• “Dağlı kadın”, silahlı gerilla savaşının içinde bağımsızlığını ilan etti. Ordulaştı ve partileşti. Kendi komutanlığını ve siyasi yönetimini adım adım inşa etti.
  • Özgür kadının kendisi, bugünkü erkek egemen rejime karşı en büyük manevi silaha dönüştü. “Dağlı kadın”, işte bu dönüşümün gücüyle dağdan silahsız olarak inşa için inecek.

VEYSİ SARISÖZEN

Raperîn isimli kadın gerilla, Kürt diline yeni bir kavram kazandırdı: Dağlı kadın…

Kulağıma bu kavramı duyduğum zaman asırlar öncesinden, eskilerin ifadesiyle Fransız İhtilal-i Kebiri yıllarından sesler geldi: Montanyarlar…

Her devrimci süreçte bir “dağlılar” vardır, bir de “ovalılar.” Hepsi o tarihsel şartlarda kendine özgü anlamlar ve içerikler kazanır. Ortak anlamları ve içerikleri “dağlıların devrimci, ovalıların reformist” olmalarıdır.

Dünya tarihinin yazdığı devrimlerde bu “dağlılar" ve "ovalılar”, istisnasız “erkekti.” Devrimlerin tarihi “erkek devrimcilerin ve erkek reformistlerin tarihidir.”

Raperîn’in “dağlı kadını” dünya devrimler tarihinin “cinsiyetinde” ihtilal yapan kadındır. Kadının ilk komünal toplumun sona erdiği günden başlayan “makus talihini” kökten değiştiren işte bu “dağlı kadındır.”

Devrimler tarihi neden yenilgiler tarihidir? Gözlerimizi devrimci süreçlere açtığımız günden beri, hele Büyük Ekim Devrimi'nin yenilgiye uğradığı şu uğursuz çağda kendimize sorduğumuz soru işte buydu. “Dağlı kadın” bir türlü cevabını bulamadığımız bu sorunun cevabıdır. Raperîn, bize şöyle dedi: Yenildiniz, çünkü tarihinizde “dağlı kadın” yoktu. Kanlarınızla yazdığınız devrimlerin tarihi “yarım devrimlerin tarihidir.”

Evet, o yarım devrimlerin tarihinde Klara Zetkinler, Kollantaylar, Krupskayalar, Rozalar, Zoyalar daha niceleri vardı. Onlar ve diğerleri “dağlı kadının” habercileriydi ama sadece habercileri… Devrime “katılmışlardı”, evet ama sadece katılmışlardı. Çok büyük rol oynamışlardı, doğru; erkek egemenliğine itirazları vardı bu da doğru ama hiçbiri o egemenliği aşamadı. Kadın şair Ahmadova’ya “fahişe” dendiği yıllardı.

“Dağlı kadın”, tüm devrimci süreçlerin en “erkeksi, en  merkeziyetçi, en mutlak disiplin, en erkeksi cesaret isteyen silahlı gerilla savaşının” içinde bağımsızlığını ilan etti. Ordulaştı ve partileşti. Kendi komutanlığını ve kendi siyasi yönetimini adım adım inşa etti ve  “yarım devrimi bütünsel devrime” dönüştürdü. Devrimler tarihinde ilk kadın devrimi böyle gerçekleşti ve dünya “Jin Jiyan Azadî” devrimi böyle başladı.

Şimdi “dağlı kadını” erkek egemenliğinin en azgın, en amansız, en klerikal, en reaksiyoner, en emperyalist ve terörist biçiminin kol gezdiği ülkeye ayak basmaya hazırlanıyor. Silahlarını yakarak…

Komünal toplumda silah, ilk yontma taş baltaydı ve avcılığın iktisadi aracıydı. Komünden sonra köleciliğin tahakküm aracına dönüştü. Dinamiti icat eden Nobel isimli erkekti. Atom bombasının mucidi de erkek. Gerillanın elindeki kalaşnikoflar, Kalaşnikof isimli erkek tarafından icat edildi. Silah erkektir.

“Dağlı kadın”, binlerce yıldır kendisine çevrilmiş bu erkek icadı silahı onun elinden aldı. Kullandı ve şimdi kendisine yabancı olan bu silahı Besê Hozat’ın öncülüğünde, erkek yoldaşlarıyla birlikte yaktı.

Bu nedir?

Dağlı kadının tepeden tırnağa kadar silahlı erkek egemenliğine silahsız olarak meydan okumasıdır. Binlerce yıldır erkek icadı silahla köleleştirilen kadın, silahla özgürleşmedi, silah başında kadınlığının bilincine vararak özgürleşti. Özgür kadının kendisi, bugünkü erkek egemen rejime karşı en büyük manevi silaha dönüştü.

