Kürtsüz, Alevisiz gelecek inşa edilemez!

Demir ÇELİK yazdı —

7 Ekim 2022 Cuma - 08:20

  • 21. yüzyılın ilk çeyreğinde soykırım amaçlı yeniden dizayn edilen devlet, toplum üzerinde karabasan gibi korku salmaktan başka bir işe yaramıyor.

16 Nisan 2017 referandumunda Kürt ve Kürdistan karşıtlığında dizayn edilmek istenen tek adam diktatörlüğü tel tel dökülüyor. Türk ulus devletinin inşa sürecinden beri inkâr ettiği, her seferinde savaş, kıyım, katliam ve soykırım dayattığı Kürt ve Aleviler 21. yüzyılda kültürel ve fiziki soykırımla karşı karşıyadırlar. Tarihsel, siyasal, sosyal ve kültürel boyutları olan bu iki temel sorunun çözümsüzlüğü nedeni ile yaşanan siyasal, toplumsal istikrarsızlık tüm Türkiye’yi esir almış, toplumsal isteri hali yaşanmaktadır. Türkiye halkları ırkçı faşist iktidarların kuşatıcılığında nefesiz ve takatsız kalmış, yaşanmakta olan derin ekonomik ve siyasi kriz girdabında yarınını görememenin umutsuzluğu içinde kıvranmaktadır.

On dokuzuncu ve yirminci yüzyılda çözüme kavuşturulmayan bu iki kadim sorun bugün için çok daha karmaşık, çok aktörlü ve çok bileşenli bölgesel ve küresel sorun olarak devam etmektedir. Çoklu bileşen ve çoklu faktörden beslenen bu temel sorunu demokratik yol ve yöntemlerle çözmek yerine, askeri ve savaşçıl politikalarla ortadan kaldırma inadı ülkenin değerlerini bir bir tüketmiş bulunuyor.  21. yüzyılın ilk çeyreğinde soykırım amaçlı yeniden dizayn edilen devlet, toplum üzerinde karabasan gibi korku salmaktan başka bir işe yaramıyor. Korku ve kötülük üreten bu karabasandan Türkiye halkları nasıl kurtulacaklarının arayışındayken, devletçi sistemden beslenen siyası parti ve siyasetçiler bu karabasana katlanmayı topluma tek seçenek olarak sunmaktadırlar. Elit siyasetçilerin çözümsüzlükte ısrar eden, toplumu yönetilmeye iknâ etme arayışındaki rutine bağlanmış görüşmeleri artık toplum tarafından kayda değer bulunmuyor, umutsuzluk ve kaygı giderek çoğalıyor. AKP-MHP iktidarının tek adam diktatörlüğü her gün açlık, yoksulluk, sefalet ve yolsuzluk üretirken, alternatifi olduğunu söyleyen altılı masa havanda su dövmeye devam ediyor. Toplumun mevcut sistemin radikal ve köklü değişim istencini görmeyen, inkârcı, katliamcı ve soykırımcı sistemi cilalayarak topluma pazarlamaya kalkışan Millet İttifakı, iktidar bloku ile milliyetçilik yarışı içinde inkârda ve soykırımda ısrar ediyor. Her yanı lime lime olmuş, tel tel dökülen tekçi ulus devlete alternatif üretemeyenlerin, aslında iktidar gibi topluma sunacakları hikayeleri olmadığından ulus devletin ipine sarılıyorlar. Güçlendirilmiş parlamenter sistem söylemi ile kast ettikleri inkârcı, katliamcı ulus devletin restorasyonundan başka bir şey değildir. Bunu da topluma kurtuluş diye pazarlayarak geleceğimizi ve umutlarımızı karartıyorlar. Demokratik hukuk düzeni savunusu yerine inkârcı, katliamcı ve soykırımcı zihniyeti sahiplenmede çoğu zaman iktidardan daha da kralcı kesilen muhalefet Kürtsüz, Alevisiz sorunsuz gül bahçesi hayali ile yatıp kalka dursun, ancak tahayyül ettikleri gelecekte özgürlük olmayacağı gibi hak ve adalet te gerçekleşmeyecektir.

Faşizmden ve faşizmin irade kıran uygulamalarından toplumun ekseriyeti zarar görmüşken, çok daha radikal ve çok daha rasyonel çözümlere ihtiyaç vardır. Yönetenlerin yönetemediği, yönetilenlerin ise yönetilmek istemedikleri günümüz Türkiye’ sin de nüfusun % 90’nı gelecek umudunu yitirmiş, sorunlarına radikal ve nitelikli çözüm beklemektedir. Bu nedenle günün paradigması ve siyasal perspektifi sıradan olmamalıdır. Çöküşün ve çürümenin yaşandığı, mafya-çete-devlet ilişkisinin boca edildiği bu rejimden kurtuluşun yolu; ulus devletin katı merkeziyetçi yapısının yeniden restorasyonu olamaz. Çürümüş ulus devletin enkazı üzerinden günümüz sorunlarına çözüm geliştirebilmek mümkün değildir. Demokratik ortak vatanda demokratik özerk bölgesel yönetimlere dayalı demokratik cumhuriyet paradigması olmaksızın siyasal ve toplumsal istikrar sağlanamayacağı gibi ekonomik ve siyasal krizde atlatılamaz. Tüm toplumun çıkarına olan demokratik özerk bölgesel yönetimler üzerinden yükselecek olan demokratik cumhuriyet dönemin çözüm perspektifi olmaktadır. Kaba ve tekçi ulus devlet yerine çokluğun ve çeşitliliğin bir arada ortak yaşamda buluştukları demokratik ulusu siyaseten savunanların özgür yarınları inşa etmeleri mümkündür. Bu nedenle dönemin siyaseti; savaşa karşı barışı, faşizme karşı demokrasiyi, inkâra ve asimilasyona karşı çokluğu, doğa talanına karşı ekolojist demokrasiyi, kadın kırımına karşı cins özgürlüğünü, kültürel ve inançsal kırıma karşı hak eşitliğini ve özgürlüğü savunmanın siyaseti olmalıdır. Toplumun ve toplumsal kesimlerin birikmiş sorunlarının çözümü; devletin ala çıkarlarını savunanlarla mümkün olamaz. Toplumun meşru taleplerinin karşılanması toplumun öz güç üzerinden özne olmasıyla mümkündür. Emek ve Özgürlük İttifakı bu nedenle toplumu yönetmek üzerine siyaset kurgulamamalı söz, karar ve yetkinin toplumun ve toplulukların olduğu  siyasal sistemi köyden kasabaya, kentten metropollere örmeli ve örgütlemelidir.

Demokratik siyasetin öncüsü HDP; eğer faşizm’e karşı mümkün olan en geniş cepheyi örgütleme görevini yerine getirir, geleceğin siyasal sistemi konusunda toplumu iknâ edebilirse, hem cumhur ittifakını, hem de millet ittifakını seçenek olmaktan çıkarabilir. Bu her iki ittifak gücü, bunu bildiklerinden HDP’yi terörize ve kriminalize ederek saf dışı tutmak istiyorlar. Bununla birlikte HDP olmadan kazanmalarının mümkün olmadığını da gördüklerinden, köprüleri de atmak istemiyorlar. İki arada bir derede olmanın bu sıkışmışlık halinde ne yardan ne de serden geçiyorlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.