• İktidarın, YENİ Parti’yi mutlak yenilgiyle sonuçlanacak iktidar kavgasına zorlaması ve provokasyonlarla zamansız çıkışlara mecbur etmesi, biricik imkanı da ortadan kaldıracaktır.

VEYSİ SARISÖZEN

Sistem içi siyasi ortamla ilgili bilanço şudur:

AKP-YENİ Parti arasındaki iktidar kavgasında Özgür Özel grubunun elinden 'butlan'la CHP; kayyum ve tasfiyelerle belediyeler alındı.

Tutuklanan belediye başkanlarının, bürokratlarının ve belediyelerle iş yapan şirketlerin mallarına el konularak, bu partiyi destekleyen Batı yanlısı sermaye terörize edildi ve bu grup temsil ettiği bu sermayeninin fiili desteğinden mahrum edildi.

Halk TV, diğer bir çok kanal ve dijital medya alanları karartılıp YENİ Parti’nin elinde güvenebileceği medya kalmadı.

Şimdi sıra YENİ Parti’nin elinde kalan, partinin mitinglerine katılan ve ona oy vermeye kararlı seçmen kitlesine el koymaya geldi.

Özgür Özel’in geçtiğimiz Çarşamba akşamı bu kitleyi Halk TV önünde alana çağırmasına karşı bir takım polisiye engellerin yanı sıra AKP’nin A TV Kanalı, Özgür Özel’i “halkı sokaklara dökmeye, şiddete ve karışıklık çıkarmaya çalışmakla” suçlayan ve yine Özgür Özel’in Cumartesi günü medya çalışanlarının 14 ilde yapacağı gösterileri destekleme çağrısını aynı gerekçeyle “karışıklık çıkarma amacı taşıyan” bir tür kalkışma olarak ilan eden tehlikeli ve provokatif bir yayın yaptı.

Provokatif tertip hazırlığı

Son birkaç günlük gelişmeler, AKP-YENİ Parti iktidar kavgasında son aşamaya yaklaşmakta olduğumuzu, devletin yıllar boyunca muhalif kitlelere karşı yaptığı provokasyon tertiplerine hazırlandığını gösteriyor. Eğer bu ihtimal gerçek olursa YENİ Parti’nin “sokaklardaki gücü” de “bir günde” elinden alınmış olacaktır, çünkü seçmen kitlesi bugüne kadar devletin şiddet kullanmasına karşı direnme tecrübesine ve örgütlenmesine sahip değildir.

Yönetiminde olduğu partiyi, dayandığı sınıfsal desteği ve elindeki belediyeleri kaybetmekte olan YENİ Parti, bu darbe sürecini şu ana kadar geriletemedi.

Meclis'teki gücü işlevsiz

Eğer seçmen kitlesi de sokaklara çıkamayacak hale gelirse elinde sadece TBMM’de “ana muhalefet partisi” olma statüsü dışında hiçbir direnme gücü kalmayacaktır. TBMM’deki gücünün ise hiçbir işe yaramadığı açıktır.

Bütün umutlarını “seçime” bağlayan YENİ Parti’nin İktidarı “erken seçime” zorlayacak hiçbir imkanı yoktur. Erdoğan, ya kazanacağı bir seçimi zamanından bir ay önce yapacak ya da alacağı tüm hileli önlemlere rağmen seçimi kaybedeceği sonucuna varırsa, mesela Yemen Savaşı ihtimalini bahane ederek seçimi bilinmeyen bir zamana kadar erteleyecektir. Şu anda “Mekke İttifakı”, TBMM gündemindedir ve muhalefetin Türkiye’yi savaşın eşiğine getirecek bu ittifakı önlemesi ihtimal dışıdır.

Seçim her şeye rağmen yapılacak olsa bile yaklaşık iki yıllık süre içinde YENİ Parti, İBB davasında yargılananlar “İmamoğlu suç örgütü"nün üyeleri olarak hüküm giydiğinde “YENİ Parti suç örgütü haline gelmiştir” denerek kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya gelecektir. İBB İddianamesinde (o zamanki ismiyle) CHP’nin kapatılması talebi Yargıtay Başsavcılığına iletilmiştir.

Gidiş bu yöndedir.

