Ferman padişahınsa sokaklar da bizimdir!

Demir ÇELİK yazdı —

20 Ocak 2022 Perşembe - 23:00

  • Milyonluk ordusu, milyonluk polisi ve milyonluk silahlı paramiliter güçleri ile devasa siyasal organizasyon olan devlete ve iktidara karşı halk ve toplum, gasp edilen hakları için sokakta mücadele içinde olmayacaksa, nerede ve nasıl onurluca kalabilir ki? 

Beştepe Sarayı, Marmaris Yazlık Sarayı, Ahlat’taki Kışlık Sarayı’nda hiçbir lüksten ve şatafattan kaçınmayan Erdoğan, milyonların yoksulluğunu satın alarak iktidarını devam ettirmek istiyor. Onlarca yardımcısı, yüzlerce danışmanı, binlerce trol elemanları, on binlerce sivil ve askeri bürokratları ile her gün yeni algılar oluşturarak, kaybolan meşruiyetine toplumda rıza üretmeye bakıyor.                               Türk ulus devletinin tekçi, katı merkeziyetçi, inkârcı ve katliamcı yüzyıllık zihniyetinin şekillendirdiği sağcı ve muhafazakâr çoğunluğu konsolide ederek, iktidarına yedeklemeyi başarıyor. Türk ulus devletinin milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi ideolojik yaklaşımı ile arkasına sıraladığı elit siyasetçileri kendi çözümsüzlüğüne mahkûm ederek, toplumda her gün umutsuzluğa neden oluyor. Muhalefet eder gibi görünen, devletin bekası için toplum karşıtlığında konumlanan siyasetçiler, topluma yeni bir hikâye sunamadıkları için Erdoğan’ının değirmenine su taşımakla kalmıyor, seksen beş milyon insanı sağcı, muhafazakâr politikalara mahkûm bırakıyorlar.    

Kürt ve Kürdistan karşıtlığında yeniden dizayn edilen, adına ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ denilen bu ucube sistem her gün yasak, yolsuzluk üretiyor. Yağma ve talan düzenlerine itiraz eden, biat etmeyen milyonlarca insana düşman hukuku uygulayarak, toplumu zapturapt altında tutmak istiyorlar. Yerli ve milli dedikleri bu mafya, çete ve polis devleti üzerinden kendi mutlak iktidarını kuranlar yargı sopasını, paramiliter güçlerin sokaktaki inisiyatifini, tarikat ve cemaatlerin örgütlü toplumsallığını, askeri ve sivil bürokrasinin hiyerarşiye tabi gücünü devreye koyarak toplumsal dinamiklerin direncini ve direnişini kırmak istiyorlar.

HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasında, HDP belediyelerine sömürge valisi misali kayyum atanmasında, Kürtlerin seçme ve seçme hakkının gaspında, Kürt kentlerinin yakılıp yıkılmasında, yüzbinlerin sürgününde ve on binlerin cezaevlerinde tutsak kılınmasında, Rojava’nın işgalinde, Zap, Metina ve Avaşin’de kimyasal gazların kullanılmasında bu her iki sağcı ve muhafazakâr ittifak bloku birlikteydi. 21. yüzyıl Kürt soykırımında, Alevi inanç ve kültürel kırımında, ekolojik ve toplumsal kırımda birlikte hareket edenlerden birinden birine mahkûm değiliz. Sağcı ve muhafazakâr olan bu iki ittifak gücü, bugün bir kez daha Kürt’ü siyaset dışına itmede, toplumu siyasetsiz ve seçeneksiz kılmada birlikteler. Bu nedenle toplumun milyar dolarları hiç edilirken, tarikat ev ve yurtlarında gençler intihara sürüklenirken, açlık sınırındaki milyonların satın alamadıkları ekmek askıya alınırken, özerk, özgür ve demokratik üniversite mücadelesine, içeride ve dışarıda savaş politikaları ile halkların ve inançların katliamına sessiz kalınmakta, insanlara sokaktan uzak kalmalarını telkin etmektedirler.

Milyonluk ordusu, milyonluk polisi ve milyonluk silahlı paramiliter güçleri ile devasa siyasal organizasyon olan devlete ve iktidara karşı halk ve toplum, gasp edilen hakları için sokakta mücadele içinde olmayacaksa, nerede ve nasıl onurluca kalabilir ki? Sokak; devlete ve iktidara bulaşmayanların meşru hak meydanıdır. Sokak; katliama, inkâra, soykırıma, asimilasyona, sömürü ve baskıya karşı hak mücadelesinin demokratik zeminidir. Bu zeminde mücadele etmekten imtina edenler, faşizmin ipine sarılanlardır. Meşru hak meydanından ve demokratik mücadele zemininden uzak durmayı bizlere telkin edenler, iktidarın kirleticiliğine payandalık etmektedirler. Seçim satıh mahalline girdiğimiz bugünlerde sokakları, mahalleleri, kentleri örgütlemediğimizde, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş olacak. O nedenle her şeyi seçim gününe ve seçim anına havale edenlere, 16 Nisan 2017 referandumunu, 2018 Haziran seçimlerini hatırlatmak isterim. Erdoğan ve AKP; kendi mutlak iktidarına meşruiyet kazandırmak için her seferinde seçime gitmek, sandığı göstermek zorundadır. Uluslararası meşruiyet için elindeki bu tek kozu en güçlü olduğu zaman ve beklenmedik anda yeniden devreye koyacağı açıktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ancak kaybetmemek için Anayasasızlık halini, olağanüstü hali ve faşizmi de sürdürmek ve bu koşullar altında anti demokratik yol ve yöntemleri devreye koyarak, seçmenin aklını çelmek, iradesini kırmak ve toplumun seçme hakkını gasp etmek ister. Bu nedenle; faşizmin insafına sığınmak, ondan icazet almak değil, mücadele etmek ve direnmek esas olmalıdır. Başka türlü çıkış yolu da yoktur. O halde tüm ezilenler, tüm yoksullar, tüm mazlum ve mağdur halklar ve inançlar özgür, demokratik ve eşitlikçi toplum için birlikte olmak, birlikte hak mücadelesinde safımızı almak zorundayız.                                                                                        

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.