• Acil olarak hırsızlık, fuhuş, uyuşturucu, işsizlik, yoksulluk vb. faciaların önüne geçmenin ekonomiyle bağını kurmanın ve toplumsal ekonomiyi örgütlemenin zamanı gelmedi mi?
  • Komünal üretimin her alanda geliştirilmesi için özel bir çabaya ihtiyaç vardır ama her şeyden önce eskinin aşırı merkeziyetçi, dar ve sınırlı tarzını bir yana bırakmak gerekiyor.

NURETTİN DEMİRTAŞ

İstanbul’da Arîn Kültür Sanat Öğrenci Derneği'nin açılışı gerçekleştirildi. Bu gençlik komününün, anaların desteğiyle açılması oldukça anlamlı ve değerlidir. Gençliğin toplumla buluşmasının güzel bir örneğidir.

Gençliği toplum dışı faaliyetlere yönelten özel savaş uygulamaları sürekli tartışılıyor ve toplum tarafından da duyarlılık gösteriliyor. Bu duyarlılığın sonuç yaratması için somut örgütlenmeye dönüşmesi, alternatif bir yaşam inşasıyla karşılık bulması gerekiyor.

Kültür-sanat başta olmak üzere kültürel, sosyal, sportif, ekonomik çalışmaları her kente ve kasabaya taşımayı başarmadıkça alternatif olma iddiası havada kalır. Öyle görünüyor ki bunun önündeki en temel engel, her çalışmayı kendinde merkezileştirmek ve tıkatmaktır. İnşaya yapılan bu haksızlığa son verildiğinde özel savaşa karşı gerçek bir toplumsal barikat örülecektir.

Eleştirilere rağmen mevcut çalışmalar bile hak ettiği gibi değerlendirilmiyorsa devletçi mantığı daha köklü sorgulamak gerekiyor.

Örneğin geçtiğimiz günlerde Amed’de uluslararası tiyatro günleri yapıldı. Hem sanat hem de diplomasi adına büyük bir çalışmaydı ama ne kadar görünür olduğu ve sonuçlarının ne kadar kalıcı olduğu tartışılır. Onlarca sebep sıralamaya gerek yok; sanata ve sanatçıya hak ettiği değer verilmiyor! Bu kadar acı bir gerçekle karşı karşıyayız. Amed’de bu kez “Moreşin” sahnelerdedir. Bu kez tüm halk olarak sahip çıkalım. Sahiplenmenin, dayanışmanın en güzel örneklerini oluşturalım. Sadece izlemeye gitmeyelim; sanat projelerine maddi katkı sunalım, olanakları seferber edelim, iktidarın insafına terk edip nefessiz bırakmayalım.

Komünal yaşamın ruhu olan sanata ve sanatçılara duyarsız yaklaşılırsa geri kalan her şeyin göstermelik olacağı söylenebilir. Ruhsuz bir inşa olamaz!

Ruhumuzu katmadan sanatı ve toplumsal inşayı göstermelik hale getirmekten kurtulamayız. Bunun adına “mış” gibi yapmak deniliyor.

Değer vermiyor ama öyleymiş gibi görünmeye çalışıyor; çalışmıyor ama çalışıyormuş gibi yapıyor; demokrat değil ama demokratmış gibi görünüyor; kendini her şeyin yerine koyuyor ama sanatı ve sanatçıyı destekliyormuş gibi yapıyor! “Mış”lar listesi böyle uzayıp gidiyor.

Bu yüzden sanatın kendi komünlerini kurmasına ihtiyaç vardır. Komünü olanın iradesine kimse karışamaz. Gururuyla oynayamaz. Kendini farz kılamaz. Komünü “yönetim” olayına indirgeyen yanlış yaklaşımlar da böyle aşılır. Kendi kararını kendisi vermeyecekse sanat nasıl özgür olabilir ki?

Sanat engel tanımaz. Sanatçı da engel tanımamalıdır. Şair demiş ya: “Tohum ekenlerin, fide dikenlerin, kimse durduramaz yağmurunu; Güneşini kimse kesemez…”

Yeter ki örgütlü yaklaşalım. Örgütlü olmak demek ayrı bir yönetime tabi olmak, biat etmek anlamına gelmiyor. Bu yaklaşım öz yönetim ilkesine aykırıdır.

Hep söylendiği gibi en demokratik yönetime bile tabi olmaması gereken sanatın özgür kimliğine sahip çıkılmalıdır. Bunun için tahakkümcü ve mülkiyetçi yaklaşımlara meyletmemesi, kimseyi ötekileştirmemesi tam tersine sanatın hizmetinde olması gereken kurumların demokratik dönüşümü kaçınılmazdır.

