- Demokratik entegrasyon belgesinde Önder Apo, karşılıklı empatiden bahsediyor. Kolay değil ama yeni sürecin başarısı için hayatidir ve son derece insanidir. Aynı safta olmayabiliriz ama çatışmak yerine aynı yöne gidenlerin rekabetini gönül rahatlığıyla göze alabiliriz.
NURETTİN DEMİRTAŞ
“Demokratik Cumhuriyet-Demokratik Entegrasyon” konusunu merak edenler için tarihi değerde bir hazine, Kominal dergisinin Kasım sayısında yayınlandı.
Aklı-yüreği olan herkes bu perspektiflerin yerel, ulusal ve evrensel değerini anlamakta zorlanmayacaktır. Sadece Türkiye’yi değil, tüm bölgeyi düze çıkarabilecek perspektiflerdir bunlar.
“Dünyadaki kimlik derdi kanser sınırlarına varmışken bulunmuş bir ilaç olarak da düşünülebilir.”
Tarihte bir ilktir ve tarih değiştirecek özelliktedir.
Sadece Kürt sorunun çözümü için değil, “etnik kimliklerin entegrasyonu, inanç ve mezheplerin entegrasyonu, kadınların entegrasyonu, emeğin entegrasyonu, göçmenlerin entegrasyonu” gibi konuları kapsıyor.
Türk halkı mutlaka okumalıdır.
Henüz bu belge yokken Önder Apo’nun bir kitabını okuyan 1 Türk askerinin yaşadıklarından kısaca bahsedeceğiz ki neden Türk halkı okumalıdır diye ısrar ettiğimiz daha iyi anlaşılsın.
Birkaç yıl önceki savaş yıllarında Türk ordusunun bir birliği gerilla kamplarından birine girer. Aralarında Niğdeli 1 uzman çavuş da vardır.
Niğdeli asker, boşaltılmış bir gerilla kampında rastladığı bir kitabı gizliden çantasına atar. Meraktandır. Kitap, Önder Apo’nun savunmalarından oluşan ve 2004'te yayınlanan “Bir Halkı Savunmak” adlı kitabıdır. Götürüp gizlice okur ve dünyası altüst olur. Hakikati görür ve askerliği bırakır. Sonrası da var ama önce başka bir anıdan bahsetmeli…
Anlatması zor gelen Reşadiye olayını dinleyince acılar yanında neler yaşandığını göreceksiniz; her bir tarafın diğerinin yanında olan kendi taraftarlarına zarar vermemek için ne çok sabır gösterdiği; bir sevinç kaynağı olan, bir teselli sayılabilecek ilginç olaylar; iki tarafın da ne tür tesadüflerle bazen birbirine teğet geçtiği…
Zorunlu askerliğe 2009'da götürüldüğümüz Tokat’tan ayrıldıktan kısa bir süre sonra Reşadiye taraflarında gerillaların bir eylemi olmuştu. Geçtiğimiz günlerde ilk defa o gruptan bir gerillayla karşılaştık. Olay öncesi ve sonrası yaşananlar hayret vericidir. Neredeyse o zaman yolumuz kesişecekmiş. Şöyle anlatıyor:
“Aslında Artova tarafında eylem yapacaktık ama senin orada olduğunu öğrendik. Sana zarar gelmesin diye yapmadık.”
İlginçtir ki aynı dönemde oranın Ülkü Ocakları'ndan bir genç bana gizliden bir mektup vermişti: “Ülkü Ocakları'nda karar alındı, Ülkücüler karakolu basıp seni vuracaklardı ama yaşlılar karakola zarar gelir diyerek engelledi” diye yazmıştı.
Farklı amaçlarla da olsa iki tarafın benzer refleksleri olmuş. Bunu 17 yıl sonra öğrenmek de ilginç oldu.
