• Soner Yalçın da bu düzenin mağduru olmuş, hapishanede kalmış biridir. Yaşamı ve kişiliği kendisini ilgilendirir ama asıl meselenin şovenizm olduğunun farkındayız.

NURETTİN DEMİRTAŞ

Soner Yalçın bizimle ilgili bir yazı yazmış. Cem Ersever üzerine yazdığı kitapla tanımıştık onu. Araştırmacı bir gazeteci olarak Gülistan ve Rojin gibi Kürt gençlerinin akıbeti ya da Kürdistan’daki uzman çavuşların tecavüz ve katliamlarının peşine düşse daha iyiydi ama madem ki bizim teoriye merak salmış, bari adabıyla yaklaşsaydı kendisine teorik cevaplar verirdik.

Önder Apo’ya karşı kullandığı kavramlar nedeniyle ister istemez “Soner Yalçın kimdir?” diye sormak durumunda kalıyoruz.

Doğu Perinçek’in tayfalığından Kurtlar Vadisi danışmanlığına dek uzanan bir geçmişi var. Önder Apo’nun “demokrasinin yerel yönetimlere dayanması” gerektiğine dair görüşleri üzerine yazdığı yazı tipik bir “egemen akıl” karakterini yansıtmıştır.

Önder Apo’nun düşüncelerini tartışmak gibi bir amacı olsaydı buna saygı duyulurdu fakat etiketleme, küçük düşürme uğraşı içinde olduğu görülüyor. Marksizmi savunmak adına mı bunları yapıyor o da belli değil. Dili çok üstenci, çok fazla egemenlik kokuyor ve son derece oryantalist!

DEM Parti belediyelerini eleştirirken de aynı yanlışı yapıyor. Kısa bir yazıya çok şey sığdırmak istemiş ama kullandığı dil, Kürt halkının mücadelesine biraz saygısı olan ve barış yanlısı bir insana hiç yakışmıyor.

DEM Parti’nin yerel yönetimler konferansının ardından “yerel yönetimlerde bu düşünceler tutmaz” iddiasını da neye dayandırdığı belli değil, sadece söylemiş işte. Önder Apo’nun görüşleri belediyelerde uygulanmamıştır, dolayısıyla bu görüşler yanlıştır gibi bir sonuç çıkarmış. Belediyeler eleştirilebilir, kaldı ki kendilerini gözden geçirdikleri önemli bir konferans yaptılar fakat paradigmasal fark oluşturan görüşlerin doğru ya da yanlış olduğunu anlamak için kayyum politikalarıyla felce uğratılmış belediyelere bakmak ne kadar bilimsel olabilir?

Yerel demokrasi ve konfederalizm fikriyatına karşı teorik bir eleştiri yapıyormuş izlenimi vermeye çalıştığı yazı, aslında bir hakaret yazısıdır. Siyasi literatürde kullanılan ama kendine ihanet etmiş kişilere söylenebilecek kavramları rahatlıkla Önder Apo’ya karşı kullanmış. Maksat teorik bir değerlendirme yapmak değil, bir algı oluşturmaktır. Yazının başlığında bile bir algı yaratma çabası açıkça sırıtıyor: "Öcalan’ın Amerikalı Hocası!” demiş. Bu yüzden aynı şekilde “Soner Yalçın’ın hocası kimdir?” diye sorma hakkını bize vermiş oluyor.

Yazının başlığındaki vurgu Amerika’dır! Belli ki Amerika akıl veriyormuş algısı yaratmak için bu başlığı seçmiş. Oysa anlattığı hoca Murray Bookchin’dir. Teorik-pratik kimi farklı yanlarımız olsa da Sosyalist hocalığını büyük saygıyla ve onurla kabul ettiğimiz antikapitalist bir filozoftur Bookchin. Amerika vurgusu belki de Soner Yalçın’ın Kurtlar Vadisi tecrübesinden ileri geliyordur. Çünkü Önder Apo’nun kapitalizmi hedeflemediğini, onunla mücadele eden bir teoriye sahip olmadığını, üstelik sırtımızı iş birlikçi feodal kesimlere dayadığımızı iddia edecek kadar gerçeklerden kopmuş.

