İktidarın makus talihi!

Cafer TAR yazdı —

11 Mayıs 2020 Pazartesi - 19:50

Türkiye’de siyasal İslam’ın sadece Erdoğan’lı versiyonu değil; Fethullah Gülen de dahil neredeyse bütün versiyonlarının mağduriyet üzerinden halka gittikleri ve buradan taraftar devşirmeye çalıştıkları artık hepimizin malumu…

28 Şubat da dahil darbelerden en fazla zarar görenler; Kürt hareketi ve solcular olmuştur. Hatta bu o kadar şaşmaz bir gerçektir ki; 15 Temmuz olayından sonra bile teşebbüsün birinci dereceden faili ilan edilen Gülen Cemaati üyelerinden çok Kürtler ve sosyalistler cezaevlerine doldurulmuştur.

AKP ve Erdoğan 15 Temmuz olayından sonra darbe korkusunu ve sahte mağduriyetini uzun bir süre gündemde tutarak taraftarlarını bir arada tutmaya çalıştı. Fakat mızrak bir türlü çuvala sığmıyordu; karun kadar zenginleşip saraylarda yaşarken bir taraftan da mağdur edebiyatı yapmak halkta karşılık bulmaz hale geldi.

Sonra birden bire Ragıp Zarakolu’nun Evrensel ve Artı Gerçek’te yayınlanan “Makus kaderden kaçış yok” başlıklı yazısı bahane edilerek Saray tarafından darbe tartışmaları yeniden ülkenin en önemli gündemi haline getirildi.

Hatta buna bir sahicilik kazandırabilmek için Erdoğan’ın avukatları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundular ve savcılık jet hızıyla Ragıp Zarakolu hakkında soruşturma başlattı.

Türkiye’yi önümüzdeki dönem çok yoğun bir yoksulluğun beklediği gerçeğini kerelerce konuştuk. Yıllarca Türkiye ekonomisini yönetmiş olan Ali Babacan da çöküşün nedenlerini kamuoyu ile baylaştı. Sadece Ali Babacan da değil her çevreden ekonomistler kerelerce Erdoğan eliyle Türkiye’nin içine itildiği durumum vahametini kamuoyu ile paylaşıyorlar.

Bu durum rejim üzerinde yoğun bir baskıya neden oluyor; her geçen gün daha da kötüleşen durumu iç ve dış düşmanla izah etmek Erdoğan için bile artık imkansız. Döviz kurlarında durdurulamayan artış ve bunun neden olduğu dayanılmaz fiyat artışları, artan işsizlik, düşen ücretler, ödenemeyen kiralar ve faturalar tek adam rejimi üzerinde gerçek bir baskıya dönüştü.

Fizikçiler bir sistemdeki düzensizliği ‘Entropi’ adı verilen bir nicelik ile ölçerler. Buna göre bir sistemdeki düzensizlik arttıkça entropi de artar. Bu durumda sistemi ayakta tutacak faydalı enerji miktarı azalır, sistemi sonlandıracak faydasız enerji miktarı artar.

Erdoğan rejimi her şeyi tek adama bağlamasına rağmen çok uzun bir süredir kaotik bir görüntü veriyor. Rejim o kadar rastgele ve düzensiz bir haldeki potansiyel celladı konumundaki; Ergenekoncular ve Bahçeli’nin desteği olmadan yol alamaz hale geldi.

Rejimin klavuzu artık Devlet Bahçeli’dir. Daha bu gün milli damat ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Devlet Bahçeli’yi arayarak, ekonomiye verdiği destekten dolayı teşekkür etti. Aslında iki taraf da bir birini tartıyor.

Sayın Zarakolu’nun tespit ettiği “düzensizlik hali ve bunun neden olacağı kaçınılmaz son” Devlet Bahçeli tarafından da mutlaka biliniyordur. Şimdi soru şudur; artık gideceği neredeyse herkesin malumu olan Saray Rejimi bir darbe ile mi yoksa seçimlerle mi son bulacak?

Türkiye rejim krizini seçimlerle aşması, kim iktidara gelirse gelsin demokrasinin önünü açar. Bunun da Ergenekoncular ve Devlet Bahçeli tarafından istenilen bir şey olmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz.

Öyleyse doğrudan veya dolaylı MHP’nin de el altından desteklediği özellikle 15 Temmuz sonrasında ordu içine yerleştirilmiş Ergenekoncular rejim açısından gerçek bir darbe tehdidine dönüşmüş olamazlar mı?

Böylece hem Türkiye’nin demokratikleşmesinin önü kesilmiş olur, hem de bu çevreler AKP sonrası iktidarlarını bir süre daha devam ettirebilme olanağı yakalamış olurlar. Bu durumda hepimize düşen güncel görev; demokrasi mücadelesini yükselterek, hem Rejimden hem de muhtemel darbeden halkımızı korumak olmalıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.