- Danışmanın biri haddini aşıp konuşuyor: Güya Öcalan’ı esir almış da gerillayı silahsızlandırmakla görevlendirmişmiş. Özgürlükmüş, statüymüş, hiçbir şey vermeyecekmiş.
- 90'ına merdiven dayamış bir yurttaş olarak tecrübeyle uyarıyorum: Tehlikeli provokasyonu sergileyen bu danışmanın diliyle birkaç konuşma daha yapılırsa sabır taşını çatlatırsınız.
- Yanlış hesap yapmayın. Sabır taşını çatlatmayın. III. Dünya Savaşı'nın içinde olduğunuzu unutmayın, Yemen’e buğdaya gideceğiz derken evdeki bulgurdan olursunuz.
- 60 milyonluk halkı, “taktik ittifaklar” kurmaya zorlamayın. Sırça köşklerle dolu şehirlerde oturduğunuzu, granit kayalardaki aleme taş atılmayacağını hesaba katın.
VEYSİ SARISÖZEN
Müzakere sürecinde Öcalan’ın karşısında kim oturuyorsa öyle bir tutum alıyor ki, sanırsınız gerilla onlara “savaşı durdurun, dağdan inmemize izin verin” diye yalvarıyor, onlar da nazlanıyor.
Bu saçmalığı her kim yapıyorsa ve yapanlar müzakere sürecinde Öcalan’ın muhataplarıysa, yani bu işi devletin kendisi tezgahlıyorsa taktikleri kabak gibi meydandadır:
* Savaşı göze alamıyorlar,
* Barışa da niyetleri yok.
Ne savaş ne de barış olsun biz asıl işimize bakalım, diyorlar.
İşleri ne?
Erdoğan sonrasına ve savaşa hazırlanmak.
“Erdoğansız, Özelsiz, DEM Parti'siz ve seçimsiz diktatörlüğün” zeminini olgunlaşsın diye AKP-YENİ Parti arasındaki iktidar kavgasını kızıştırıyorlar. Her suç işlediklerinde, lütfen dikkat buyurun "Cumhurbaşkanımızın talimatıyla yaptık" diyorlar. Bir taşla iki kuş vuruyorlar; hem seçimle iktidar rüyası gören YENİ Parti’nin canına okuyorlar hem de iktidara doğru yüzdüğünü sanan Erdoğan’ı bataklığa batırdıkça batırıyorlar. Bu gidişe dur diyecek biricik güç olan Kürt halkını da “işlemeyen demir pas, yoğrulmayan hamur küf tutar” hesabıyla barış ve demokrasi sürecinden umudunu kesip adım adım siyasi hayatın dışına düşsün, Öcalan’a ve Hareket’e güvenini kaybetsin diye, akbabalar gibi gagalarından salyalar akıtarak bekliyorlar.
İyi de, Öcalan dediğiniz insan ve Önderliği altında birliğini koruyan bu Hareket, feleğin çemberinden geçmiş. Devlet, tuzak, hile, hurda nedir, ezbere biliyorlar.
Aynı zamanda onlar da özdeyişlerden haberli: Şêx Seîd ve Seyid Rıza'yı görmüş ninelerinin “Acele eden ecele gider”, “sabreden derviş muradına erermiş”, “sabrın sonu selamettir” nasihatleri ile büyümüşler. Her biri, birer granitten yapılmış “sabır taşı”gibiler.
Ya sabır taşı çatlarsa?
“Ne savaş ne de barış olsun” saçmalığı, sabırlarını taşırır; “İşlemeyen demirin pas, yoğrulmayan hamurun küf tutmakta olduğunu” görürlerse korktuğunuz başınıza gelmez mi?
Akbabalar gevrek gevrek gülmekte ve şöyle demekteler: “Geçmiş olsun Türkiye’den çekildiler, tünelleri boşalttılar, artık öyle karakol basmakmış, yolları tutmakmış, gündüz çoban gece milismiş, gerilla timleriyle dağlarda özgürce gezmekmiş, Medya Savunma Alanları'ndan çıkıp sınırlarımızdan sızmakmış… Geçin bunları... Bir iki tüneli daha boşaltsınlar, kendileri Kandil’den elleri havada bize koşacaklar…"
Elleri havada ha? Hava alırsınız.
