Garê'ye pirince giderken!

Demir ÇELİK yazdı —

18 Şubat 2021 Perşembe - 23:00

  • Türk devleti Garê’de kimyasal silahlarla öldürdüğü asker, polis ve MİT elemanlarını, ‘sivil vatandaşlarımızı PKK katletti’ diyerek, hem savaş suçunu başkasına yüklemeye hem de yaşadıkları yenilgiyi toplumdan gizlemeye çalışıyorlar. Ancak kazın ayağı göründüğü gibi değil. 

Türk Devlet aklı, mutlak iktidarın kirleticiliğinin neden olduğu savaşın yıkımını, mümkünse gizlemeye, değilse manipüle ederek vahşetini başkasına yıkmaya çalışıyor. Erdoğan; “Gara düştü, iş bitti” derken, Bahçeli ise; "Bundan sonra hiçbir şey Gara öncesi gibi olmayacak” diyerek HDP'yi hedefine aldı. Aslında hepsinin derdi Kürtlerin karşılanmayan haklarının inkarıdır. Ancak yirmi milyon Kürt’ü karşılarına almak yerine, öncelikle PKK'yi terörize ederek halktan koparmaya çalışıyorlar. Bununla da kalmayıp kendilerine biat etmeyen Kürtlerin demokratik siyaset kanallarının da önüne geçerek, Kürtleri seçeneksiz bırakmak, tekçi, inkarcı sistemlerini dayatmak istiyorlar.

Henüz Türk ulus devleti kurulmadan önce, İttihat ve Terakki zihniyeti ile başlayan Kürt ve Kürdistan karşıtlığının üzerinden yüzyılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen bu basmakalıp sözler ve şablona devam ediyorlar. Kürtler adına her kim ki hak talebinde bulunmuşsa; ‘terörist, bölücü, hain' diyerek kriminalize ediyorlar. Bir halkın meşru ve demokratik hakları için mücadele eden Kürt özgürlük hareketi ile meşru zeminde diyalog geliştireceğine, çözüm arayışı içinde olacağına, PKK'ye her gün ömür biçiyor, ölüm fermanı ilan ediyorlar. Kürt halkının varlığına, diline, kültürüne saygı duyacaklarına, yok hükmünde görerek, katliam ve soykırımlarla onları ortadan kaldırmanın savaşı içindedirler. Kırk yılı aşkın bir süredir, bu kör politika nedeni ile ülkenin kaynaklarını tüketmiş, milyar dolarlık bütçeleri savaşa akıtmış, milyonların işsiz, aç ve yoksul kalmalarına neden olmuş, ülke halklarının geleceğini ipotek altına almak istiyorlar.

2009 yılında Sri Lanka'nın Tamil Kaplanlarını askeri olarak yenilgiye uğratmasından cesaret alan devlet, her seferinde Kürt özgürlük hareketine karşı Sri Lanka modeli ile başarılı olacağı hayaline kapıldı. Bu nedenle askeri, siyasi, kültürel, diplomatik alanlar başta olmak üzere, Ekim 2014'te Kürtlere topyekün savaş kararı aldılar. ‘Çöktürme Planı' dedikleri bu karara uygun devleti yeniden dizayn ederek, askeri ve sivil bürokrasi başta olmak üzere, bütün kurum ve siyasal yapıları bu karara bağlı yeniden şekillendirdiler. Topluma Anayasasızlığı, Kürtlere ve dostlarına düşman hukukunu uygulayarak; “Taş taş üstünde, gövde üstünde baş bırakmayacağız” diyerek tüm topluma savaşı ve savaş politikaları dayatıyorlar. Bugün Efrîn'de, Rojava'da, Başûr ve Garê'de yapmak istedikleri, Kürdistan’ı  topyekün işgal uygulamalarıdır.

Her seferinde tarihi direnişle karşılaşan, kadim Ortadoğu halkları ve inançlarının çoklu kimlik ve çoklu kültürüne dayalı, Demokratik Ulus anlayışına çarpan bu tekçi zihniyet, yaşadıklarından rasyonel sonuçlar çıkaracağına, bu kör inatta ısrar ediyor. Dört gün boyunca, onlarca kez, 41 savaş uçağı ile alanı bombalayan, savaş helikopterleri ile indirme yapan, karadan mekanize zırhlı araçlarla Garê'yi ablukaya alanların, bir gece ansızın çekilmelerini anlamaya çalışmak önemlidir. Uluslararası bağımsız ajans ve haber kanallarında, yaşananlarla ilgili olarak, Türk devleti için zafer değil, hezimet olduğu yönlü yorumlar yapılmaktadır.