Benzer şekilde tüm kurumsal yapıların kendini komünal anlayışla yeniden yapılandırması için emek sarf ediliyor fakat komünlerin üstünde oluşturulan ayrı yönetim mekanizmaları niyetlerin ötesinde bürokrasi doğuruyor; komün ruhuna aykırı bu gibi yapılanmalar yerine “komünler komünü” anlayışıyla tüm bağlar demokratik hale getirilebilir.

Demokratikleşme gibi bir sorunumuzun ve her alanı komünleştirme gibi bir hedefimizin olduğu unutulmamalıdır. Özgür basın başta olmak üzere tüm yapıların önündeki en ciddi sınavlardan biri de budur. Yeni komünlerin bu konuda avantajı daha çoktur. Katı alışkanlıklar oluşmamıştır. Daha rahat bir şekilde ve tamamen komünal anlayışla şekillendirilebilir.

Şimdi komün ruhunu canlandırarak üretime yönelme zamanıdır. Üretim denilince ekonomiyi bilinmez bir zamana erteleyen anlayış da komünlerin gelişmesi önünde engeldir.

Örneğin hırsızlığı önlemek istiyorsun ama alternatif ekonomin yoktur, bu durumda hırsızlığa itilen gençleri bu konumdan nasıl çıkaracaksın? Bir ülkenin, tüm halkın ekonomik üretimini düşünmek ve örgütlemek gerekiyor ama acil olarak hırsızlık, fuhuş, uyuşturucu, işsizlik, yoksulluk vb. faciaların önüne geçmenin ekonomiyle bağını kurmanın ve toplumsal ekonomiyi örgütlemenin zamanı gelmedi mi?

Komünal üretimin her alanda geliştirilmesi için özel bir çabaya ihtiyaç vardır ama her şeyden önce eskinin aşırı merkeziyetçi, dar ve sınırlı tarzını bir yana bırakmak gerekiyor.

Sömürü çığ gibi büyürken buna karşı toplumsal ekonominin de önü açılırsa bu da çığ gibi büyüyecektir. Biri sömürü için diğeri toplumsal ekonomi içindir. Toplum buna sahip çıkacaktır.

Topluluklar ekonomisi, eko-ekonomi gibi kavramları yıllardır dillendiriyoruz ama bu alana pratik giriş yapmıyoruz. Eski tarzda direten her yaklaşım, zamana yayıldıkça dönemin yeniden yapılanma ruhunu zedeliyor. Bu konudaki toplumsal basınç, artık çözümü dayatıyor ve çözüm adına umutlu olmak için de yeterince tecrübe, emek ve önemli bir çaba vardır. Bunun doğru yol-yöntemini geliştirmek çözümün önünü açacaktır.

Demokrasi ile ekonominin bağını kuramayanlar değişim-dönüşüm ve yeniden yapılanmaya ciddiyetle yaklaşmaz, kolaya kaçar ve bildiğini sürdürür. Birçok yerde yaşanan budur. Bunu bir yana bırakmamak için sıralanan gerekçelerin artık geçerliliğini yitirdiği bir zamandayız.

Toplum, kendi ekonomisine sahip çıkmalıdır. Kendi doğasına sahip çıkmak için ekoloji eylemleri yapan toplumun kendi ekonomisine de sahip çıkması, örgütlemesi ve üretime geçmesinin zamanı geldi de geçiyor…

Her yerelin kendi ekonomisini örgütlemesi, komünal ekonominin en temel ilkesidir. Ekonomide merkezileşme devletçiliğe, iktidarcılığa ve sömürü düzenine yarıyor.

Demokratik ekonominin yerellik ilkesi, birçok sorunun çözüm anahtarıdır. Topluluklar ekonomisinin kooperatiflere, küçük ölçekli üretime ve paylaşıma dayalı tarzını geliştirecek olanlar, en başta emekle yaşayanlardır. Emeğin kıymetini, en fazla emekçiler bilir. Alın teriyle yaşayanlar, bu işin öncülüğünü de yapabilirler.

Ekonomizme düşmemek, maddiyatçılığı teşvik etmemek, bu işi aç gözlü-bencil düzen kişiliğinin eline teslim etmemek ama toplumsal ekonomi için de somut adımlar atmak gerekir. Ekonomisiz yaşam olmayacağına göre hazırı tüketen anlayışı terk edip üretime geçmek, komünlerin sağlam zeminde, sağlıklı, bütünlüklü gelişmesine vesile olacaktır.