Kürt desteğinden mahrum

DEM Parti, hiç kuşkusuz bu gidişe karşı çıkıyor, ancak müzakere süreci, devlet ya da iktidar tarafından sona erdirilmedikçe müzakere sürecini sona erdiren bir parti durumuna düşmekten haklı olarak bugüne kadar kaçınıyor. YENİ Parti de müzakere sürecinde olumlu tutumuna rağmen bu konuda ağırlığını DEM Parti ile birlikte koymadı. Dolayısıyla Özgür Özel ve arkadaşları, direnişçi ve örgütlü Kürt halkının yardımından mahrumdur. Devlet tarafından provokasyonla zamansız bir çıkışa zorlanması ve iktidar kavgasının topyekun çatışmaya dönüşmesi durumunda Kürt halkının eylemli desteği olmadan YENİ Parti’nin darbeci güçlere kendi başına karşı koyması ihtimal dışıdır.

Batı'nın desteği de yok

Böyle bir kaotik duruma Batılı devletlerin müdahale etmesi de çok uzak bir ihtimaldir. Bugüne kadar yaşanan darbe sürecine söylem dışında müdahale etmeyen Avrupa, ABD ve İsrail, yaşanacak kaotik karışıklıktan istifade ederek Türk devletini İran’a karşı savaşa sürükleme ve bu amaçla gerçekleşecek bir diktatörlük rejimine destek verme tutumu izleyecektir.

Biricik gerçekçi alternatif

Elbette iktidarın baskılarına karşı tüm demokratik güçlerin kitlesel eylemlerle karşı koyması şarttır. Provokasyon korkusuyla alanlardan çekilmek bu gidişi önleyemez. Özel olarak bu Cumartesi günü medya çalışanlarının 14 ildeki mitinglerine, tüm güçler destek vermelidir. Burada söylenmek istenen şudur: Ne bu tür eylemler ne de TBMM’de kürsü nutukları, diktatörlük ve savaşa gidiş sürecini durdurur. Türkiye’nin önündeki biricik gerçekçi ve demokratik alternatif, devletin ve iktidarın “ne savaş ne de barış” oyalamasıyla adım adım çıkmaza soktuğu müzakere sürecini, tüm demokrasi güçlerinin kararlı biçimde desteklemesidir. Barış, demokrasi hedefine bir başka gidiş şu somut koşullarda mümkün değildir.

Bu açmazdan da çıkış

İktidarın, YENİ Parti’yi mutlak yenilgiyle sonuçlanacak olan iktidar kavgasına zorlaması ve provokasyonlarla onu zamansız çıkışlara mecbur etmesi, önümüzdeki biricik gerçekçi demokratik imkanı da ortadan kaldırma sonucunu verecektir. Bu durumda henüz kimse tarafından desteklenmese de açmazdan çıkışla ilgili önerimi bir kere daha tekrarlamak isterim: AKP ve YENİ Parti dışındaki demokratik partiler, hareketler, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, sanatçılar bu iki parti arasındaki iktidar kavgasının demokratik ortamın oluşmasına kadar ertelenmesi ve TBMM’deki tüm partilerin “genel af” talebi etrafında birleşmesi çağrısıyla harekete geçmelidirler. Elbette bu sayılan demokratik güçler, asıl mağdur durumdaki YENİ Parti ile dayanışmalarını ilan etmeli; kaotik durumun baş sorumlusu olarak Erdoğan iktidarını göstermeli; onu da bu gidişin sonunda tasfiyeye uğrayacağı yolunda uyarmalıdır.

Alternatifi olan açıklasın

Türk devletinin “senaryo çekmeceleri"nde birden fazla siyasi senaryo olduğu unutulmamalıdır. Bilinmelidir ki; kaç senaryo olursa olsun, tüm senaryoların biricik alternatifi, Barış ve Demokratik Toplum hedefli müzakere sürecini başarıya ulaştırmaktır. Demokrasiye ve barışa götürecek bir başka alternatif önerisi olanlar varsa artık gecikmeden dile getirmeli ve şu sorulara yanıt vermelidir:

* Diktatörlüğe ve savaşa gidiş, bu koşullarda erken seçimle önlenebilir mi?

* Gelecekte değil, şu sayılı günlerde diktatörlüğe ve savaşa gidişi önleyecek devrimci bir kalkışma ihtimali var mıdır?

* Bugünkü siyasi kaotik ortamda ve Öcalan hâlâ esaretteyken müzakere sürecinin sonuç vermesi mümkün müdür?

Bitirirken son söz olarak şunu söyleyebilirim: Türkiye’nin önünde tek demokratik çıkış yolu, müzakere sürecini barış ve demokratikleşme sonucuna ulaştırmaktır. Eğer bu tüm çabalara karşı başarılamazsa Hareket’in elinde masa devrildiği zaman tercih etmesek de farklı alternatifler bugün de vardır.

Yatağı tıkanan su, yolunu bulur.