Erdoğan Biden dönemine Çin aşısıyla mı hazırlanıyor 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

8 Aralık 2020 Salı - 23:00

  • Birkaç ülke dışında yalnızca Türkiye Çin aşısını ithal ediyormuş. Acaba Türk derin devleti ABD’nin yeni yönetimine “işaret” mi veriyor? Amerikan-Çin rekabetinde “kontr saf tutabileceğine” dair bir şantaj emaresiyle mi karşı karşıyayız?

Biliyorsunuz, Cumhuriyet Gazetesi’nin yazarları arasında (Perinçek Maoculuğunun takipçisi) Çinciler var. Bunlar CHP tabanını sözüm ona “anti-emperyalizm” sosuna bulanmış milliyetçi propaganda ile, Erdoğan’ı vesayet altına almış olan “derin devletin” etkisi altında rejime muhalefetten uzak tutuyorlar.

Dün Sözcü Gazetesi’nde Yılmaz Özdil’in “Çin aşası” hakkındaki yazısını okuyunca şaşırdım. Bu ulusalcı yazarın da diğerleri gibi Halkalı’dan kalkıp, Maltepe’de kör hatta çekilen Çin trenine bineceğini sanmıştım. Hayret uyandıracak verilerle müthiş bir Çin aşısı yazısı yazmış. Birkaç ülke dışında yalnızca Türkiye Çin aşısını ithal ediyormuş.

Yazar bunun sebeplerini sormuş. Batılıların ürettiği aşılar daha ucuz, Çin aşısı ise çok pahalı olduğu halde, Erdoğan rejimi neden Çin aşısı alıyor?

Daha da ilginci vaktiyle Domuz Gribi salgınının yayıldığı yıllarda, şimdi Korona’ya karşı aşı üreten Çin şirketi ona buna rüşvet vermiş, Domuz Gribine karşı ürettiği aşıyı öyle satmış.

Özdil, haklı olarak “rüşvet” alınıp alınmadığını da merak etmiş.

Her şey olabilir. Rüşvet de aşı ithalinde rol oynamış olabilir. Ama ben bir başka ihtimalden söz edeceğim.

“Biden dönemine hazırlıktan.”

Acaba Türk derin devleti ABD’nin yeni yönetimine “işaret” mi veriyor? Amerikan-Çin rekabetinde “kontr saf tutabileceğine” dair bir şantaj emaresiyle mi karşı karşıyayız?

Neden olmasın?

Erdoğan rejimi için iktidarı elde tutmak hayat-memat meselesi. Düştükleri gün başta Erdoğan ve mahdumları, çok sayıda suç ortağı kendilerini hapiste bulacak. Ama daha öncesinde ise hem AB’den, hem de ABD’den yaptırım tehditleri Erdoğan rejiminin ekonomik temelini berhava edebilir. Şu sıralar Kürt özgürlük hareketine karşı işbirliği yaptığı Barzani’in karşı karşıya kaldığı “yoksul ayaklanması” Erdoğan’ı da sarsabilir. Esnaf dama çıkmış kendi tabelasını tekmeliyor. İşaretler güçleniyor.

Ve tam bu dönemeçte bir de bakıyoruz, Erdoğan, üstelik iki “Türk” bilim insanının ürettiği, son derecede ucuz “Batılı aşı” yerine, fahiş fiyatlı Çin aşısını tercih ediyor.

Şimdi kendinizi Biden’ın yerine koyun: Ne düşünürsünüz?

Dünya aşı piyasasındaki vahşi rekabet ortamında NATO üyesi TC’nin Çin aşısı tercihini kendinize karşı bir tehdit ve şantaj olarak algılamaz mısınız?

İran’ın nükleer silah edinme çalışmalarına hız verdiği şu aşamada, Erdoğan günün birinde Çin’den nükleer teknolojiyi çaktırmadan elde ettiği zaman dünyanın suratının ne hale geleceğini düşünebiliyor musunuz? Erdoğan Biden’a şöyle diyecektir? Trump bize USA Patriotlarını vermeyince nasıl S-400 aldıysam, şimdi beni devirmek isteyen ABD yönetimine karşı ben de Çin mahreçli atom bombası alıyorum.

Emin olun böyle bir “Müslüman Atom bombası”nın imal edildiğini rüyanızda bile görseniz, günlerce kendinize gelemezsiniz.

Baksanıza haritaya…

Ezeli düşmanlar Pakistan ve Hindistan şu anda termo nükleer silaha sahipler. Nükleer savaş tehlikesi özellikle Pakistan gibi iç dengeleri karma karışık bir ülke söz konusu olduğunda insanlık için ürkütücüdür.

Ve şimdi Şii hegemonyası peşinde koşan İran ile Sünni hegemonyası peşinde koşan Türkiye’nin birer nükleer güç haline geldiğini düşünün. Buna bir gün İran’la, ertesi gün İslamcı TC ile papaz olan İsrail’in nükleer cephanesini ekleyin. Göreceğiniz manzara elbette uykunuzu kaçırır.

Şunu da aklımızın bir köşesine yerleştirelim: Küresel güçlerin, ABD, Fransa, Rusya ve Çin gibi nükleer devletlerin arasında, geçmişte “dehşet dengesi” denilen bir denge var. Bu dengeyi sağlayan faktör, bunların elindeki nükleer silah miktarının tüm dünyayı defalarca yok edecek güce sahip olması.

Bu ülkeler Pakistan, Hindistan ve Kuzey Kore gibi ülkelerin nükleer gücünden pek korkmazlar. Çünkü ellerinde bunların saldırılarını savuşturabilecek çok sofistike savunma sistemleri var. O nedenle eğer elde ederlerse İran ve Türkiye’nin de bombalarından korkmazlar. İşte bu korkmayan küresellerden biri, örneğin Çin, bal gibi Türkiye’ye nükleer silah teknolojisi ya da zenginleştirilmiş uranyum verebilir. ABD-AB ile Çin arasında ölümüne bir ticaret savaşı söz konusu olur, işler soğuk savaşa dönüşürse Çin neden bu ihtimali hesaba katmasın?

O nedenle ucu nükleer silahlanmaya kadar varabilecek olan “Çincilik” merakına karşı uyanık olunmalı.

Pandemi’de canımızı Çin aşısıyla mı yoksa Batılı aşıyla mı kurtaracağımız ikincil meseledir; önemli olan insanlığı savaş hezeyanına karşı aşılamayı becermekte.

Bu nasıl olacak?

Apocu üçüncü yolu her türlü maceracılığa karşı tüm halklara tavsiye ederek. ABD-AB ile Çin-Rusya arasındaki çelişkiyle tehlikeli oyunlar oynamak yerine, bu iki kutbun arasında her türlü hegemonyacılığa, dinci bağnazlığa, milliyetçi düşmanlığa kapalı bir “demokratik modernite” alanı yaratmak, insan uygarlığı için biricik varoluş alternatifidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.