Şimdi değilse ne zaman?

Demir ÇELİK yazdı —

2 Eylül 2022 Cuma - 08:30

  • Hz. Muhammed Müslüman olmayanın cenazesine saygıyı telkin ederken, AKP-MHP iktidarı ve Türk Devleti’nin İslam kardeşi dediği Kürt’ün cenazesine yaklaşımı tam bir vahşet örneğidir.
  • Devasa ‘Adalet’ saraylarında adalet ve hakikat yerine ırkçılık, faşizm ve adaletsizlikler fışkırıyor. Hak ve adalet yerini bulsun diye insanlar saraylar önünde nöbet tutuyor.

İnsanlıktan sapma devletçi sistemden bu yana Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olduklarını söyleyen kralın, imparatorun, oligarkın ve iktidar sahiplerinin biz kullara yapmadığı zulüm neredeyse kalmadı.

Hele hele Türk Devleti’nin son yıllarda bize yaptığı zulme tanrılar, melekler, enbiya ve evliyalar, jiyar û diyarlar bile kabul etmemiş olacaklar ki susmuş, çaresizlikleri ile kaderimize ortak olmaktan başka yapacak şey bulamıyorlardır. İnsanın yarattığı kutsallar susmuş, insanlı ise kararmış vicdanı ile için için kan ağlıyor.

Doksanlı yıllarda şehit gerillaların vücut uzuvlarını kesecek kadar insanlıktan çıkmış vahşet, günümüzde daha da sınır tanımaz barbarlıklarıyla yüreğimiz ağzımızda bir sonraki vahşeti bekliyoruz. Türk Devleti, gerilla mezarlarını ve cenazenin dini vecibelerini karşılayan camii ve cem evini bombalayarak yerle bir ediyor. Yüzlerce kimliksizi mezarından çıkarıyor, adli tıp koridorlarında aylarca tuttuktan sonra kemiklerini plastik kutular içinde kaldırım altına rastgele atıyor. Mezartaşı üzerindeki Kürtçe ibarelere olan tahammülsüzlüğü sonucu mezar taşını kırıyor, yerinden söküp hakkında dava açmak üzere adliye saraylarına götürüyor. Dilsiz, kimliksiz mezartaşının kendini savunma koşulu varmış gibi aleyhine dava açıyor, terörist diye yaftalıyor…

Kederli anneye çocuğunun kemiklerini posta kargoyla gönderiyor. Üstüne masrafları ödemesi talimatını veriyor. Sınır tanımayan bu ırkçı zihniyet en son babasının eline oğlunun torbadaki kemiklerini vermenin vahşetini yaşatıyor Kürt olana, öteki olana...

Bütün bunlar Müslüman olmakla övünen AKP-MHP iktidarı döneminde yaşanıyor. İslami’yete göre ölen birisinin kimliği, rengi, dili, dini, düşüncesi sorulmaz gerçeğine rağmen ‘Müslüman’ AKP bunu halkımıza reva görürken, kimi Kürtler de ondan medet ve insaf beklemekle kalmıyor, göz göre göre bize yaşatılan bu vahşete rağmen ona payandalık yapıyor, Kürt soykırımında ona destek olmayı görev biliyor.

Medine’de Hz. Muhammed inanları ile birlikte otururken önlerinde bir Musevi cenazesi geçer. Cenazeyi gören Hz. Muhammed saygı gereği ayağa kalkar, cenazenin geçmesini bekler. Buna şaşıran inananlardan biri, “Efendimiz o bir Musevi’nin cenazesiydi” der.

“Ne fark eder. O artık ölmüş, kimliksiz biridir. Geçmişte ne olduğunun bir önemi yok. Varsa da bu senin benim işim değil, Allah’ın işidir” der.

“Ya Resûlellah! Bazen yanımızdan kâfirlerin cenazeleri geçiyor. Onların cenazeleri için ayağa kalkalım mı? Diye yeniden sorar.

“Evet, kâfirlerin cenazeleri için de kalkınız. Çünkü siz onların ölüleri için ayağa kalkmış olmuyorsunuz. Siz canları alan Allah’ı yüceltmek için ayağa kalkıyorsunuz.” diye yanıtlar.

Dindar ve muhafazakar Müslüman olduğuyla övünen AKP-MHP iktidarı, Hz. Muhammed’in Müslüman olmayanın cenazesine saygıyı telkin ederken, Türk Devleti’nin İslam kardeşi dediği Kürt’ün cenazesine yaklaşımı tam bir vahşet örneğidir. Buda dinin ne kadar hakikatinden uzaklaştırıldığını gösteriyor. Toplumu iyide, doğruda ve güzelde buluşturma iddiası ile ortaya çıkan dinlerin zamanla devletçi sistemin yedeğine düşerek, onun ideolojik aygıtı haline dönüştüğünün acı gerçekleri ile insanlık karşı karşıyadır.

Artık toplumun hak ve özgürlüklerini savunun onun için bedel ödeyen Kültürel İslam gitmiş, yerine egemene, zalime ve iktidar tapıcılarına hizmet eden iktidar İslam devrededir. 

Ülkede yaşanan dinsel, ahlaki çöküntü ve çürümenin örnekleri elbette aktardıklarımızla sınırlı değildir. Bunlar sadece buzdağının görünen yüzüdür. Bu çöküntü ve çürüme siyasal ve hukuki alanda da olanca şiddeti ile devam ediyor. 

Hıfzı Sıhha Kanunu’na göre cenazenin, ya da cenaze uzuvlarının aileye tabut içinde teslim edilmesi gerekiyor. Bu kanuna rağmen Kürt’seniz, devlet, her tür acıyı sana yaşatmayı tamamlanmamış görev olarak addediyor. Yüz yıllardır Kürt’ü düşman belleyen ırkçı faşist zihniyet, Anayasasızlık halinin yaşandığı, AİHM ve AYM kararlarını yok hükmünde gören mevcut iktidar döneminde, her gün yüreğimizi dağlayan yeni vahşet örnekleri ile karşılaşıyoruz. 17.500 faili meçhul cinayetlerin hesabı verilmemişken, her Cumartesi günü katledilen canlarının kemiklerine erişebilmek için kar kış demeden yıllardır hak arayışında bulunan Cumartesi anneleri cezalandırılıyor. 

Paçalarına kadar kirliliğe bulaşmış mafya, çete ve siyasetçiler yargılanacağına hak mücadelesi verenlerin yargılandığı bir Türkiye söz konusudur. Devasa ‘Adalet’ saraylarında adalet ve hakikat yerine ırkçılık, faşizm ve adaletsizlikler fışkırıyor. Hak ve adalet yerini bulsun diye insanlar saraylar önünde nöbet tutuyor, bağımlı yargıdan umudunu kesen vatandaşlar mafya liderine vekalet verme, ondan medet bekler haldedir. Tam bir çürüme halinin yaşandığı bu koşullarda topluma umut ve öncülük yapacak siyasal öncülük olmayınca çözüm diye topluma savaş diye kan, göz yaşı ve ölüm dayatılıyor. 

Milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi hezeyanlarla her gün SİHA’larla siviller katlediliyor, Rojava, Maxmûr, Şengal ve medya savunma alanları bombalanıyor, savaş suçu kimyasal ve fosfor bombaları Kürdistan dağlarına atılıyor, hiç kimseden çıt çıkmıyor, toplum hakları ve özgürlükleri için bir ve birlikte olamıyor. Şimdi değilse ne zaman?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.