“Dağlı kadın”, işte bu dönüşümün gücüyle dağdan silahsız olarak inecek ve Raperîn’in ilan ettiği gibi “demokratik, ahlaki, kadın özgürlükçü, ekolojik ve komünal sosyalist toplumu inşa edecek.”

Böyle bir toplum bugüne kadar inşa edilemedi. Biz erkekler “neden edilemedi” sorusunu sorup durduk. Ne yapmalıyız ki böyle bir topluma ulaşalım diye kafa patlattık. Demiştim; Raperîn bize “çünkü o zamanlar biz yoktuk, şimdi varız, siz yalnızdınız, erkek erkeğe vuruştunuz, yalnız erkek hiçbir şeydir, dağlı kadınla dağlı erkek hep birlikte hepimiz her şeyiz” mesajını verdi.

İşte yeni olan budur.

Denenmemiş olan "dağlı kadın"ın devrimci süreçteki öncü rolüdür. Erkeğin yarım bıraktığı görevi tamamlama misyonuyla artık vardır.

Demokratik entegrasyon diyoruz ya… Konumuzun bağlamında demokratik entegrasyon, kadının kendi bağımsız örgütüyle, öz savunma deneyimiyle erkekle sadece hukukta değil, toplumun her hücresinde eşitliğidir. Bunun anlamı cinsiyet sorununu çözme yolunun açılmasıdır.

Cinsiyet sorunu, binlerce yıllık bir sorundur ve bu sorunu çözmenin yolunu açacak özne “dağ kadınıdır” ve belli ki birkaç yüzyıllık Kürt sorununu  çözmenin yolunu, kadını kurtarırken tüm toplumu kurtaracak olan işte bu “dağ kadını” açacaktır.

Elindeki Jinolojî her sınıftan, her meslekten kadına hitap ediyor ve nüfusun yarısını kölelikten kurtulmaya ve özgürlüğe çağırıyor. Daha şimdiden nüfusun diğer yarısını oluşturan erkeklerin içlerindeki egemenlik hırsını, Amed’de öldürme sözü verenlerini de yanına almıştır.

Erkekler sınıflara bölünmüştür. Egemen sermaye sahibi erkekler, diğer erkeklerin çoğunluğunu parayla, silahla, zindanla esir almıştır. Şimdilik azınlıkta olan işçi-emekçi erkekler, bunlara karşı mücadele etmektedir. Erkekler bugün ya da yarın parçalanacaktır.

Kadınlar ise toplumun bin yıllık çelişkisiyle erkek egemenliğine karşı her geçen gün “dağlı kadın"ın etrafında birleşecektir.

Kürt ulusunun çoğunluğu “Kürdistan sömürgedir” dendiği günden bugüne nasıl Türkleşmiş küçük bir azınlık dışında farklı sınıflarıyla birleştiyse öyle. “Kadın köledir” dendiğinden beri kadınlar da bir avuç “köleliği para karşılığında” benimseyenler dışında tüm sınıfsal zümreleriyle birleşecektir.

Dar sınıfsal yaklaşımların zamanı çoktan geçmiştir ama “dağ kadını” beş parasız bir gerilla emekçisidir. Sosyalisttir. O, sınıfsal olanla sınıf üstü olanın diyalektik birliğidir. Erkek devrimleri ise tarihsel somut şartların zorunlu sonucu olarak sadece "sınıfsaldır."

Kadın devrimi, geniş anlamda hem sınıfsaldır hem de sınıflar üstüdür. Erkek egemen hakim sınıfa karşı sınıfsal, her sınıftan kadının özgürlüğü için sınıflar üstüdür.

Buna ekolojik sorunu da ekleyelim: Kadın devrimi, iklim krizini yaratan erkek egemen kapitalist moderniteye karşı sınıfsal bir devrimdir, iklim krizinin tüm insanlığı felakete sürüklemesine karşı tüm insanlığı birleştiren sınıflar üstü bir devrimdir.

Bu yazı, kadınlara devrimciliği öğreten bir yazı değildir. Raperîn’in anlattığı “dağ kadını"ndan ne öğrendiysem onları özetleyen bir yazıdır.

Doğru mu öğrendim yanlış mı öğrendim yoksa eksik mi öğrendim buna da devrimin öncüsü “dağ kadınları” cevap verecektir.

Doğru cevaplar masada değil, dağlarda verildi çünkü.