Serçenin diz çöktüren gücü

İlham BAKIR yazdı —

27 Ocak 2022 Perşembe - 23:30

  • Serçe’nin gücü, muktedire göre tavır almayan ve bir sanatçının sahip olması gereken asgari ahlaki ve vicdani duruşundan gelmektedir.

 

İktidarın insan zihnini, tasavvurunu, ruhunu, aklını, dilini bu kadar zehirlediği; gücün bu kadar insanı zıvanadan çıkardığı, tahakküm etmenin şehvetinin bu kadar salyalar akıttığı; kibrin, büyüklenmenin bu kadar gözleri kör ettiği bir dönem yaşanmamıştır Türkiye tarihinde.

Elbette gücün ve tahakkümün; daha iri, daha kaslı, daha ceberut bir güç ve tahakküm karşısında da en süfli, en rezil, en bayağı bir şekilde nasıl boyun eğildiğine; nasıl bütün söylem ve diklenmelerden çark edildiğine, bunun nasıl bir iki yüzlülükle bir başarı, bir manevra ustalığı olarak lanse edildiğinin de Türkiye tarihinde böylesinin görülmediği bir süreci yaşıyoruz.

İç kamuoyunu etkilemek, korkusuz, pervasız, güçlü bir iktidara ve liderliğe sahip olunduğu kameralar karşısında deklere edilir; talimli yandaş medya aracılığıyla bunun kahramanlık destanı yazılır, sonra da kapalı kapılar arakasında, çemkirilen, tehditler savrulan, "sen kimsin" diye hiddetlenilen ülkeye, lidere her türlü taviz verilerek siyasi ve ekonomik çıkarlar korunur.

Mevcut iktidar bu oyunu defalarca tekrar etmiş, içeride karşılaştığı her yönetim krizinde bunu denemiş ve önemli ölçüde kendi kitlesini etkilemede ve onları konsolide etmede başarılı olmuştur.

Kitlesinin bunun nasıl bir oyun ve tezgah olduğunun farkında olanları da yaşanan bu ahlak fukaralığının, bu ilkesizliğin bir diplomasi ustalığı olduğunu propaganda etmektedirler.

Öyle bir akıl, vicdan ve ahlak yaratmıştır ki yandaşlarında bu iktidar, eğer başarıya götürüyorsa söylenmeyecek yalan, yapılmayacak kötülük yoktur.

İktidarın amiral gemisi olan gazetenin baş yazarı ve aynı zamanda bir ilahiyatçı olan zat, İslami bir söylemi de ahlaksızlığına zemin kılarak şöyle diyebilmişti yakın zamanda: "Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz, iktidara zarar verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caizdir diyemem."

İktidar dış dünyada bu muktedir kalabilme gayretini iki yüzlü oyunlarla sürdürürken içeride böyle bir iki yüzlülüğe ihtiyaç duymadan sürdürmektedir tahakkümünü genel olarak.

Kendi ülkesinin insanı üzerinde güç zehirlenmesinden kaynaklı her türlü arsızca tahakkümü sürdürebilmekte, muhalif siyasetçisinden sanatçısına, "açım" diye bağıran vatandaşına kadar herkese hakaret etmekte, aşağılamakta, hazır kıta bekleyen kadrolu linç gruplarını saldırtmakta, icabında derdest edip cezaevine gönderebilmektedir.

Fakat o başı yüce dağ başlarından daha yukarıda gezen koca muktedir, ufacık, tefecik bir kadın karşısında, canlı yayında bütün insanların gözü önünde çark etti.

Daha önce cami minberinden dilini koparacağını söylediği sanatçının, Türkiye’nin büyük bir sanatçısı ve değeri olduğunu ifade etti. Çünkü dilini koparmakla tehdit ettiği "minik serçe" lakaplı o ufak tefek kadın boyun eğmemişti bu tehdide.

Boyun eğmediği gibi her zaman yaptığı şekilde sanatıyla, yazdığı şarkı sözüyle öyle bir cevap vermişti ki muktedire, koparacağını söylediği dilden çıkan sözler bir anda kırk ayrı dile çevrilmiş; yüz binlerce insanın sahiplendiği, kendisinin kıldığı sözlere dönüştürmüştü.

Şarkı sözlerinde "Sen beni sezemezsin. Dilimi ezemezsin. Kim yolcu kim hancı? Dur bakalım! Beni öldüremezsin. Sesim, sazım, sözüm var benim." derken, son sözlerini de "Ben derken ben herkesim." sözleriyle bağlıyordu.

Halkını ve hakkını koruyan bir sanatçı olarak herkesleşmenin, halklaşmanın ne demek olduğunu herkese gösteriyordu.

İşte başı dağ doruklarında dolaşan bir muktedire, bu küçük serçe karşısında geri adım attıran da bu herkesleşme iradesi ve mücadelesidir.

Serçe’nin gücü, muktedire göre tavır almayan ve bir sanatçının sahip olması gereken asgari ahlaki ve vicdani duruşundan gelmektedir.

Bugün Serçe’nin bu muazzam muhalefetine sahip çıkıp ondan nemalanmaya çalışan ana muhalefet partisi, dün bu Serçe yüreğin, barış olsun, insanlar ölmesin, Kürtler kendi dillerinde şarkılarını söyleyebilsin diye müzakere sürecine verdiği destekten dolayı en az şimdiki iktidar kadar rezil bir dille ona saldırmamış mıydı?

Şimdi de en az bu iktidar kadar kire, çirkefe bulaşmış bir dile sahip kalemşörleri, Serçe’yi iktidarın tehdidi karşısında savunurken  bile, "biz senin barış sürecine verdiğin desteği de unutmadık"  diyerek parmak sallamıyorlar mı?

Her iki kirli dilin arasında kırk dilden şakıyan bir serçenin varlığı insanın umudu değil de nedir?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.