- Günümüz Müslümanı, ahlaktan koparılmıştır, çünkü kendi nefsine istediğini hiç kimseye istemiyor; açgözlüdür, doyumsuzdur ve iktidar putunun müminidir.
HAFIZ AHMET TURHALLI
Akıl ve irade sahibi insanlar, kendi tercih ve istemleri ile dünyada hayra ve mutluluğa, ahirette ise kurtuluşa yönlendiren ilahi kanunlar bütününe iman edenler dindardır. Bu tarife göre dindar bir şahsiyet; dünyada hayra ve mutluluğa götüren dinin hakikatini, dünyada inşa etmekle mükelleftir.
Dine samimiyetle inanan bir şahsiyet, insanları düşmanlaştırmaz, ötekileştirmez, merhametlidir, bağışlayandır, barışa inanandır, kardeşliğe ve adalete ulaşmak için çabalayandır. Dinin prensiplerine göre iyilik için sarf edilen her çaba, kutsaldır ve Allah tarafından ödüllendirilir. Geleceğini maddi ve manevi huzura hasreden mümin kişi, kendi egosu için bunları yapacak olursa Allah‘tan mükafat elde edemez. Yaptığı bütün iyiliklerde Allah rızasını gözetmesi, içinde yaşamış olduğu toplumu, maddi ve manevi huzura eriştirebilmek için cehdeder. Yeryüzünü cennetten bir köşe yapmak için mücadele yürütür. Kimsenin kimseye haksızlık yapmadığı, kimsenin kimselerin malına, canına, nesebine, aklına, dinine müdahale etmediği toplumsal ortamların oluşmasına çalışır. Mümin kişi, iyiliklerin çoğalması ve kötülüklerin yok olması için kendisini sorumluluk sahibi olarak görür. Bunun ölüm anına kadar yüklenilen bir vazife olduğunun şuuruyla yaşar. Kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi asla başkasına yapmaz. Allah’ın sadece insanoğlu ile ilgili emirlerine değil, doğaya ve çevreye olan emirlerine de riayet eder. Kendisini sadece bir emanetçi olarak görür ve bu emaneti kendinden sonrakilere sağlam bir şekilde devretmeyi bilir, asla haddini aşmaz.
Ne aklı ve vicdanı ne de vücudunun herhangi bir azasıyla çevreye zarar vermeyi düşünür. Zararın ve kötülüğün İblis'ten olduğuna ve İblis'le arkadaşlığın onu kirleteceğine inanır. Yıkımı, kötü sözü, dedikoduyu, bozgunculuğu, zulümü, gıybeti, başkalarını küçük ve hor görmeyi ise Nemrut ve Firavunların sıfatları olarak bilir. Çevresine güveni, emaneti korumayı, doğru sözlü olmayı, yaşam mefkuresi haline getirir. Müslüman bir şahsiyet, kendini iyiliğin, ortak aklın bir parçası olarak görür. Adem'den olduğuna iman eder ve Adem'in topraktan yaratıldığını, Ademoğlunun temel haklarda eşit olduğunu bilir. İslamın ana gövdesinin ahlak üzere kurulduğunu akleder. Güzel ahlakı benimser ve onu yaşamının bütün alanlarına nüksettirir.
Şura suresi: "Size verilen her şey dünya hayatının geçici zevklerinden ibarettir. Allah katında olanlar ise daha iyi ve daha kalıcıdır. Bunlar, iman eden ve rablerine dayanıp güvenenler içindir. Onlar büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınırlar, öfkelendiklerinde dahi bağışlarlar. Rablerinin çağrısına uyarlar, namazı özenle kılarlar. İşleri de aralarındaki danışma ile yürür. Kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar. Onlara haksız bir saldırı yapıldığında elbirliği ile kendilerini savunurlar.“ (şura 36-39)
Onlar söylediklerini mutlaka hayata geçirirler. Söylenenleri hayata geçirmeyenlerin münafıklaştığını bilirler. Peygamber (SAV) şöyle söyler: "Müslüman kimsenin elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir.“
Yine "kendi nefsi için istediği şeyi kardeşi için istemedikçe iman etmiş değildir“ der. Kur’an ve Peygamberin inşa ettiği Müslüman kişinin ahlakı ve yaşamı bu çerçevededir.
Günümüz Müslümanlarını ele alıp değerlendirdiğimizde bu değerlerin nerdeyse yok olduğuna tanıklık etmekteyiz. Bir taraftan Karun kadar zenginleşerek dünyanın en zenginleri arasına giren on binlerce Müslümanın varlığından söz edilirken, diğer tarafta açlıktan ölümle karşı karşıya olan milyonlarca Müslüman yaşama tutunmaya çalışıyor. Bir taraftan lüks ve şatafat içinde altın tabak ve kaşıklardan yemek yiyenler, diğer taraftan çöplerden ekmek toplayıp hayatta kalmaya çalışan milyonlar. Milyon dolarlık malikanelerde, yüzlerce hizmetli çalıştırarak, onlarca değişik lüks apartman dairelerinde, geçici nikah ve farklı dini isimlerle fuhuş yapıp lüks camilerde gösteriş namazı kılanlar, diğer taraftan maddi imkansızlıklardan ötürü suça savrulanlar.
Kadın olarak yaratılmaktan dolayı her haktan mahrum bırakılan ve ikinci sınıf insan muamelesi gören kadınlara yapılan zulme dini kılıf bulmaya çalışan iktidar imamları, diğer taraftan bu imamlara maaş veren devlet ricalının kadın ve kızlarının kollarına taktıklıkları on binlerce dolar değerindeki aksesuarlar ve milyonlarca dolar değerindeki elmas yüzükler. Bir tarafta kendi çocuklarını Avrupa'da ve ABD'de okutan muktedirler ve onların yandaşları, diğer tarafta kalem defter parası bulamayan ve eğitimden mahrum bırakılan yüz milyonlarca çocuk. Bir yanda başkalarının ülkelerini işgal ederek, mallarını talan edenler ve onların iş birlikçileri, diğer yanda kendi ülkelerinde onur ve haysiyetini, özgürlüğünü ve izzetini muhafaza etmek için ölenler.
Bunların hepsi kendine ‘Müslümanım’ demekte, adı cami olan ibadetgahlara beraber gitmekte, oruç farizasını beraber eda etmekte, aynı kıbleye yönelmekte ve aynı dine inandığını söylemektedir.
Ayetler ve peygamber uygulamalarını sizinle paylaştık. Kendisi için istediğini kardeşi için istemediği müddetçe iman etmiş olmaz diyen Peygamber'in uyguladığı ahlak ile günümüz Müslümanlarının ahlakını bir teraziye koyalım ve şu soruyu soralım: Nerde İslam ahlakı ile ahlaklanmış mümin?
Onun için kendine Müslümanım diyen Arap'ın 22 devleti, Türküm diyenin 7 devleti, Farsım diyenin iki devleti varken, toprağı dört parçaya bölünmüş, dili, kültürü yasaklanmış olduğu halde Kürt'e din kardeşim diyen hangi ahlaka sahiptir? Günümüz Müslümanı, ahlaktan koparılmıştır, çünkü kendi nefsine istediğini hiç kimseye istemiyor. Açgözlüdür, doyumsuzdur ve iktidar putunun müminidir. Kardeşinin elinde olan bir lokma ekmeği de almak için binbir hileye din adıyla başvuruyor.