• Müzakere sürecinde en acil talep, silahsızlanma karşılığında şimdiki ortamın normalleşmesi olmalıdır. Güven, çoklu krizlerle ve tehlikelerle dolu ortamın normalleştirilmesiyle sağlanır.

 VEYSİ SARISÖZEN

40 yıldır savaştığı bir güç ile Kürt sorununu çözme perspektifiyle barış masasına oturan bir devletten ne beklenirdi?

Müzakere masasında oturduğu ve anlaşmaya çalıştığı muhatabına güven duygusu vermesi beklenmez miydi? 40 yıldır Kürt sorununda çözüm talep eden sivil, silahsız halkın köylerini yakan, gazetesini bombalayan, yasa ve anayasa dinlemeden yasal partilerini kapatan, yöneticilerini, milletvekillerini ve belediye başkanlarını hapse atan bir devletten, Anayasa'ya, AYM ve AİHM kararlarına artık uyacağız demesi beklenmez miydi? Hiç değilse Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ve Meclis Komisyonu raporu sonrasında, Anayasa, AYM ve AİHM kararlarını tanımayan tutumlara son vermesi beklenmez miydi?

Evet, eğer devlet masadaki muhatabına güven vermeyi düşünseydi bu beklentilere yanıt verirdi ama vermedi.

Şu aklımıza gelebilir: Savaş sona erdi; hâlâ bazı tutuklamalar olsa bile kitlesel tutuklamalar durduruldu; yollarda insanları bezdiren kontroller gevşedi; kimi zaman yaşansa da halkın eylemlerine gazlı, basınçlı sulu, plastik mermili ve hatta zaman zaman gerçek mermili saldırılar yaşanmadı…

Doğru ama devletin Öcalan ile masaya oturması ve Kürdistan’da söz konusu gelişmelerin yaşanması, Hareket’in gücü sayesinde gerçekleşti. Devletin III. Dünya Savaşı'nda Kürtler ile savaşı sona erdirme zorunluluğu, Hareket zayıf düşseydi gündeme bile gelmezdi. Hem masaya mecburen oturup hem de sivil halka saldırması da o nedenle mümkün olmadı.

Elbette başka bir şey oldu: Erdoğan, tam masanın kurulma aşamasında İmamoğlu’na, Özel de Erdoğan’a karşı iktidar kavgasını başlattı. Bu kavga, iki yılın sonucunda CHP’ye 'butlan'la ve şimdi de Halk TV’ye kayyumla el koymaya kadar vardı. Dijital muhalif medya neredeyse tümüyle karartıldı ve zindanlar YENİ Parti'lilerle, gazetecilerle, birbirine zıt dünya görüşüne ve hayat tarzına sahip insanlarla dolduruldu.

Bu darbe süreci durdurulamadı. Milyonların doldurduğu miting alanları iktidarı caydıramadı. Neden? Çünkü sistem içi muhalefet, devletin tüm güçlerini seferber edebilen iktidar karşısında, Kürt Özgürlük Hareketi kadar güçlü değildi.

Demek ki devlet ve iktidar, karşı olduğu güçlere karşı insafsızdır. Zayıflayanı ezmektedir. İşte bu gerçek, Kürt Özgürlük Hareketi'nin “silahsızlandırılarak” zayıflatılmaya çalışıldığı şu aşamada, masadaki güven duygusunu kökten yok etmektedir. Hareket, dağdan silahsız olarak inecek olan gerillaların tutuklanıp tutuklanmayacağından emin değildir. Güven duygusu hakim olmadığı durumda gerillanın, henüz halkın saflarında siyasallaşma fırsatı bile bulamadan, hiçbir güvenceye sahip olmadan topyekun silahsızlanarak zayıflamasını kimseye kabul ettiremezsiniz. Güven, şu anda “zayıf” rakibe karşı uygulanan operasyonların ve tutuklamaların; reel medyaya ve dijital medyaya yönelik karartmaların; Anayasa, AYM ve AİHM kararlarını çiğnemenin sona ermesiyle sağlanabilir.

Bu güven sağlanmadan tek bir gerillanın bile silahını bırakmasına gönlüm razı olmaz.* Bana 'ülkeye dön' denir denmez, bu yaşımdan sonra başıma neler geleceğini düşünmeden dönerim ama komşum dönmeye kalkarsa “biraz bekle” diyerek onunla vedalaşırım.

Türk'ün Türk ile ölümüne kavgaya tutuştuğu ve ülkenin bu kavganın yarattığı ortamda, mevcut iktidarı da sistem içi muhalefeti de tasfiye edecek olan “seçimsiz diktatörlüğe" ve Yemen ardından İran’a karşı savaşın eşiğine geldiği şu ortamda, bu norm, kural, ilke tanımayan devlet, Kürt’e ayağı sürçtüğü zaman neler yapmaz?

Güven, sadece silahsızlanacak olan gerillaya şu ya da bu yasayla verilecek ve her an geri alınabilecek garantilerle sağlanamaz. Türkiye’nin altını üstüne getiren şu çok yönlü krizlerle ve tehlikelerle dolu ortamın normalleştirilmesiyle sağlanır. Şurası da açıktır ki; ülkenin normalleşmesi, Kürt Özgürlük Hareketi tarafından sağlanamaz. Normalleşme sorumluluğu, iktidar partisi AKP’ye ve ana muhalefet partisi YENİ Parti’ye aittir. Her ki parti, aralarındaki iktidar kavgasına son verdikleri; Erdoğan’ın kaosu tırmandıran bakanlarını, komutanlarını tasfiye ettiği; sonrası için iki partinin “genel af” yasa tasarısında anlaştıkları takdirde ülke normalleşir.

O zaman geriye müzakere sürecini Öcalan’ın özgür olarak yönetmesi, Kürt sorununda üniter yapıyı tehdit etmeden, “demokratik entegrasyon ve yerelin merkezden özerkliği" temelinde çözümün sağlanması normal yollardan gerçekleşir. Ülke demokratikleşir. Paylaşılacak kozlar ve iktidar hevesleri varsa bu iki parti işte o zaman kozlarını paylaşmayı ve iktidar heveslerini gidermeyi, demokratik, parlamenter seçim rekabetiyle giderebilirler.

Bugünkü anormal şartlarda ne seçim olur, ne Kürt sorununda çözüm olur, ne demokrasi ve ne de barış olur. Refah ise hayal olur.

Yazımın özeti şudur: Müzakere sürecinde en acil talep silahsızlanma karşılığında şimdiki ortamın normalleşmesi olmalıdır. Bu önşart (silahsızlandırmayı fırsat bilen) darbeci norm dışı devleti zora sokar, sağduyulu norm içi devleti ise çözüme heveslendirir. Aynı zamanda “Öcalan özgür olmadan silahsızlanma olmaz” diyen Hareket’in de ön şartını karşılamış olur.

* Gönlüm razı olmamakla birlikte, yarın bir grup gerilla dağdan inebilir. Alınan karara saygı duyarım, çünkü böyle askeri kararlar, gönlümüzden geçenlere göre değil, somut şartların analizine göre alınır. Öcalan da Hareket de somut şartları  benden çok daha iyi bilir.