Teğet geçilen olay ise daha da ilginç:
Reşadiye olayından hemen sonra her taraf kademeli olarak tutulunca gerilla grubu alandan çıkamıyor ve günlerce arazideki pusuları atlatmakla uğraşıyorlar. Yorgun argın ve aç haldeyken bir gece köylülerin deposu sandıkları bir yapıya doğru gidiyorlar. İçeride bir salon ve etrafında birkaç oda var ama odalar demir kapılı ve kilitli. Gürültü çıkarmamak için uğraşmıyorlar. Salondaki bir masada biraz yiyecek buluyorlar, atıştırıp çıkıyorlar.
Ayrılırken gerillalardan biri fısıltıyla “sigara kokusu var” diyor. Etraflarını sessizce kontrol ediyorlar ama kimseye rastlamıyorlar. Bir yamacı tırmanıyorlar, yorgunluktan fazla uzaklaşmıyorlar. Sabah onları bir sürpriz bekliyor. Depo diye girdikleri yerin etrafı mevzilerle dolu ve önü asker kaynıyor. Orası depo değil, karakolmuş! Gece duydukları sigara kokusunun da mevzide pusuya yatmış askerlerden geldiğini anlamışlar.
Karakola girip yemek yedikleri sırada tüm askerler etraftaki mevzilerdedir. Askeri kurallara göre iki tarafın da hatası var fakat iyi ki karşılaşmamışlar.
Bunları dinleyince hemen tepkiyle “ama öncesinde vurulan askerler ne olacak?” diye soranlar olacaktır. Elbette buna karşılık, vurulan halkı ve gerillaları hatırlatanlar da…
Bu anıları bundan sonra vurma-vurulma üzerine kurmayacağımız günler yaşanıyor; buna gerillalar seviniyor ve askerlerin de sevindiğini düşünmemek için hiçbir sebep yoktur.
Başta Niğdeli askerden bahsetmiştik. Niğdeli asker, Niğdeli gerilla olmuş. Kitabı okuduktan sonra gerilla saflarına katılmış. Adını da “Haki” yapmış.
Gerillalar ile sohbetlerinde, eskiden katılmış olduğu operasyonlardan bahsederken o kitabı bulduğu kampta kalmış bir gerilla ile karşılaşıyor. Sohbetleri duyulmaya değerdir:
“Siz bizi o operasyonda çok zorladınız.”
“Biz de zorlandık”
“Hani filan tepeye doğru yürürken bize ateş etmiştiniz.”
“Evet ama siz de bize saldırmıştınız…”
Demokratik entegrasyon belgesinde Önder Apo, karşılıklı empatiden bahsediyor. Kolay değil ama yeni sürecin başarısı için hayatidir ve son derece insanidir. Daha ne anılar var böyle, henüz anlatılmamış…
Barışı savunmak için empati yetebilir ama anlamak için demokratik entegrasyon belgesi mutlaka okunmalıdır!
Aynı safta olmayabiliriz ama çatışmak yerine aynı yöne gidenlerin rekabetini gönül rahatlığıyla göze alabiliriz. Demokratik entegrasyon belgesinde geçen antagonizma yerine agonizmi esas almak budur.
Kardeş Türk halkının, barışın mimarının sesini doğrudan duymak için ses vermesini ve bir daha kanlı günlerin geri dönmemesini sağlamalarını temenni ediyoruz.
Niğdeli Leyla abla da “Ölme-öldürmeye son verilsin, farklı bir yöntem bulunsun, başka bir kapı açılsın, artık barış olsun” diyordu.
Siverekli mert bir Kürt'ü sevip evlendi ve üç çocukları oldu. Maddi durumları gayet iyiydi ama zindan kapıları dahil tüm dertlerimizin ve acılarımızın ortağı oldu.
Ruhu şad olsun; temenni ettiği yeni kapı aralandı. Tehlikeleri çok olsa da bu kapı barış kapısıdır ve kutsaldır; o kapıyı sonuna dek açmaya kararlıyız.