Diyarbakır gezisi

Cafer TAR yazdı —

11 Temmuz 2021 Pazar - 22:58

  • Türkiye'de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın yoğun ideolojik ve politik katkıları ile kurulmuş HDP dışındaki hiç bir parti Erdoğan karştılığını aşan bir programla topluma gitmiyor.

Türkiye'de çok uzun bir süredir güçlü bir değişim gereksinimi kendisini dayatıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu gereksinimi herkesten önce görmüş Kürt Halkını ve onun politik öncülüğünü söz konusu yeni sürece hazırlamıştı.

Uzun bir süredir devlet bütün kurumları ile Kürtler ve onların kurumlarının üzerine gelmesine rağmen Kürtlerin özgürlük iradesini kıramıyor. Hala Kürtler ve HDP Türkiye'nin en önemli demokrasi dinamiği olmaya devam ediyorlar.

Bütün Ortadoğu'nun muazzam bir dönüşüm süreci içinde olduğu herkesçe biliniyor; buradaki temel kavga eskinin yerine neyin geleceğidir. İşte tam da bu noktada Kürtler ve onların politik kurumları/vizyonları öne çıkıyorlar.

AKP çevreleri çok bilindik yönetemlerle Kürtleri etkilemeye çalışıyorlar. Çoğu zaman; şiddet, tehdit, şantaj, kimi zaman ise yoksul Kürtleri geçici işlere yerleştirme, iş birlikçi sahte Kürtçüleri ise ihale verme gibi artık herkesçe bilinen metodlarla kendilerine bağlamaya çalışıyorlar.

İktidar bütün Türkiye'de benzer methodlarla yol almaya çalışıyor. Kendine yakın çevreleri kamu kaynakları ile fonlarken; muhalliflerine ise kamusal alanı tamamen kapatıyor. Toplumu kendisine biat etmeye; adeta teslim olmaya zorluyor.

Geldiğimiz yer itibariyle AKP'nin iktidarını sürdürme biçimi toplumda önemli ölçüde teşhir olmuş ve toplumun geniş kesimlerince rededilmiş durumda. Düzen muhalefeti ise sorunu sadece Erdoğan'a indirgeyerek yol almaya çalışıyor.

Halbuki Türkiye'nin Osmanlı'dan beri süre gelen tarihsel kavgaları ve bu saatten sonra kimsenin üzerinden atlayamayacağı soyolojik fay hatları var. Ülkenin bütün bu reel problemlerini görmemezlikten gelen hiç bir anlayış bu ülkenin sorunlarını çözemez.

Hatta bırakın çözmeyi; bir vade sonraya bile erteleyemez. Başta Kürt Sorunu olmak üzere; inanç, demokratikleşme ve yoksulluk gibi sorunlar kimin Türkiye'de iktidarda olduğundan bağımsız olarak acil çözüm bekleyen sorunlar olarak var olmaya devam edecekler.

Türkiye'de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın yoğun ideolojik ve politik katkıları ile kurulmuş HDP dışındaki hiç bir parti Erdoğan karştılığını aşan bir programla topluma gitmiyor. Çünkü onlar da verili ilişkileri olduğu gibi sürdürmek, hatta Erdoğan öncesine dönmek istiyorlar.

Bunu Erdoğan'ın kendisi de biliyor; işte bu nedenle her defasında işe Kürtlerle başlıyor. Kürtlerin ne rüşvet vererek, ne de korkutularak yok edilemeyen ahlakileşmiş politik bilinci veya politik bir bilince dönüşmüş ahlaki duruşu kırılmadan Erdoğan Türkiye'de bir daha asla iktidar olamaz.

Kürtler ve onların partileri Türkiye ve Ortadoğu için en önemli ahlaki ve politik odağa dönüşmüş durumdalar. Geldiğimiz noktada bütün politik yaşamalarını Kürt karşıtlığı üzerine kurmuş olan İYİ Parti gibi çevreler bile önemli ölçüde HDP ve Kürtlerden etkilenmektedirler.

Türkiye'de iktidara gelince herşeye sahip olabileceğini düşünen insan tipi HDP'nin eş başkanlık sistemi ve iç demokrasiyi sürekli işleten kurumları ile büyük bir sorgulanma ve değişim sürecine girmiştir.

Bu ise iktidara gelmeyi kamu kaynaklarını talan etme olarak gören çevreleri endişelendirmektedir. Erdoğan Amed'e gelince bölgenin ve bütün Türkiye'nin kaçınılmaz geleceğini görmektedir. Eskiden Amed'den İstanbul ve İzmir gibi olması beklenirdi. Şimdi ise bütün Türkiye'den politik tercih ve ahlaki duruş olarak Amed gibi olması beklenmektedir.

Seçmeni manipüle edebilme yeteneğine güvenen Erdoğan Amed'de çok nisbi dahi olsa bir başarı elde edemezse bütün Türkiye'de politik güven kaybına uğramaya devam eder. Yirmi yıllık iktidar tecrübesi ile bunu herkesten daha iyi bilen Erdoğan bu nedenle seçim startını Amed'de verdi.

“Eskiden İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır!” denilirdi. Şimdi İstanbul'u kazanabilmek için Amed'i kazanmak gerekiyor. Ancak o zaman İstanbul'u kazanıp sonrasında bütün Türkiye'de iktidara gelebilirsiniz.

Buradan bakınca Erdoğan'ın Amed gezisi büyük bir fiyaskodur. Kimse bu halkın iradesini; artık ne korkutarak ne de rüşvet vererek kıramaz. Bütün Kürdistan ve Türkiye büyük bir değişim sürecine girmiştir ve bu büyük değişimin merkezi Amed'dir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.