Öyle bir savaş, öyle bir gerilla yok artık. Havalara bakın, dronlar, füzeler uçuşuyor. Düşman, düşmanını dürbünle bile göremiyor. Savaş teknolojisi değişti ve teknoloji dediğini, kol işçisinin makinaları yapmıyor, beyniyle yapay zeka misali modern işçi yapıyor. Murat Karayılan’ın açıklamalarından biliyorum: Kandil’de süper zekalı gençler var. Farelerin bastığı tünele dronla “adrese teslim kedi” gönderdiklerini bile okumuşum. Gezenlerden duyuyorum, öyle modern tüneller yapmışlar ki; dağdan indiklerinde Kürdistan’da metrosuz köy bile bırakmayacaklar. “Tekno-gerilladan” söz ediyorum. Cebinde tırnak çakısı bile yoktur ama beyni modern bir silahtır. Dağdan silahsız ama beyniyle inecektir.
Ne sanıyorsunuz?
Yanlış hesap yapmayın. Sabır taşını çatlatmayın. III. Dünya Savaşı'nın içinde olduğunuzu unutmayın, Yemen’e buğdaya gideceğiz derken evdeki bulgurdan olacağınızı aklınızdan çıkarmayın. 60 milyonluk potansiyel gücüyle Türk halkına yardım elini uzatanları yeniden “taktik ittifaklar” kurmaya zorlamayın. En önemlisi de sırça köşklerle dolu şehirlerde oturduğunuzu, granit kayalardaki aleme taş atılmayacağını sakın ola ki hesaba katmazlık etmeyin.
Türk halkına da Kürt halkına da, hatta kendinize yazık edersiniz.
Evet, bunun da kazananı olmaz ama bu defa hepimiz kaybederiz.
O halde bırakın “ne savaş ne de barış olsun” kurnazlığını. “Barış olsun, demokrasi olsun, refah olsun.”
Laftan da anlamıyorsunuz
Müzakere masasındaki muhataplarınız, sizinle empati kuruyor, diplomatik konuşuyor, mesela ne yapmak istediklerini bile sizin Türkçenizle anlatıyor:
* Bıraktım “üçüncü gözü”, müzakere masasında “tercüman” şartını bile ileri sürmüyor.
* Ana dilde eğitime karşı “tek dil” demenizin asimilasyon, yani “silahsız soykırım” olduğunu yüzünüze vurmuyor.
* “Dilde de entegre olalım” diyor. “Ben Türkçe öğreneyim, sen de Kürtçe öğren” diyor.
* Daha önemlisi en temel hakkını talep etmek yerine, “etnik temelde olmayan” tüm ülkedeki yerellerin merkezden özerkliğinden söz ederek devletin “üniter yapısını” bile koruyacağını anlatıyor.
Laftan da anlamıyorsunuz.
Haddini aşan danışman
Danışmanın biri devlet adına haddini aşmış konuşuyor: Güya Öcalan’ı esir almış da gerillayı silahsızlandırmakla “görevlendirmiş.”
Öyle özgürlükmüş, statüymüş, hiçbir şey vermeyecekmiş.
Şu ana kadar yapılan en tehlikeli provokasyonla karşı karşıyayız. Devlet ve Saray adına yapılan bir provokasyonla...
Ben diplomat değilim. Kimse adına da konuşmuyorum. 90'ına merdiven dayamış bir yurttaş olarak tecrübeyle uyarıyorum: Bu danışmanın diliyle birkaç konuşma daha yapılırsa sabır taşını çatlatırsınız.
O zaman vaktiyle İnönü’nün diktatörlüğe giden Menderes’e “sizi ben bile kurtaramam” dediği gibi, Öcalan da “sizi ben bile kurtaramam” diyecektir sanıyorum.
Öcalan, şu karmakarışık dünyada hepimizi, bizi de sizi de kurtarmanın yolunu çizmiş. Kadrini ve kıymetini bilin!..