- "Devlet süreci hızlandırmalıdır, Öcalan’ın statüsünü tanımalıdır” demekle yetinmek yerine, tıkayan ya da tıkayacak olan; statüsünü engelleyen sebebi kaldırmanın çaresine bakmalıyız.
VEYSİ SARISÖZEN
Sanıyorum bazı kelimeleri anlamından farklı anlıyoruz. Mesela “tıkanma” kelimesini “bitti, sona erdi” sanıyoruz. Böyle olduğu için bu kelimenin yerine başka zorlama kelimeler kullanıyoruz.
Oysa “Müzakere türeci şu anda tıkanmıştır ama bazı gelişlemeler var denebilir. Doğrudur lakin bir iki damla sızıyor diye 'musluk tıkanmadı' denemez. Tıkandığı için müzakere sürecini neyin tıkadığını bulmaya, bulup da tıkanıklığa ne sebep olduysa o sebebi kaldırmaya, musluktan gürül gürül suyun akmasına çalışıyoruz. Bomboş barış ve demokrasi havuzu, “damlaya damlaya göl olmaz”. İklim krizi ırmakları, gölleri; siyasi kriz barış ve demokrasi havuzunu kurutuyor.
Tıkanıklığa, Erdoğan ve Özel arasındaki iktidar kavgası, norm dışı devlete fırsat vererek sebep oluyor. Tahmin ediyorum ki; norm dışı devlet unsurları, Erdoğan’ın YENİ Parti'ye karşı yürüttüğü operasyon ve tutuklamaları bilerek toplumun hemen hemen tüm sınıflarına; mallarına el konan patronlardan maden işçilerine ve emeklilere kadar, ekmek çalandan trilyonluk vurgun yapana, çocuklardan yatalak yaşlılara, Avrupa’da kullanımı yasal olan uyuşturucu kullanandan uyuşturucu satıcılarına, LGBTİ+ bireylerinden hetero tecavüzcülere, laiklerden cemaatçilere, muhalefet partilerinden iktidar partisine kadar tüm alanlara yaymıştır.
Sonuç şudur: Hiç kimse artık özgürlüğünden ve mal-mülkünden emin olamaz. Bir ülkeyi kargaşaya sürüklemek için bu yapılanlardan daha başka bir şey yapılamaz.
Bir başka sonuç daha vardır: İki yıldan beri hemen her gün mafyayı hedef alan üç dört operasyon, 100-200 tutuklamayla gösterilen nedir? AKP iktidarının 25 yılda Türkiye’yi suç örgütlerinin cennetine çevirmekle kalmadığı, bizzat AKP’nin de bir suç örgütüne dönüştüğüdür. Hangi nedenle yapılıyor olursa olsun bu aralıksız süren operasyon ve tutuklamaların nesnel ve uygulanırsa hukuki sonucu budur. Bir iktidar değişikliği ya da Saray içi bir darbe durumunda AKP "suç örgütü" olarak yargılanabilecektir.
YENİ Parti İBB davası sonuçlanır ve İmamoğlu suç örgütü elebaşı olarak hüküm giyerse aynı zamanda YENİ Parti"nin de "suç örgütü" olduğu sonucunu doğuracaktır. Zaten İBB iddianamesinde şimdiki Adalet Bakanı, davayı “İmamoğlu suç örgütü” iddiasıyla açmış ve iddianamenin son bölününde o zamanki adıyla CHP’nin de "suç örgütü" olduğundan hareketle kapatılması için Yargıtay Başsavcılığının harekete geçmesini talep etmiştir.
Bu kaotik durumu yaratanlar, müzakere sürecini yürürlükten kaldıracak olursa DEM Parti’nin nasıl bir "suç örgütü” olarak hedef alınacağını uzun uzadıya ele almak bile gereksizdir.
Bütün bunlar bize “mutlaka bu sonuçlar doğacak” gibi bir iddiada bulunma hakkını elbette vermez ama böyle sonuçlara yol açabilecek bir kaotik durumun içinde olduğumuzu da hiç kimse inkar edemez.
Kaotik durum şöyle bir sonuç daha doğurmuştur: İçişleri Bakanı operasyonları yönetiyor, Adalet Bakanı tutukluyor ve Dışişleri Bakanı da ülkeyi savaşa sürükleyecek ittifakları kotarıyor. MİT Başkanı, bunlara gerekli bulduğu istihbaratı veriyor ya da vermiyor. Malum danışman ise devlet ve iktidar adına konuşuyor. İsimlerini bilerek yazmıyorum, çünkü halk şu anda bu isimleri ezberlemiş durumda ve ben daha da ezberlemelerine sebep olmak istemiyorum.
Sonuç: Ya bu kişiler devleti yönetiyor ya da her birinin bağlı olduğu kurum hangisiyse o kurumlar bu kişileri yönetiyor. İleride ne olacaksa bunların eliyle olacak.
