- İvan’ın duyguları gerillada hiç yaşanmadı denilemez fakat her şey Önder Apo istediği için oldu… Ve elbette bunlar şiirdeki gibi geri adımlar değil, çözüm adına hep ileriye atılmış adımlar olarak tarihe geçti.
NURETTİN DEMİRTAŞ
14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi'nin yıl dönümünde Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek şahsında tüm özgürlük şehitlerini saygı ve minnetle anıyoruz.
Kürdistan özgürlük gerillasının, 12 Eylül faşizminin zindanlarda yaşattığı vahşet ve Kürt halkı başta olmak üzere tüm halklara karşı kurduğu şiddet rejimine karşı meşru savunma gücü olarak ortaya çıktığı ve tarihi rolünü layıkıyla oynadığı biliniyor. Halkımız bunu biliyor ama Türk halkının çoğunluğu sadece kirli psikolojik harp merkezlerince empoze edilenleri biliyor.
Tarihin en haklı ve meşru davasını, uluslararası komployu fırsat bilerek Önder Apo şahsında mahkûm etmeye kalkanlar, 27 yıldır bunu başaramadı. 27 yıllık işkence ve tecrit sistemine rağmen Önder Apo ısrarlı bir şekilde halklar arası barışı ve ittifakı savundu, sorunun siyasal-hukuki zemine çekilmesi için çabaladı. 27 Şubat çağrısıyla birlikte başlayan süreç ilerlerken Önder Apo üzerindeki tecrit kalkmadı. Arada bir heyet, aile vb. görüşmeleri ve bazen de not veya mesaj biçimindeki mektuplarının dışarıya verilmesi dışında İmralı rehineliği statüsü sürdürüldü. AKP kadar Bahçeli de bu durumdan sorumlu değil midir? Önderlik için sürece uygun statü belirlenmesi ve 'umut hakkı'nın tanınması gerektiğini belirttiğinden beri bu konuda somut adım atılmış değil.
Nihayetinde tarihi bir dönemeç olabilecek 'çerçeve yasa' gündeme gelmiş ama bu da “anlaşılmaz” halde ortada kalmıştır. Bu yasayla demokratik entegrasyonun hayat bulacağı pozitif bir aşamaya geçilmesi beklenirken tek taraflı dayatmalar yüzünden süreç belirsizliğe sürüklenmiştir.
Buna karşı, gerilla adına en üst düzeyde Heval Cemal son açıklamasında kilit önemde bir gerçeği dile getirdi: “Silahlı mücadele stratejisini sonlandırma kararımız kesindir. Bir daha bu stratejiye dönmeyeceğiz. PKK 12. Kongre kararları kesindir. Ne fesihten geri adım atılır ne de silahlı mücadele stratejisini sonlandırmaktan geri adım atılır. Stratejimiz, demokratik siyasettir ama üzerimize gelirlerse kendimizi savunuruz.”
Belirsizliği sonlandırmak için
Bu ifadeler, bu süreçte bir genelleme gibi algılanmamalıdır. Devlet cephesinden görünenler her türlü çılgınca olasılığı gündeme getirmiştir de ondan bu değerlendirmeler yapılmıştır. AKP temsilcileri ve basını tehdit dolu, ölçüsüz ve son derece saygısız açıklamalar yapmayı sürdürmektedir. Bunların daha ne kadar hazmedilebileceği tartışmalıdır.
Bir akıl tutulması ve ham hayaller yüzünden Türkiye türbülansa sürüklenmiştir; bu belirsizliği ortadan kaldırabilecek tek çare Türkiye’nin oyalama siyasetini bırakıp gerçek bir barış iradesi sergilemesidir.
Oyalama adına “üst düzey taleplerde bulunmayın” deniliyor. Eğer Önder Apo’nun özgürlüğü dile getirilmesin deniliyorsa geri kalan her şey anlamsızdır, boştur, oyundur, hiledir, komplodur. Hiç kimse başka ölçü aramamalıdır.