Teorik tartışmaların ötesinde somut bir durum var ortada; İmralı sistemini kuran, komploya yol açan, Kürdistan’ı dörde bölen, Kürt halkını soykırıma tabi tutan sistemin kapitalizm olduğunu ve hayatımızı bununla mücadeleye adadığımızı görmezden geliyor. Bu mücadeleye ışık tutan ise Önder Apo’dur. Diğer mücadele tarzlarından farkını da devlet-komün ayrımını yaparak, devletle sosyalizme gidilemeyeceği şeklinde ortaya koymuştur. Bu hareketin ilk darbeyi iş birlikçi-feodal kesimlere vurduğunu, emekçi halkı esas aldığını ve bu nedenle bir halk hareketi haline geldiğini de bilmeyen yok, Soner Yalçın nasıl bilmez?

Önder Apo’nun tüm savunmaları kapitalizme karşı yazılmıştır. Bunları okusaydı böyle değerlendirmeler yapmayabilirdi. Okuduğu halde böyle konuşuyorsa durum daha vahimdir.

Gerçi şovenizmin öğrencileri ne okursa okusunlar kendilerini haklı görmekten vazgeçmezler; çok okumuş ya, Önder Apo’nun Marksizmi bilip bilmediğini sorgulayacak kadar bilgiçlik taslıyor.

Son dönemlerde teori adına ezberlenen tekrarları ileri sürerek saldırıya geçenlerin veya apaçık aşağılamaya çalışanların ortak özelliğine bakınca karşımıza şovenist anlayış çıkıyor. Sebebi bellidir: “Kürtler kendilerine ait bir akla sahip olamaz, teori nedir bilemez, Marksizmden anlamaz, hiçbir şey bilmez!” Yüz yıldır Kürt halkına yakıştırılan budur. Peki gerçekten bu durumda olan yok mudur? Vardır elbette fakat bunun da ana nedeni Kürt halkına dayatılan soykırım sistemidir. Buna karşın büyük bedellerle bu faşizan dayatmayı parçalayıp çağdaş değerlerle kendini var edenler karşısında insan biraz saygılı olur.

Soner Yalçın da bu düzenin mağduru olmuş, hapishanede kalmış biridir. Yaşamı ve kişiliği kendisini ilgilendirir ama bir halk önderine karşı sözlerinin, hayatlarını yazdığı istihbaratçı-kontrgerilla tiplerin mirasını devralmış gibi saldırganca olması bir tarafa bırakılıp unutulamaz. Yine de asıl meselenin şovenizm olduğunun farkındayız ve onun da bu bataklığın ürünü bir zihniyetle zehirlendiğini anlamış olduğumuz için sözlerimiz şahsiyetine değil, temsil ettiği zihniyetedir.

Kendini filozof sanabilir, dünya görüşünü çok ileri de görebilir. Buna rağmen onun ve benzer görüşlere sahip herkesin şovenizmin zihniyetlerindeki etkilerini ciddi anlamda sorgulamaları gerekir. Şovenist kişi, mensubu olduğu ulusu veya grubu herkesten üstün gören ve başkalarını küçümseyendir. Bazen milliyetçi hezeyanlarla kasten saldırarak, çoğu zaman da bilinçaltı refleksle normal ve meşruymuş gibi ifade ederler. Bu aşağılık kompleksinin günümüzdeki temsilcisi olan Rahmi Koç ile aynı düzlemde olmak hiçbir aydına yakışmaz.

Kim ne derse desin inanıyoruz ki Kürt halkının barış ve demokrasi temelindeki kardeşleşme çabaları karşılıksız kalmayacak, kalmıyor da: İşte İstanbul’da gerçekleştirilen tarihi önemdeki “ikinci yüzyılda Cumhuriyetin demokratik dönüşümü” konferansı ve değerli katılımcıların yaptıkları konuşmalar! Bu çalışmalar kardeşlik ve çözüm adına umut vericidir. Gazeteci, yazar, aydın herkesten beklenen de bu çabalara destek olmasıdır.