Kürdistan'ı işgal ve Beşikçi'den beklentiler

Cafer TAR yazdı —

4 Temmuz 2021 Pazar - 22:25

  • PKK'nin Güney Kürdistan'daki varlığını tartışma konusu yapanlar; AKP/MHP faşizminin binlerce askerle aynı bölgeye saldırı yapmasına hiç itiraz etmemiş hatta KDP ile beraber TC'yi Güney Kürdistan'a davet etmişlerdir.

Bütün Kürtler dikkatle Türkiye'nin KDP destekli Güney Kürdistan'ı işgal girişimini izliyor. Oncalarca yıl süren mücadele ve binlerce şehadetten sonra Kürtlerin bu noktada olması yurtsever Kürt kitleleri derinden yaralıyor.

İnsanlar bölgede yaşananlardan derin bir kaygı duyuyorlar. Kürt olma bilinci yeniden paramparça olma tehdidi ile karşı karşıya. Kürtler büyük bir ulusun parçası olma bilincini yitirme; yeniden örgüt, aşiret gibi daraltıcı aidiyetlere dönme noktasına doğru savrulma tehlikesi ile karşı karşıyalar.

Bütün bu gelişmeler Kürtlerin yıllardır büyük mücadelelerle inşaa ettikleri ulusal bilincin sorgulanmasına, ortaya çıkan felaketlere karşı birlikte karşı koyma; olumlu gelişmelere birlikte sevinme hissinin hasar almasına neden oluyor.

Dünyanın hiç bir yerinde insanlar sadece aynı dili konuşarak bir ulus inşa etmediler; böyle bir ulus yok. Ulus olmak çok daha fazlasını gerektirir. Bunlardan en önemlisi; dil, kültür, ortak bir tarih gibi faktörlerin yanı sıra birlikte gelecek arayışının insanlar arasında karşılık bulmasıdır.

Yakın zamana kadar Kürtler bu noktada oldukça önemli bir mesafe katettiler. Özellikle DAİŞ saldırıları sonrasında ülkesinin namusunu ve anavatanı savunmak için bir araya gelen Kürtler dört parçada; duyguda ve ortak gelecek arayışında önemli bir yol almışlardı.

Ancak birçok Kürt çevrenin Türkiye'nin Güney Kürdistan'a (Başûr) yönelik sürdürdüğü işgal girişimine karşı ortaya koydukları duyarsızlık Kürt vicdanında derin yaralar açmaktadır.

Birçok çevre Güney Kürdistan'da yaşananları sadece uzaktan izleyerek Türkiye'nin “Biz Kürtlere karşı değiliz; biz PKK'ye karşı mücadele ediyoruz!” tezine dolaylı destek vermektedirler. Olup biteni bütün Kürtlere karşı bir saldırı olarak görmeyen çevreler derin bir delalet, hatta ihanet içerisindedirler.

Saddam Güney Kürdistan'da sadece o bölgenin Kürtlerine değil; Kürtlerin tamamının varoluşuna saldırmıştı. Şimdi aynı şeyi AKP/MHP rejimi yapıyor ve maalesef birçok çevre buna karşı aktif tutum almayarak en iyimser yaklaşımla dolaylı olarak Erdoğan'la aynı dili konuşuyor.

“PKK/KCK Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin egemenliğini tanımaya davet edilmelidir. Tanımıyorsa bölgeyi terketmelidir. Terketmiyorsa, takibatla, idari ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalmalıdır.” İnanılması çok zor ama bu sözler İsmail Beşikçi'ye ait.

Takibatı, idari ve cezai yaptırımları hayata geçirmenin KDP eliyle olamayacağını, KDP'nin gücünün buna yetmeyeceğini herkesten çok Beşikçi biliyor; Öyleyse kim yapacak bunları, kim PKK'ye idari ve cezai yaptırımlar uygulayacak?

Beşikçi geçen yılın aralık ayında “basnews” adlı bir sitede bu yazıyı kaleme almıştı. Uzun bir yazıydı; konuya ilgisi olan birçok okuyucumuz muhakkak bu yazıyı okumuştur. Söz konusu yazıda Beşikçi PKK'ye birçok noktada eleştiriler yöneltmekteydi.

Buraya kadar hiç bir itiraz yok; yazdıklarını onaylamasak bile Kürt demokrasisinin gelişimi açısından değerlendirebilir ve biz de onun ortaya attığı ithamlara kendi durduğumuz yerden cevap verir ve takdiri Kürt halkına bırakabilirdik.

Fakat sonrasında yaşananlar Kürtlerin bütün kazanımlarını tehlikeye atmıştır. PKK'nin Güney Kürdistan'daki varlığını tartışma konusu yapanlar; AKP/MHP faşizminin binlerce askerle aynı bölgeye saldırı yapmasına hiç itiraz etmemiş hatta KDP ile beraber TC'yi Güney Kürdistan'a davet etmişlerdir.

Eğer bunca şey yaşanırken; bu çevrelerden küçücük bir itiraz gelseydi; en azından ben kendi adıma biraz daha içe dönük özeleştirel olur, durduğum yeri sorgulardım. Fakat gelişmeler tam aksi yönde oldu. Başta Beşikçi olmak üzere bu çevrelerden hiç kimse rejimin saldırganlığına itiraz etmedi. Sizce de bu çok garip değil mi? Güney Kürdistan'da PKK'nin varlığına itiraz edenler; aynı bölgede TC'nin saldırganlığını görmemezlikten geldiler, geliyorlar.

Halbuki birçok bağımsız gözlemci uzun bir süredir Türkiye'nin dış politikasının yayılmacı bir nitelik kazandığını ve Türkiye'nin saldırganlığının asıl nedeninin Rojava ve Güney Kürdistan'daki Kürt kazanımları olduğunu söylüyorken; bu çevrelerin sessizliği hiç kimsenin dikkatinden kaçmıyor.

Gelinen noktada başta Beşikçi olmak üzere birçok çevre Kürt kamuoyunda inandırıcılığını yitirmiştir; bu çevreler yeniden Kürt kamuoyu ile konuşabilmek için işe AKP/MHP faşizminin saldırganlığını kınamakla başlamalıdırlar; aksi halde geçmişte ne yapmış olurlarsa olsunlar; Kürtlerin geleceğinde beş paralık kıymetleri olmayacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.