AKP'nin önünü açtığı süreçtir
Başmüzakereci sıfatıyla Önder Apo bu süreci bugüne getirmiştir ve devletin de onayı olmuş; süreç şimdiye kadar diyalogla ilerlemiştir. Bu gelişmeler AKP’ye rağmen olmamıştır. Dolayısıyla AKP’nin de istediği ve önünü açtığı bir süreçtir ama yavaşlatıp oyalamaya dönüştüren de yine AKP’dir.
Yasa tartışmalarına gelince kullanılan argümanlar ve üslupla gerilla sürekli tahrik ediliyor. Tarihi bir sorunu getirip sadece gerillayla sınırlandırmak ve üstelik kategorize edici tek taraflı yaklaşımlar sergilemek, Önder Apo’ya 'umut hakkı'ndan bile bahsetmemek işi yokuşa sürmekten ve tahrik ortamı yaratmaktan başka anlama gelmiyor. Bunlar sürecin doğal akışına dayatılan türbülanslardır. Türbülanstan çıkılıp çıkılmayacağının her zaman garantisi yoktur. Bu da çatışmalı süreçten kaynaklı yaraların onarılmasına değil, yeniden kanamasına yol açabilir.
Gerilla kararlı ve nettir fakat...
Türbülansta olan Türkiye’dir. Gerilla kararlı ve nettir fakat 12 Eylül zindanlarında direnmiş tecrübeli bir gerilla komutanının Nazım Hikmet’in İvan’ından bahsetmesi nedeniyle işlerin daha farklı bir boyuta varması riskinin de az olmadığını hatırlatmak farz oldu.
Hitler faşizmiyle savaşta olan Sovyet ordusunda askerdir İvan. Naif bir insandır. Hümanisttir. Savaşmayı bilmez. Bir yerde ordu geri çekilme kararı vermiştir ama dönüş yolunda İvan’ın karşılaştığı manzaralar onu tam bir asker yapar. Olayı şöyle anlatır usta:
Arpa yolan kadını gördü İvan. Göz göze geldiler: “Nereye gidiyorsunuz” dedi “arpalar yolunup bitmedi henüz!”
…
“Bir ağaç. Bir elma ağacı. Elmalar yeşil. Elmalar acı. Ağacı gördü İvan. Ağaç dile geldi: “İvan beni bırakıp, nereye İvan?” dedi.
…
“Bir ölü… Bir kız çocuğu ölüsü. Entarisi ak benekli. Çıplak bacakları çöp gibi ince, dal gibi uzun. İvan eğildi. Okşadı saçlarını ölü çocuğun. Saçlar dile geldi: “İvan beni bırakıp, nereye İvan?” dedi.
Ve İvan kendi kendine sordu: “Nereye, nereye, nereye? Nerde duracağız? Nerde, nasıl, ne zaman?”
Bu sorgulama İvan’ın karakterini, ruh halini, cesaretini değiştirince:
“Kin duymayı öğrendi İvan. Vahşi fakat cana yakın bir şarkı öğrenir gibi. Ve sırtları beyaz haçlı tankları yakıp. Ve her köpek leşini serdikçe yere. Gözünde bir kat daha aziz oldu vatan. Sessiz ve öfkeliydi doludizgin. Ve artık nefret etmeyi. Ve affetmemeyi biliyordu…”
Şehit Atakan Mahir’in Dersim’de söylediği sözleri anımsatıyor: “Bu meşe ağaçları biz olmadan açacak?”
Durum ve koşullar birebir aynı olmasa da İvan’ın duyguları gerillada hiç yaşanmadı denilemez fakat her şey Önder Apo istediği için oldu… Ve elbette bunlar şiirdeki gibi geri adımlar değil, çözüm adına hep ileriye atılmış adımlar olarak tarihe geçti.
Önder Apo’nun özgür olmadığı koşullarda İvan’ın yaşadığı duyguların canlanmamasını kim garanti edebilir?