Erdoğan ve Bahçeli’ye gelince, ben bu ikilinin artık devleti, hiç değilse yakın geçmişte yönettikleri kadar bile yönettiklerini düşünmüyorum. Bu ikili, Anıtkabir merdivenlerinden bile birilerinin yardımı olmadan inemiyor. Yaşlılar ve sağlıkları yerinde değil, etraflarındaki çıkar çevreleri her ikisinden sonrasına ya onların yerine geçmek için aralarında çekişiyor ya da ikiliden sonra başlarının ve paralarının selameti için vurgun vurup ülkeden kaçmaya hazırlanıyor.
Savunma, yani Savaş Bakanı'nı elbette bilerek işaret etmiyorum. Yanılmıyorsam ya bir bakan ya da bir danışman Cumhuriyet'in 103. yılında Anıtkabir yolunda yürürken bu paşaların paşasını “sallanma” dercesine sırtından iteklemişti. Belli ki paşayı ordu içinden bir muktedir yönetiyor.
Durum böyle. Sonuç ne olur ben bilemem ama gelişmeler, artık işlerin böyle gitmeyeceğini kesinlikle gösteriyor. O nedenle yüzde kaç ihtimal olduğunu bilemesem de en kötü ihtimallerden birinin “AKP ile YENİ Parti arasındaki seçim odaklı iktidar kavgasını, operasyon ve tutuklamaların gösterdiklerini, suçun (asıl suç örgütü olsalar bile kendilerinin dışında) heryere yayıldığını bahane ederek, ülkenin bölünmenin ve savaşın eşiğinde olduğunu” söyleyecek olanlar tarafından gerçekleştirilebilecek darbe ve diktatörlük olduğunu hatırlatıyorum. Bu ihtimal binde bir mi, yüzde yüz mü bunu da sahada bulunanlar hesaplayacaktır. İhtimal az diyebilirsiniz ama yok diyemezsiniz. Başkan Apo'nun "darbe mekaniği çalışmakta" dediğini unutmayalım.
O nedenle müzakere süreci tıkandı mı, tıkanıyor mu, yine de biraz ilerliyor mu yoksa geriliyor mu tartışmasıyla oyalanmak ve sadece “devlet süreci hızlandırmalıdır, Öcalan’ın statüsünü tanımalıdır” demekle yetinmek yerine, süreci tıkayan ya da tıkayacak olan, Öcalan’ın statüsünü ve özgürlüğünü engelleyen sebebi kaldırmanın çaresini düşünmeyi öneriyorum.
Aklıma gelen çareyi yazdım: Siyasi güçleri; YENİ Parti'lisinden AKP’lisine, DEM Parti'lisinden sosyalistine, laikinden mütedeyyinine kadar herkesi, Erdoğan ve Özel arasındaki kavgaya karşı durmaya; genel af için birleşmeye; ekonomik kriz altında açlığa yuvarlanan, özgürlüğünden, canından ve malından emin olmayan milyonları bu amaç için alanlara çağırmak, bana biricik çare gibi görünüyor. Devlet hızlansın, Öcalan’ın statüsünü tanısın değil, halk devleti hızlandırsın, statüsünü tanımaya zorlasın, demeye çalışıyorum. Bunu da müzakere sürecinin devamını sağlayarak yapsın, demiş oluyorum.
Aksi halde Türk halkı seçim odaklı ve sonuç vermeyecek olan bu kavgada birbirini yiyecek, Kürt halkı da yüreği ağzında müzakere tıkanacak mı, ilerleyecek mi, Başkan Apo özgürlüğüne kavuşacak mı yoksa kavuşmayacak mı beklentisiyle adım adım örgütsüzleşecek, meydan “norm dışı devlete” kalacaktır.
Belki de kaldı bile. İstanbul Barosu kongresinde bu “norm dışı devlet” müzakere sürecini devleti bölmeyi hedefleyen bir “darbe” olarak alenen niteleme cesaretini nereden buldu sanıyoruz? Bu “darbe suçlamasına”, “norm içi devlet"ten, AKP’den, YENİ Parti’den, TBMM Başkanı'ndan bir itiraz edeni duydunuz mu?
Bunların tümü “norm dışı devlet” etrafında birleştirilmeden, elimizi çabuk tutmamız, Erdoğan’ı ve Özel’i bu kavgaya son vermeye, kitleleri seferber ederek zorlamamız, genel afla toplumun nefes almasını sağlamamız bana şartmış gibi geliyor.
İşlemeyen demir pas, yoğrulmayan hamur küf tutar. Akarı olmayan durgun su çok kötü kokar.
Çürüme diyoruz ya, çürüme işte bundandır.
Ne demiş aklı erenlerimiz: Boş duranı Allah sevmez!