- Her hâlükârda kaçaklar, yasalara kesin güvence gözüyle bakmaz. Hukuk mücadelesi verelim ama esası gözden kaçırmayalım. Güvence, halkın örgütlü gücüdür. Ne kadar mücadele edilirse yasalara da o kadar girilir, o kadar güvence sağlanır.
NURETTİN DEMİRTAŞ
Soykırımdan geçirilen Kızılderililerden geriye kalanları yasa kapsamına almak istediklerinde kamplara toplamışlardı. Bu kampların adına “rezervasyon” denilmişti. Kelime olarak “gidilecek yerde önceden yer ayırtmak” anlamına geliyor olsa da kendi iradeleriyle bu kampları tercih etmemişlerdi. Zorunlu hallerden de kaynaklansa kendi isteğinle bir kamp oluşturursan bu geçici olur ve kurallarını kendin belirlersin ama dayatılmışsa senin iraden orada geçerli olmaz.
Kızılderililer, doğup büyüdükleri uçsuz-bucaksız topraklardan koparılıp daracık rezervasyonlara toplanmıştı. Kültürel soykırım uygulaması olan bu kamplar, zamanla kaldırıldı ama uğursuz rolünü oynamıştı zaten. Bu kamplara girmeyenler, kaçaktı ve bu nedenle özgür ruhlarını korudular.
Kaçaklığın Kürt halkındaki karşılığı daha derindir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni yasal aşamaya taşımak isterken Önder Apo adada tutulduğu için bir yanımız kaçak olmaktan vazgeçmek istemiyor. Yasallık değil, kaçaklık özgürlüğe daha yakındır.
Kaçak olmak, sistem karşıtlığı açısından müthiş çekicidir. Sistem içinde sisteme karşı mücadele etmek ise kaçaklık yerine belli bir yasallığı gerektiriyor. Önemli olan kaçaklıktan doğan özgürlük ruhunu korumaktır. Bizim gibi tarih boyunca yasa dışı kalmış bir halk için kaçaklıktan kopmak kolay değildir.
Çocukluğumuzun ilk kaçağı kaçak çaydı. Kaçak tütün, kaçak cigara, kaçakçılar, kaçak kitaplar, kaçak filmler, kaçak şarkılar, kaçak mekanlar ve kaçak insanlar… Kaçak dedin mi en kıymetli olan akla gelirdi. Kaçak olmak gurur verirdi; gizem, macera ve efsane vardı içinde.
Basit bir romantik hayal değil, kaçak olmak en çok da özgürlüğü anlatır. Kaçak gezdiğimiz şehirler, kaçak yolculuklar… Kaçak olmayan neyimiz var ki?
Kürt olup da kaçak olmamak ayıp olurdu zaten. Yasalarda yeri olmayan bir halkın kaçak sevdası biter mi? 60 milyonluk kaçak bir halk! Dünyada eşi benzeri yok.
Yasada yerimiz olmadığı için yasalara içimiz ısınmamış. Yasa adına tanıdığımız tek şey karakoldu, işkenceydi, mahkemeydi, hapishaneydi, ölümdü. Bu yüzden yasalar Kürt'ü tanısın istiyoruz ama yasalar nasıl olursa olsun biz kaçak ruhumuzdan vazgeçmeyiz.
Bizi öldüren mermiler yasaldı, bize işkence yapanlar yasal kimlik taşıyordu…
Bugünlerde büyük bir metanetle ve saygıyla anılan şehitlerimiz yasal uçaklarla, yasal bombalarla, hatta yasaklanmış bombalarla vuruldu. Savaşta kim-yasal kim yasal değil buna bakılmadı.
Gülistan Tara ve Hêro Bahadîn’i yasal SİHA’lar vurmadı mı? Gülistan Doku’yu en yasal olanlar katletmedi mi? Rojin Kabaiş’in katillerini yasal olanlar gizlemiyor mu? Doğamızı yok eden maden ocakları, barajlar, hepsi yasal değil mi?
Öte yandan uyuşturucu ve fuhuş çeteleri, sözde yasa dışı ama arkalarında yasal olanların desteği ve gücü var.
Bunları 'çerçeve yasa' kıymetsizdir diye anlatmıyoruz ama dağlı kaçaklarda pek bir şey uyandırmadı; Önder Apo’nun kurulda koordinatörlük rolünü oynaması ve ilk adım olması bakımından önemsendi.
Her şeye rağmen en olumsuzu olumluya çevirmenin gücüyle bakıyoruz hayata ve gelişmelere.
Her hâlükârda kaçaklar, yasalara kesin güvence gözüyle bakmaz. Hukuk mücadelesi verelim ama esası gözden kaçırmayalım. Güvence, halkın örgütlü gücüdür. Ne kadar mücadele edilirse yasalara da o kadar girilir, o kadar güvence sağlanır.
Yasal bir hakkı mücadeleyle kazanmakla birilerinin lütfu gibi sunulması arasında dağlar kadar fark vardır; mücadeleyle kazanılanı kimse kolay geri alamaz ama başkasının sunduğu her an geri alınabilir. Buna karşı kaçak ruhumuza güveniyoruz.
Kaçak bilinci ve ruhu, muğlaklaşır ve yok olursa yasalar sadece tuzak olur.
Kaçak gezdiğimiz dağlardan bizi ne uğruna koparmak istiyorlar? Kaçaklığa vesile olan sebepleri ortadan kaldırmadan hangi vicdan bunu kabul edebilir? Kaçaklar açısından bir dönüş olacaksa bunu belki diyalog ve samimiyetin sınanması olarak okumak mümkün. Geminin kaptanı limana inecek mi, bunu göreceğiz! Yoksa tüm dünya gelse kaçakları ikna edemez.
Öte yandan, dağların fethedilmez olması karşısında tartışmalı yasalara dayanarak zafer marşları yapanlar, hangi akla hizmet ediyorlar? Tartışmalı da olsa bir yasa çıkardıkları halde kaçakların gelmesine gerçekten hazır olup olmadıkları belli değil. Hazır olsalardı yasa bu kadar tartışmalı olmazdı.
Düzce ve Zonguldak’taki ırkçı saldırıların sebebi de bu hazırlıksız zihniyettir. Soruşturmayla geçiştireceklerine, kendilerinin buna yol açtığını değerlendirseler daha hayırlı sonuçlara yol açılırdı. Niye dağdasınız diyenlere de cevaptır bu ırkçı olaylar!
Düzce ve Zonguldak halkını tenzih ederiz ama bir avuç da olsa faşist saldırganlık, gelecek tehlikelere işaret ediyor. Nedeni açık değil mi? “Terör” demekten vazgeçmedikleri müddetçe bu saldırganlığa hep davetiye çıkaracaklardır.
“Terör” denildi mi saldırılar meşrulaştırılıyor. Toplumu kışkırtmada, ırkçı saldırıların gelişmesinde bunun belirleyici rolü vardır. O halde öncelikle herkesin kaçaklara saygı duymayı öğrenmesi gerekiyor. Aksi halde kaçaklar ne diye kaçaklıktan vazgeçsin ki?
Dağlar her daim kaçakların mekânı olmuştur. Dağlar yasalara sığar mı? Çayı-tütünü, şarkıyı-halayı kaçak olmaktan çıkarabilirler ama dağlar hangi yasaya sığar? Tartışmalı yasa ve her türlü ırkçı saldırıya rağmen ya kaçaklar yola düşüp de gelirse yer yerinden oynamaz mı?