Devletin paraşütü halkın paraşütü 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

11 Mart 2021 Perşembe - 23:00

  • İster Akşener olsun, ister Kılıçdaroğlu ya da Babacan/Davutoğlu olsun, Kürt ve Kürdistan sorununu “radikal” bir şekilde çözme programı ilan etmedikçe, sonuç değişmeyecektir. Böyle bir program olmadıkça hiçbir iktidar değişikliği Türkiye’nin hiçbir sorununu çözemeyecektir.

Siyasi sosyoloji, bir siyasi iktidarın diğeriyle yer değiştirme dinamiğini iki ana başlıkta inceler: İktidarın radikal bir şekilde değişmesi devrim ya da devrimci değişim olarak adlandırılır. İkinci başlık ise; “sistem içi nöbet değişimidir.” Birincisinde köklü değişiklikler gündeme gelir. İkincisinde ise “sistem reforme” edilir.

Türkiye için bu sosyoloji ne diyor sizce?

Bir devrimin eşiğinde miyiz? Kırk yıldır Kürdistan devrimci sürecine şahit olan bu ülkede, Türk nüfusunun çoğunluğuna bakılırsa, ortada devrim belirtisi yok. Bazı itirazlar var, memnuniyetsizlik elbette had safhada, ama ortada bu kitlenin seller gibi akıp Erdoğan faşizmini devireceğine dair her hangi bir emare yok.

“Eğer seçim olursa” Millet İttifakı Cumhur İttifakını “yener” diyenlerin faşist rejimi radikal bir mücadeleyle devirme niyetinden söz edilemez.

Bir de şu var: AKP-MHP iktidarı bu ortamda seçim olursa kaybedeceklerini bilmekte. O nedenle şimdi kafa kafaya vermiş, seçimi nasıl kazanabiliriz sorusuna cevap arıyorlar. Sanırım buldular. Cumhuriyet yazarı Orhan Bursalı bulunan cevabı keşfetti. Faşist rejimin seçimi kazanmak için 3 milyon oya ihtiyacı olduğunu hesapladı. Bu gidişle muhalefete kayan bu üç milyon oyu geri almaları neredeyse imkansız. Ama “oy ithalatı” mümkün. “Suriyeli mültecileri vatandaş yapıp, en az bir buçuk milyon oy” ithal edilmiş olacak. Seçim ve siyasi parti yasalarıyla oynayarak da açığı kapatacaklar.

Bunları yaparlarsa seçim de yapılır. Erdoğan da yine kazanır.

Ancak…

Siyasi sosyolojiye tekrar dönersek, şunu hatırlatalım: Radikal bir değişim, devrimci bir sonuç ortaya çıkmayacaksa, sistem içindeki değişiklik, mevcut iktidarın özelliklerine “en yakın” partiyi iktidara getirir. Faşizmden demokrasiye “yumuşak” geçişin gerçekleşmesi, iktidardaki faşist partilerle yakın akrabalık, ideolojik, politik, sınıfsal benzerlik taşıyan parti tarafından yapılır.

Bu parti Akşener’in başında bulunduğu İyi Parti’dir.

Çünkü AKP ve MHP seçmeninin kendisine en yakın gördüğü bu partidir. CHP ne yaparsa yapsın “yükselen” oy eğilimini yakalayamaz. İyi Parti ise yakaladı bile. Akşener’in Grup konuşmalarını CHP’li, Deva Partili, Gelecek Partili seçmenlerin bile hayranlıkla izlediğinden eminim. Hatta, Ekmelettin tecrübesine sahip CHP’nin koşullar oluştuğunda Akşener’i “AK Başkan adayı” olarak ilan etmesine de şaşırmam.

Neden? Çünkü Türk devleti “uzaya gitmek üzere” atmosferden çıktı ve şimdi giderek büyüyen bir ivme ile Türkiye’ye dönüş başladı. Şu anda Türkiye denilen uzay aracının ne fren mekanizması var, ne de paraşütü. Atmosfere çarptığı anda tutuşacak, paramparça olacak. Türkiye’nin bir paraşüte ihtiyacı var. Devlet düşünüyor. En iyi paraşüt yine “AK paraşüttür”. Akşener…

Baykal’dan beri CHP “kronik muhalif Ahmet efendinin” partisine dönüştü. Kılıçdaroğlu durumu düzeltmek için yırtınıyor, ama bu partinin içindeki “devlet”, hep birlikte göreceğiz, bu partiyi iktidar yapmaz. “Devlet aklıyla” düşününce de CHP Kılıçdaroğlu’nu ya da İmamoğlu’nu değil de, Akşener’i “devleti kurtaracak” paraşüt olarak görür.

Türkiye tarihi “yeni iktidar partilerinin” “eski iktidar partilerinin” içinden çıktığına şahitlik eder. İttihat Terakki’den Cumhuriyet Halk Fırkası, CHP’den Demokrat Parti, DP’den AP, AP’den Milli Selamet Partisi, MSP’den Adalet ve Kalkınma Partisi doğdu ve iktidar oldu. Şimdi sıra MHP’den doğan İyi Parti’ye gelmiş gibi görünüyor. AKP’den doğan Babacan ve Davutoğlu’nun partileri az sonra Akşener’in liderliğini kabul ederse hiç şaşırmam. Akşener’in başkanlığında Davutoğlu’nun Başbakan, Babacan’ın da Hazine Bakanı olması krizden “paraşütlü iniş” resmi olarak hiç de yabana atılamaz.

Ne dersiniz? Böyle bir “yumuşak iniş” halklar açısından iyi mi olur? Bu soruya yanıt vermek için yukarıda sıraladığım “eski partilerin içinden çıkan yeni partilerin iktidarlarında yaptıklarına” bakmak yeterlidir. Bu silsileli doğumlar Türkiye halklarına ne getirdi? Şu anda Türkiye nasıl bir durumda? Doğumların sonucu Türkiye’yi neredeyse sonun başlangıcına getirdi.

İster Akşener olsun, ister Kılıçdaroğlu ya da Babacan/Davutoğlu olsun, Kürt ve Kürdistan sorununu “radikal” bir şekilde çözme programı ilan etmedikçe, sonuç değişmeyecektir. Böyle bir program olmadıkça hiçbir iktidar değişikliği Türkiye’nin hiçbir sorununu çözemeyecektir.

İşte bu nedenlerle iktidar alternatifi olan bu partiler HDP karşısında doğru bir tutum almalıdırlar.

Ve çözülemeyen ekonomik, dış politik sorunlardan dolayı sefalete sürüklenenler, TBMM Grup Toplantılarında yapılan konuşmalara değil, konuşanların HDP’yle ilgili tutumlarına bakarak “helal olsun iyi konuştu, ya da boş konuştu” demeliler.

Sonra şuna karar vermelidirler: Akşener devletin paraşütüdür, HDP ise halkların paraşütü.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.