• Emevi hanedanından bu yana İslam’ı kendi iktidarlarına alet edenleri, Şii-Sünni fark etmeksizin hayatlarımızdan çıkarmalıyız. İngilizlerin fitneciliğine yol vermemeliyiz.
  • Şii-Sünni fark etmeksizin bu coğrafyalarda yaşayan her etnik yapı, mezhep ve din mensupları gözlerini açmalı, vicdanları üzerindeki perdeleri kaldırmalı ve akıllarını güncellemelidir.
  • Her millet kendi kendisini yönetmeli, her din ve mezhebe özgürlük tanınmalıdır. Birlikte barış içerisinde ve kardeşçe yaşamayı inşa edebilmeliyiz. Bu feraset ve birikim var.

HAFIZ AHMET TURHALLI

Yemen, antik bir yerleşim yeri, kadim ve köklü bir kültüre sahiptir. Romalılar, Yemen’e “mutlu ve huzurlu Arap toprakları” demişti. Roma, Bizans, Sasani ve Habeşilerin de işgaline uğramış olan bu coğrafya, dünyaya tahakküm kurmaya çalışan her muktedirin iştahını kabartmış ve saldırılarına maruz kalmıştır.

Yemen, İslam öncesi Main, Sebe ve Kataban gibi birçok zengin ticaret krallıkları kurmuş, kadim ve köklü bir kültüre beşiklik yapmıştır. Yemen, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in (sav) diplomatik mektupları ve tebliğ çalışmaları ile İslam'ı seçmiştir. Sarp dağları ve engebeli coğrafyasıyla sürekli direniş vahası olmuştur.

Osmanlılar, Yemen’e bütünü ile tahakküm kuramamıştı. Osmanlılara karşı Zeydi diye bilinen kesim, sürekli bir biçimde kıyam etmiş ve Osmanlıların coğrafyaya mutlak hakimiyetini engellemişti. Yemen dağları ve milleti, sömürgeciler ve özgürlüklerini kısıtlamaya kalkışanlara asla teslim olmamışlardır.

Huzur ve zenginliğini ise stratejik coğrafyası ve uzak doğudan batıya taşınan baharat ile inci ticaretinden almıştır. Arap yarımadasının güneybatısında yer alan bu topraklar, stratejik Kızıl Deniz, Aden Körfezi ve Umman Deniz'i kıyılarına da sahiptir. Husilerin saldırısı ile el değiştiren Babul-Mendep Boğazı ise Kızıl Deniz ile Aden Körfezi’ni birbirine bağlayan önemli bir deniz taşımacılığı yoludur.

Yemenliler, asli Arap milletidir. Hakiki Araplar, Yemenlilerdir. Araplar, Yemen’den dünyaya dağılmıştır. Suudi Arabistan yarımadası diye bildiğimiz topraklar Yemen’den göçen Arap kabileleri, Yahudiler ve sonradan Araplaşan (Mustarap) kabilelerden oluşmuştur.

Yemen Arap kavmi olarak yekpare iken, aşiret, kabile, Şii, Sünni mezhep ayrımlarından dolayı yıllardır acı çekmektedir. İngilizlerin hakimiyetinden sonra daha da derinleşen bu parçalanma, ekonomik olarak Yemen’i açlıktan kırılmaya götürmüştür. Bu topraklara tam hakimiyetini kuramayan İngilizler, fitne ateşini sürekli üflemeye devam etmiştir.

Bir Kızılderili atasözü şöyle nakil edilir: “Eğer bir nehirde iki balık kavga ediyorsa bilin ki oradan az önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.”

Yemenin parçalara ayrılması ve sürekli kavga halinde olması bir İngiliz fitnesidir.

Kürdistan’ın bu halde olması da bir İngiliz fitnesidir.

Şu hakikati teslim etmek lazım: Şii ve Sünni çatışması ise bize aittir ve bin 400 yıldır Müslümanlar arasına saplanmış bir iktidar kavgasının zehirli hançeridir. Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen, son yarım asırdır mezhep çelişkilerinin kurbanı olmuşlardır.

İran, Şii hilalini genişletmek için bütün enerjisini harcamaktadır. Saddam, Suudi ve Türkiye de iktidarlarını genişletmek için Sünniliği kullanmaya çalışmışlardır/çalışmaktadırlar.

Geniş Ortadoğu ve İslam alemi diye isimlendirilen coğrafya, 14 asırdır bu zalimlerin iktidarları için kan gölüne çevrilmiştir. İslam bir dindir, iktidar aracı değildir. Alemin ve dinin sahibi olan Allah’ın ne devlete ne de iktidara ihtiyacı vardır. Allah’ın dini, Şiilik ve Sünnilik iktidar ideolojileri tarafından zalimce kullanılıyor. Kendi iktidarları için Müslümanları gaflet uykusuna yatıran bu zalimler, kendi saltanatlarının dışında hiçbir dine inanmıyorlar.

Son yüzyıldır sırtlarını İngilizlere, Amerikalılara, Ruslara ve Çinlilere dayayan bu iktidarlar; cami minberlerinden cihat çağrıları yaparak toplumları birbirlerine kırdırıyor.

Suriye’de cihatçılar diye kendilerini isimlendirenler ve Allah için savaştıklarını söyleyenler, Kürdistan’da, Irak’ta Ermenistan’da, Libya’da ve şimdi de Yemen’de mazlumların kafalarını gövdelerinden ayırıyorlar.

“Kafir Amerika, dinsiz Çin ve Rusya” diyenler, bu devletlerin ürettikleri silah ve teçhizatlar ile Kürdistan’da mazlum ve kimsesiz Kürt'ü, şimdi de Yemen’de açlıktan yaşama tutunmaya çalışan Yemenli asil Arapları katlediyorlar.

Kendine Müslümanım diyenler ve bu dine iman edenler şu ayet ve hadislerden haberdarlar mı?

“Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde devamlı kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisa 93)

“Müslümanın Müslümana kanı, ırzı ve malı haramdır (dokunulmazdır).” (Müslim birr 32 Ebu Davut edep 40)

Müslümanların, mazlum ve zayıfların kanlarını dökenler, bu ayet ve hadislerden haberdar değiller mi? Bu katliamlara iştirak edenler ve bunlara yardım edenler, kör mü, sağır mı, akli melekeleri yok mudur?

Kur’an bunlar için şöyle der: “Belki hayvan gibidirler, dedikten sonra, hayır onlar daha aşağıdırlar.”

Şii-Sünni fark etmeksizin bu coğrafyalarda yaşayan her etnik yapı, mezhep ve din mensupları gözlerini açmalı, vicdanları üzerindeki perdeleri kaldırmalı ve akıllarını güncellemelidirler. Emevi hanedanından bu yana İslam’ı kendi iktidarlarına alet edenleri, Şii-Sünni fark etmeksizin hayatlarımızdan çıkarmalıyız.

Uzun bacaklı İngilizlerin fitneciliğine yol vermemeliyiz.

“İslam devleti, Allah devleti” diye çağrı yapanları, yalan ve münafıklıkları ile baş başa bırakmalıyız. Birbirimizi farklılıklarımızla kabul etmeli, haklarımıza ve hudutlarımıza dönüş yapmalıyız. Her millet kendi kendisini yönetmeli, her din ve mezhebe özgürlük tanınmalıdır. Birlikte barış içerisinde ve kardeşçe yaşamayı inşa edebilmeliyiz. Bu feraset ve birikim coğrafyamızda mevcuttur. Şimdi onu harekete geçirme zamanı.