Savaş esirlerinin tutuldukları mağaranın detaylarını bilecek kadar istihbari bilgiler sahibi olmaları, yıllardır bu işgal hareketinin hazırlığı içinde olduklarını gösteriyor. Kapsamlı ve detaylı bu hazırlığa duyulan özgüvenle, uluslararası komplonun 22’nci yıl dönümüne denk düşüren bir planlama ile ‘büyük müjde' vereceğini söyleyen diktatörün, il kongrelerine taşıdıkları milliyetçi kalabalıklara seslenmekle yetinmesi, hezimetin boyutunu göstermiştir. Yaşanan bu hezimeti ve askeri yenilgiyi gizlemek için şimdi gerçeği ters yüz etmeye çalışıyorlar. ABD, Irak ve Federe Kürdistan Bölge yönetiminin bilgisi dahilinde, kalkıştıkları bu işgal hareketinde, yaşanan bu sessizliği fırsata dönüştüren savaş baronları; manipülasyonla kendi vahşetlerini gizlemeye baktılar.

Uluslararası bağımsız haber ajanslarındaki haber ve yorumlardan da anlaşılacağı üzere, tonlarca bomba ile yetinmeyenler, mağarada bulunanların tümünü ortadan kaldırmak üzere savaş suçu kimyasal silahlar kullandıkları anlaşılmaktadır. Bunu bizzat Hulusi Akar'da itiraf etmiş, “Göz yaşartıcı bomba kullandıklarını” söylemek durumunda kalmıştır. Otopsiyi yapacak uluslararası bir kurum olmuş olsaydı, kullanılan gazın, göz yaşartıcı bomba olmadığı, savaş suçu kimyasal bombalar olduğu anlaşılacaktır. Ancak otopsiyi yapanlar, ‘Çöktürme planı’na bağlı çalışan kurum ve kişiler olduğunu bildiklerinden; kimyasal silahlarla öldürdüklerini PKK'nın üzerine yıkmak için ölülerin kafasına kurşun sıktıklarını, bu bağımsız uluslararası haber ajansları söylemektedir.

Bakur, Başûr ve Rojava'nın ikmal yollarına hakim Garê'yi işgal etmek amacıyla, yıllardır Başûr'da hazırlık içinde oldukları, tahkim ettikleri cephe gerisinde üsler kurdukları, bu üslerden helikopterlerin kalktığı, zırhlı mekanize birlikleriyle Garê’yi aylardır ablukaya almaya çalıştıklarını sağır sultanlar duydu. Karadan ilerlemeleri mümkün olmadığı için günler boyu savaş uçakları ile alanı bombaya tabi tuttular. Savaş helikopterleri, SİHA ve İHA'ların denetimde, havadan özel kuvvetlerini indirerek, işgal hareketini sürdürmek istiyorlardı. Ancak; ummadıkları ve beklemedikleri düzeyde meşru savunma direnişi ile karşılaşınca, işgal amacını ileri bir tarihe erteleyerek, “neden ölmediler, esir düştüler” dedikleri askeri personel üzerinden itibar kazanmaya baktılar. Asker, polis ve MİT elemanı oldukları anlaşılan personeline, ‘sivil vatandaşlarımızı PKK katletti’ diyerek, hem savaş suçu vahşetini başkasına yüklemeye çalıştılar. Hem de yaşadıkları yenilgiyi toplumdan gizlemeye çalıştılar. Ancak kazın ayağı göründüğü gibi değil. Artık küçük bir köye dönüşen günümüz dünyasında, hiçbir şeyin gizli kalmayacağı gerçeği orta yerde duruyor. On yıldır, başta DAİŞ olmak üzere, selefistlerle birlikte yürüttüğü savaş tacirliğine, devletli sistemin sessiz kalmasına duyduğu özgüvenle, gerçekleri ve hakikati manipüle edeceklerini düşünüyorlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.