Faşizme Karşı Direnişe!

Demir ÇELİK yazdı —

15 Ekim 2020 Perşembe - 19:33

  • Dersim soykırımına girişmezden önce 12 yıl boyunca soykırımın hazırlığı içinde olmuş, aşiretler, aileler ve inanç ocaxları üzerinde oynamış, ayrıştırıp, karşıtlaştırmış, çelişkileri körüklemiş, toplumun diğer kesimlerini yapacağı soykırıma ikna ederek soykırımı gerçekleştirir.

Türk ulus devlet geleneği, resmi ideolojisi dışında kalan tüm toplum kesimlerini kriminalize etme zihniyetine sahiptir. Her kim ki, devletin kırmızı çizgisi dışından bir şey söyleyip yapmaya çalışırsa ya da MGK siyaset belgesinin çizdiği sınırların dışında siyaset yapmaya kalkışır, taleplerini dillendirir, taleplerini gerçekleştirmek için harekete geçerse devlet tarafında ‘şaki’, ‘eşkıya’, ‘bölücü’, ‘hain’ ve en nihayetinde ‘terörist’ ilan edilmişlerdir. Ulu orta her yer ve zamanda kullandığı bu sıfatlarla başta Kürtler olmak üzere toplum kesimlerini önce itibarsızlaştırır, toplumun gözünden düşüren her tür kötü sıfatı yapıştırır, karalar sonrada bu toplum kesimlerine dönük askeri, siyasi, kültürel, dilsel, kimliksel ve inançsal boyutta saldırı, operasyonları düzenler, asimilasyonu devreye koyar, düşmanlaştırarak hukuk dışı yol ve yöntemlerle ortadan kaldırmaya çalışır. Ermeni, Rum, Asuri-Süryani, Êzîdî soykırımlarında yaptığı da Alevi, Kürt  katliam ve soykırımlarında yaptığı da hep bu olmuştur. Dersim soykırımına girişmezden önce 12 yıl boyunca soykırımın hazırlığı içinde olmuş, aşiretler, aileler ve inanç ocaxları üzerinde oynamış, kesimleri ayrıştırıp, karşıtlaştırmış, çelişkileri körüklemiş, toplumun diğer kesimlerini yapacağı soykırıma ikna ederek soykırımı gerçekleştirir. Bugün birçok Raya (Rêya) Heqî inanç sahibi Kürt bile soykırımı kınamak yerine yapılanları haklı görmektedir. Koçgiri’de, Ağrı-Zilan’da, Maraş, Sivas ve Çorum’da, Roboskî, Gezi ve Öz Yönetim direnişlerinde yaşananların bir benzerini son beş yılda neredeyse her gün her saat Türkiye halkları ve kadim inanç sahipleri yaşıyor ve görüyorlardır. Kim ki biat etmemiş, diz çökmemişse, her kim hak, adalet, barış ve özgürlük demiş ve talep etmişse boynu vurula fetvasına tabii tutulmuş, ağır hak ihlalleri, işkence ve zulüm ile karşılaşmıştır. AKP-MHP iktidarı toplum kesimlerinin haklarına el koymakla kalmıyor, onların korkup sinmeleri için her tür aracı devreye koymuştur. Kendi Anayasasını ve yasalarını çiğniyor, bireyin ve toplulukların en temel insan haklarını gasp ediyor, itiraz edenleri, direnenleri derdest ediyor, ‘terörist’ ilan ediyor. Uluslararası literatürde terör tanımına baktığımızda kimin terörist olup olmadığı anlaşılır olmasına rağmen kendinden olmayan herkesi teröristlikle suçluyor, ölüm fermanlarını veriyor.
“Terör ve Terörizm bireylerin, grupların ya da devletin siyasal bir amaçla kişi ve gruplara karşı giriştiği, savaş dışı şiddet eylemleridir. Terör, insanları korkutup, boyun eğmeye zorlayarak, bir egemenliği zorla kabul ettirmek amacıyla uygulanır”der evrensel hukuk.
Türkiye'de devletin yargısı, yürütmesi, kolluk kuvvetleri, ideolojik aygıtları, bürokrasisi dışında topluma korku salan, toplumu yıldıran, şiddet araçlarını kullanan, helikopterden insanları atan başka bir güç var mıdır? Hayır. Aksine toplum barış dedikçe topluma savaşı dayatan, toplum adalet dedikçe topluma hukuksuzluğu dayatan, toplum hak dedikçe topluma sopayı, silahı, savcıyı ve cezaevini gösterenin devlet olmasına rağmen demokratik siyaseti yürüten silahsız, şiddet araçlarından yoksun HDP nasıl oluyor da terörist oluyor. Bu zulmü uygulayan devlet de demokratik hukuk devleti olabiliyor. İktidar manipülasyon ve algı operasyonları ile HDP’yi hedefe koyarak hem muhalifleri, hem de Kürtleri kriminalize ediyor, itibarsızlaştırıp sürecin dışına itmeye çalışıyor. 12 Eylül faşist Anayasasını yeterli görmeyip topluma anayasasızlığı dayatan, Baro, TTB ve TMMOB başta olmak üzere toplumun sivil demokratik örgütlülüğü üzerinde her gün kılıç sallayan, halkın seçme ve seçilme hakkını gasp edip belediyelerine kayyum atayan, talimatlarla insanları malından mülkünden, temel haklarından mahrum bırakan, yirmi milyonluk Kürt’ün dilini yasaklayan, 20 milyon Alevi’nin inancını ve inanç değerlerini yasaklamayla kalmayıp her gün inanç değerleri ile oynayan devlet teröristtir. Devlet ve iktidar faşist zulmünü gizlemek için HDP’ye ve onun demokratik siyasetine yönelip saldırıyor. Bu gerçekliği görerek hareket etmek ve pozisyon almak oldukça önemli olmaktadır. Bu temelde de HDP Parti meclisinin “Faşizme Karşı Direniş Hattını Örüyoruz” kararı içinden geçmekte olduğumuz süreci karşılayan bir karar olduğundan ezilenlerin, yoksulların, mazlum ve mağdur toplum kesimlerinin sahiplenmesi, demokrasi hattında safını tutması gerekiyor. Toplumun tümünün büyük ve ağır bedeller ödediği, ödemeye de devam ettiği günümüz Türkiye'sinde faşizm yenilgiye uğratılamazsa ne kimliklerimiz, ne dillerimiz, ne inançlarımız, ne de bedenlerimiz özgür olmayacaktır. Tek çıkış yolu vardır. O da faşizme, işgale son vermek özgür yaşamı inşa etmektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.