yalan söylemek üzerine kurgulanıyor ve bu kurgular ‘hakikat’ diye topluma sunuluyor. Kendi oluşturmuş oldukları yalanlarını hukuk ve kanun istismarı ile mahkeme kararlarına dönüştürebiliyorlar. Özellikle kendilerine “Müslümanım” diyen toplumlarda iftira atmak, yalan söylemek, hakikati çarpıtmak karakter haline dönüşmüştür. Ayet ise bunun maddi ve manevi anlamda azap olarak bize geri döneceğini hatırlatıyor.

“Mümin erkelere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır.” (Nur 30)

“Mümine kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar.” (Nur 31)

Bu ayetlerde de önce erkekler, daha sonra kadınlar uyarılıyor. Gözlerini ve düşüncelerini arındırmaları gerektiği söyleniyor. Birileri görmez ya da bilmez mefkuresinin bir mümin için ölçü olmadığı, şayet yaratıcıya gerçekten inanmışlarsa gizli düşünce ve bakışlarından da haberdar olduğu hatırlatılıyor.

“Ey insanoğlu! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takva elbisesi, (sorumluluk bilinci) işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.” (Araf 26)

Ar duygusu ve hayanın bir sorumluluk bilinci olduğu belirtiliyor. Üzerinizdeki elbiselerin bu manada fazla anlamı yoktur. Yani siz cübbe giyseniz, hicap taksanız ama ar ve hayanız yoksa bunun çok fazla anlam ifade edemeyeceği hatırlatılıyor. Sorumluluk bilinci, toplumun ortak akılla oluşturduğu genel kurallar olarak tarif ediliyor. Ayetteki elbise ve şekle takılanlara, Yaratıcı siz bu şekillere takıldığınız halde takva, yani haya ve utanma duygusuyla kendinizi sarmalamadığınız müddetçe birbirlerine güvenen bir topluluk olamazsınız.

Peygamberimizin haya ile ilgili sözleri:

“Haya imandandır. Haya iman bir aradadır; biri gittiğinde diğeri de gider.”

"Kaba söz, ayıptan başka bir şey getirmez! Haya ve edep ise girdiği ortamı süsler.”

“Arsızlık nerede ve kimde olursa olsun çirkinleştirir; haya ise nerede ve kimde olursa zarifleştirir.”

“İnsanlık, ilk günden beri bütün peygamberlerin üzerinde ittifak ettikleri bir söz bilir: Şayet utanmıyorsan dilediğini yap!”

“Her dinin (kendine özgü) bir ahlakı vardır; İslam ahlakının özü hayadır.”

Utanma duygusunu yitirmiş bir şahsiyet, her kötülüğü yapma potansiyelini taşımaktadır. Toplum içerisinde koruyucu zırh utanma ve ar duygusu diye isimlendirilen özelliklerdir. İslam ahlakının özü haya ise Müslüman birey yaptıkları kötü davranışlarından uzak durmalıdır. Bugün toplumlarımıza baktığımızda, utanma ve ar duygusu yok olmakla karşı karşıyadır. Kürdistan'da hırsızlık yok gibiydi, binlerce hayvan aylarca dışarda otlanıyor ama kimsenin kimselerin sürüsüne karıştığı durumlar yaşanmıyordu. Şayet başkasının sürüsünden bir hayvan onların sürülerine katılmış ise mutlaka sahibi bulunur ve kendisine verilirdi. Ev kapıları açık, variyetler dışarıda ama kimselerin elini uzattığı yoktu. O dönemlerdeki toplumsal yaşam şimdiki gibi zengin ve şatafatlı da değildi. Vahşi kapitalizm diye isimlendirdiğimiz bu yeni sistem önce utanma duygusunu yok etti. Yerine para putunu koydu, para ve güç kiminse her şeyi yapma hakkına sahiptir, denildi.

Utanma duygusu, kötülük yapmanın önünde ciddi bir engel olmaktaydı.

Düşünün, katil, hırsız, yalancı, başkasının namusuna göz koyan veya el uzatan, aldatan ve iftira atanlar, toplum içerisinde nasıl karşılanmaktaydılar? Toplum bu tür insanları asla sindiremiyor ve bunları aralarına almıyordu.

Şimdi yöneticilerin ve varlık sahibi insanların çoğu, edep bilmez ar duygusunu yitirmiş kişilerden müteşekkildir.

Yalancılar, katiller, hırsızlar ve iftiracılar yönetici olmuşlardır. Artık toplumda ne yazık ki, bu tür şahsiyetleri ve kesimleri örnek almaktadır.

Gelin hep birlikte yeniden utanma duygusunu inşa edelim, insan ve toplumunun kötü gördüğü özelliklerden imtina edip uzaklaşalım. Yoksa Kur’an’ın deyimi ile her iki dünyada da azabın en şiddetlisiyle karşılaşacağız.