Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

22 Ocak 2021 Cuma - 09:00

  • Bana öyle geliyor ki, Biden’cılar Erdoğan rejiminin hem Kürt halkına, hem de NATO ordusuna karşı tasfiye sürecini hızlandırdığını görmüşler ve Dışişleri Bakanının ağzından ilk uyarıyı yapmışlardır: Türkiye “sözde stratejik ortağımız.”

Amerikan hükümeti daha Bismillah deyip dükkanı açmadan Erdoğan rejiminin suratına ilk “Yankee” şamarını attı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken S-400 krizi bağlamında şöyle dedi: Türkiye “sözde stratejik ortağımız.”

Türkiye bir NATO ülkesi olduğuna ve ABD’yle gizli kapaklı, içinde atom bombasının bile bulunduğu bir ilişkiler ağının “resmi ve gönüllü” unsuru olduğuna göre, bu “ailenin patronu” Türkiye’ye “sözde müttefik” deyince, Cumhurbaşkanı Erdoğan da haliyle “sözde Cumhurbaşkanı” düzeyine indirilmiş oluyor. Şu anda Türk devletinin silah endüstrisinin yöneticileri “ABD’nin hasımları” listesindedir.

Blinken’in yenir yutulur olmayan sözleri karşısında Ankara’dakiler şu ana kadar alıştığımız meşhur “eyli meyli” tepkilerde bulunmak şöyle dursun, “tık” bile diyemediler.

Geçtiğimiz 20 Ocak’tan sonra hep birlikte Biden dönemi hakkında çok yazacak ve konuşacağız.

Ben burada kısaca TSK ile ABD ilişkilerinin geleceği ile ilgili birkaç noktaya dikkat çekeceğim. Gerisini sonra konuşuruz.

Türkiye NATO üyesidir. Onun ordus da NATO ordusudur. Ve 15 Temmuz 2016’dan beri Ordunun Avrasyacı, Rusçu, Çinci kanadı, NATO ordusunu tasfiye etmekte. Generallerin yarısı ve kurmay Albayların yüzde sekseni ya tutuklandı ya da ordudan ihraç edildi. Tasfiye dört yıldır durmak bilmiyor. Geçtiğimiz günlerde yüzlerce muvazzaf subay gözaltına alındı ve bu arada Kara Kuvvetleri istihbaratının ve Hava Kuvvetleri personel dairesinin başındaki iki general da “emekli” edildi.

Neden?

Bu basit bir “iç mesele” değildir.

“Çakma” darbe aslında Batı yanlısı subaylara karşı yapılmış bir provokasyondu. ABD’yle 2015 Kobanê devriminden başlayarak keskinleşen çelişkilerin bir sonucuydu. Avrasyacılar muhtemel bir Amerikancı darbeye karşı “önleyici darbe” yapmışlardır. Amerikan yanlısı Cemaat bu “önleyici darbeyle” ezilmişti. Darbeciler Erdoğan’ı Başbakanlıktan “almışlar” ve onu omuzlarında Saray’a taşımışlar, onu Türk asıllı “Hitlerleri” olarak bağırlarına basmışlardı. 
Neden bu aptalca işleri yaptılar?

Bunun “ekonomi politik” bakımından sebebi, “Üçüncü Dünya savaşına” girerek, bölgede hegemonya kurmaktı. Eğer PKK o dönemde Türk emperyalizmini destekleseydi, Erdoğan amacına kesinlikle ulaşacaktı. Emevi Camii’nde namaz kılınacaktı. Osmanlıcılar Libya’da, Tunus’ta, Irak’ta, tüm Ortadoğu’da bölgesel güç merkezi olacaklardı.

Ama İmralı ve Kandil, Erdoğan’a “seni Ortadoğu’nun sultanı yaptırmayacağız” dedi. Der demez de TC Üçüncü Dünya savaşında adım adım geriledi ve yenik düştü. 

Rejim Trump ile Amerikan devletinin kimi kurumları arasındaki çelişkilerden ve ABD ile Rusya-Çin ekseni arasındaki kavgadan ustalıkla yararlanarak bugünlere geldi. Ama artık bu taktik çöptedir.

Neler olacak?

Amerikan hükümeti ve onun dışişleri bakanlığı yönetimi devralana ve işe ısınana kadar geçecek olan birkaç ay içinde yapabileceği her türlü mel’aneti yapacak. Örneğin Akar’ın son Bağdat ve Hewlêr seferi ile ilgili haberlerde TC’nin Irak merkezi devleti ve Güney Kürdistan yönetimi ile birlikte Mart ayında PKK’ye karşı yüzlerce defa ilan edilen “bitirici” hamle yapacağı dile gelmekte.

Olabilir. Böyle bir Kandil seferi beklenebilir. Bunun ilacı Güney’de Kürtlerin ulusal birliğidir. Ve bir de şu atasözü kulaklara küpe olsun: Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır. 
Sonra ne olur?

TC bu savaştan da yenik çıktıktan sonra TSK ve Erdoğan ABD ile masaya oturur. Müzakere edilecek en önemli konulardan birisi TSK’nın ne olacağıdır. Masaya oturulunca ilk sonuç tüm tasfiyelere rağmen hala ordu içinde var olan NATO’cu subaylar yeniden güçlenir, inisiyatifi ele geçirme imkanı elde eder. Bunun yan sonucu hapisteki subaylar ile Cemaat üzerinde rejimin ezici gücü hafifler. TC, hem ABD’yle masaya oturup, hem de “ABD Cemaatçi subaylarla darbe yapmaya kalktı” diyemez, bu tezinden usul usul vazgeçmek zorunda kalır. Bu da Silivri kapılarının hafiften aralanması anlamına gelir.

O nedenledir ki, Akar ve adamları ile Erdoğan ve suç ortakları şu sıralar ordudaki tasfiyelere hız vermek, ABD’yle masaya oturmadan önce tasfiyeye devam etmek zorundalar. Bu tasfiye sürecinde en önemli adımlardan birisi, bu kargaşada ortaya çıkabilecek olan bir “devlet krizinde” Biden döneminden yararlanarak Amerikancı subayların inisiyatif alması ihtimalini bertaraf etmek amacıyla alınan “MİT ve Emniyet’in TSK silahlarına el koyma” kararıdır.

Bana öyle geliyor ki, Biden’cılar Erdoğan rejiminin hem Kürt halkına, hem de NATO ordusuna karşı tasfiye sürecini hızlandırdığını görmüşler ve Dışişleri Bakanının ağzından ilk uyarıyı yapmışlardır…

Sözde Cumhurbaşkanı, gerçekte diktatör Erdoğan’a, Türkiye’yi Rusya-Çin-İran eksenine yanaştırmak yoluyla sözde stratejik müttefik, gerçekte “hasım” haline getirdiği için “kendine gel” demişlerdir.

Bu işler malum organize işlerdir. Ve ben şahsen demokratik güçlerin bu kirli kavgaları, demokrasi adına kullanmak dışında bir “tarafgirlikten” uzak durmasının “üçüncü yol” gereği olduğunu düşünmekteyim.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.