İnsanları durduğumuz yere çağırmak 

İlham BAKIR yazdı —

22 Temmuz 2022 Cuma - 07:30

  • Doğrunun, erdemin, iyiliğin, ahlak ve vicdanın ne olduğunu tartışmaya açacak, bu tartışmaları derinleştirecek bir felsefi derinleşmeye belki de insanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar ihtiyaç duyulmamıştır.

İnsanları çağıracağımız bir yer olmalı. Durduğumuz bir yer olmalı. İnsanları durduğumuz yere çağırabilmeli. Durduğumuz yerin neresi olduğunu tartışmalıyız ama öncelikle ve ivedilikle. Her kişi, her kurum, her siyaset, her ideolojik yapı, her felsefi yaklaşım insanları kendi durduğu yere çağırıyor elbet. Ama herkes durduğu yerin tek durulacak yer olduğundan, tek doğru yer olduğundan o kadar emin ki kimse durduğu yeri tartışmaya, tartışmaya açmaya yanaşmıyor.

Durulan yer adeta bir mabede, durulan yerin doğruları dinsel doğru ve değişmezlere dönüştürülerek, derin bir kutsallık atfedilerek muazzam bir direnç ve tutuculukla savunuluyor. Hal böyle olunca da onlarca değişmez doğrunun taraftarlarınca şiddetle savunulduğu, kimsenin kimse üzerinde bir etki ve değişim yaratamadığı bir kaostan, gözleri bağlı horozların kör dövüşünden öteye bir durum ortaya çıkmıyor.

Elbette bütün bunlar, yaşadığı toplumun, dünyanın, insanlığın mevcut gidişatından memnun olmayan, bunu değiştirip dönüştürmek isteyen fikri, önerisi, eylemi olanlar için tartışılacak şeylerdir. Yoksa zaten var olan düzeni, iktidarı, devleti erkek erki savunan, bu fikri zeminde yol yürüyenlerle tartışılacak bir şey yoktur. Ancak bununla en şiddetli mücadele esas alınabilir. Bütün canlıların yaşam hakkına saygı duyulduğu; savaşın, sömürünün olmadığı, her farklılığın farklılığını koruyarak var olma hakkına sahip olduğu bir dünya isteyenlerle tartışılacak konulardır bunlar. Bu ortak paydaya sahip her fikirle, her grupla, her ideolojik küme ile bu tartışmaların yapılabileceği kanallar, yollar açmak gerekiyor. Yeni dünyanın nasıl yaratılacağına kafa yoran ve emek veren kişilerle, kümelerle muazzam tartışmalar yaratmak, bu tartışmalar sonucunda temel ortak paydalarda yeni kümeler oluşturmak, kümelerin kümeleştiği konfederasyonlara gitmek gerekiyor.

Bugün dünyada da Türkiye ve Kürdistan’da da dünya için, bütün canlılar için, insanlık için bu kaygıları taşıyan, bunu değiştirip dönüştürmeyi düşünen gruplar, kümeler çok büyük çoğunlukla sol sosyalist gruplar ve kümelerdir. Fakat bu amaç ve hedeflerini saptıran, boşa düşüren öylesi kendi doğrusuna saplanan bir hastalıkla muzdaripler ki bu kümelerin her birinin kendi içlerindeki ilişkileri, kendi kurumsallaşmaları öylesine dinsel doğmalara dönüşmüş; ilişki kurma biçimleri, söylem ve eyleyişleri öylesine dini ritüellere dönüşmüş ki hiçbir kümenin başka bir kümeyle ilişki kurmasının olanağı kalmamıştır.

Bir ideoloji, bir paradigma, bir öneri geliştirip insanları durduğumuz yere çağırabildiğimiz kadar çağrılan bir yere de gidebilmeye açık olabilmeliyiz. Yeni bir çağrıya açık olmayanın yapacağı çağrının bir yeniliğe sahip olması çok da mümkün değildir. Doğrunun, erdemin, iyiliğin, ahlak ve vicdanın ne olduğunu tartışmaya açacak, bu tartışmaları derinleştirecek bir felsefi derinleşmeye belki de insanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar ihtiyaç duyulmamıştır. Tek Tanrılı inanç sisteminde dünya bozuldukça, kötülük çoğaldıkça insanları doğru yola davet etsin diye peygamberler gönderilir. Tanrı, bu amaçla insanlara binlerce peygamber göndermiştir. Bu peygamberlerin her biri kendi çağlarının filozoflarıdırlar. İnsanları iyiyi,  güzelliği, merhameti yeniden kurmaya davet etmiştir bu peygamberler.

Kürt özgürlük paradigması, bu anlamıyla iyiyi, güzeli, erdemi, ahlakı, vicdanı, merhameti tartışmak, yeniden tanımlamak bu tanımlamaya denk düşecek bir yerden yaşamı yeniden kurmak üzerine bir çağrı olarak ortaya çıkmıştır. O halde bu kavramların en güçlü bir şekilde tartışıldığı, tanımlandığı ve bu tanımlanan yerden yaşamın yeniden kurulmaya çalışıldığı bir çabanın sahibi olmadan ne özgür Kürtlüğün ne de özgür insanın yaratılabilmesi mümkün değildir. Bu tartışmalar olmaksızın ulaşabileceğimiz en iyi yer ilkel milliyetçiliktir. Gerçekten dönüp bakalım kendimize.  Siyasetimizin neresinde,  hangi kurumumuzda bu kavramlar ehemmiyetinin hak ettiği ölçüde, felsefi bir derinlikte ele alınıp tartışılmaktadır. Böyle olunca insanları durduğumuz yere nasıl çağırabiliriz. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.