Sözleşmenin feshedilmesi ne anlama geliyor?

Demir ÇELİK yazdı —

25 Mart 2021 Perşembe - 22:30

  • İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden iktidar, kadın iradesini kırarak toplumu teslim almak istiyor. İktidar direnen ve mücadele içinde olan kadın iradesini kırdığında, toplumu teslim alacağını düşünüyor.

Türkiye İstanbul Sözleşmesi’ni 11 Mayıs 2011’de imzalamış, 24 Kasım’da parlamento tarafından oy birliği ile kabul edilmişti. Avrupa Konseyi üyesi ülke olması nedeni ile Türkiye’nin kabul ettiği bu sözleşme kadın hakları bağlamında imzacı üye ülkeleri bağlayan Anayasa ve yasalar üstü uluslararası bir sözleşme niteliğindedir. Bu özelliği ile meclisin kararı olmaksızın, fesih kararını başka bir organ veya kişi alamaz. Ancak bu genel doğrudur. Söz konusu Türkiye olunca, bu genel doğrunun geçerliğinin olamayacağını, son altı yılda yaşadıklarımızdan hareketle hepimiz biliyor olmalıyız.

“Bir gece ansızın geliriz" sözünü ağzından düşürmeyen Erdoğan, tek adam diktatörlüğünün verdiği güç zehirlenmesi ile bir gecede meclis iradesini gasp ederek, uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığını ayaklar altına aldı. Zaten daha önce; “AYM kararlarını tanımıyorum”, “AİHM kararları bizi bağlamaz" diyen Erdoğan, Anayasasızlık üzerinden tek adam diktatörlüğünü sürdürmenin hukuksuzluğuna çoktan savrulmuş bulunuyor.

Tek adamın kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi sıradan bir karar ve girişim değildir. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi kadının eşit yurttaşlık hakkını, medeni haklarını gasp etmenin yanı sıra, kadın iradesini kırma, toplumu teslim alma amacını taşımaktadır. Çünkü bugün gerek Türkiye’de, gerek tüm dünyada devletli sisteme itiraz eden, başkaldıran en temel dinamik kadın hareketleridir. Son yıllarda küresel ölçekte; ”Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz” diyen kadınlar hak, adalet ve özgürlük mücadelesinin öncüsü konumundadırlar. Kadın mücadelesinin dünyayı dönüştürme gücü ve kararlılığı sayesinde, toplumun kaybolmaya yüz tutan umudu yeniden yeşermiştir. Bu gerçeklikten hareketle AKP-MHP iktidarının, İstanbul Sözleşmesine tahammülsüzlüğünü üç başlık altında toplamamız mümkündür.

1- Kadın Mücadelesinden Korkuyorlar: Kadın iktidara bulaşmadığından kirlenmemiş, anacıl toplumun ahlâki ve politik değerlerini sahiplendiği ve sürdürdüğü için ondan korkuyorlar. Kapitalist modernitenin bencil ve bireyci zihniyetine karşı kadın ailesini, aşiretini ve toplumu paylaşma, dayanışma ve ortaklaşma kültüründe buluşturandır. Kadın, toplumu savaşa karşı barışta, düşmanlığa karşı sevgide, hak ve adalette buluşturan, zulme karşı özgürlükte tutandır. Tarih boyunca Nemrutlara, Firavunlara, Dehaklara ve tüm zalimlere karşı mazlumların yoldaşı olan kadın, bugünün zalimlerinin zulmüne karşı mazlumların, ezilenlerin ve tüm ötekilerin sesi ve çığlığıdır. Kadın mücadelesini ezmeden, toplumu teslim alamayacaklarını bildiklerinden kadına ve onurlu duruşuna saldırmaktadırlar.

2- Erkek eril zihniyetin kadına bakışı: Sözleşme öteki insanları ve kadınları egemenle eşit haklar sahibi kıldığı için eril zihniyet tarafından kaldırılmıştır. İktidara, erkek eril zihniyete karşı kadınları ve mazlumları koruduğu için sözleşmeyi kaldırmak istediler.

“Mili ve aile değerlerimize aykırı” diyerek toplumu ikna etmeye, rıza üretmeye çalışıyorlar. İnsan Hakları Bildirgesi’nden esinlenerek imza altına alınan İstanbul Sözleşmesi, hiçbir etnik kimliğin ve onun ulusal değerlerinin karşısında değildir. Karşısında olduğu şey; faşist erkek eril zihniyettir. Kaldı ki insan hakları bildirgesinden esinlenen İstanbul Sözleşmesi dil, din, ırk ve düşünce farkı gözetmeksizin, herkesi doğuştan kazandığı hakları ile sahiplenen bir sözleşmedir.

Ama doğru, mutlak iktidar sahiplerinin zihniyetinde Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, ezilen yoksul toplum kesimlerinin sadece köle kalma, efendiye hizmet etme hakları vardır. İşte bu nedenle Kürtleri, Alevileri, kadınları ve haklarının kıyımında ısrar ediyorlar. Doğamızı, dilimizi, kültürümüzü ve inancımızı yok etmek için muhafazakâr eril zihniyet sahiplerinin çocuk yaşta kızlarla evlenmesi önündeki engeli kaldırmayı kendilerine görev edinmişlerdir.

3- Seçime Dönük Hesapları: Demokratik siyaseti tasfiye kararı ile hareket eden iktidar, birlikte olma potansiyeline sahip tüm direniş odaklarını dağıtmak, topluma biat olmayı dayatıyorlar. Bu nedenle 17 Mart’ta insan hakları savunucusu HDP Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığını kaldırıp milletvekilliğini düşürdüler. Aynı gün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı HDP’nin kapatılması iddianamesini AYM’e gönderdi. Çok geçmeden Cumhurbaşkanı kararı ile İstanbul Sözleşmesi feshedildi. Böylelikle 3 Mart’ta açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’ndan hareketle demokratik normları ve hukuk devletini bekleyenler, bir kez daha yanıldıklarını görmüş oldular.

Hak, adalet ve özgürlüğü vaat edenlerden yağmur gibi peş peşe yasaklar geldi. Açlığın, yoksulluğun, ekonomik ve siyasal krizin sebebi olanların istifa etmesi gerekirken, hiçbir şey olmamış gibi Gezi Parkı yağması, birçok yeni HES’in kurulması, Kanal İstanbul İhalesine Banka kefaleti ve en nihayetinde Merkez Bankası Başkan’ın 133 gün sonra görevden alınmasını hep beraber gördük yaşadık.

İktidar, kadın iradesini kırarak toplumu teslim almak istiyor. Direnen ve mücadele içinde olan kadın iradesini kırdığında, toplumu teslim alacağını düşünen iktidar, bu amaçla kendi kitlesinde ve çeperindeki muhafazakâr camiada rıza üretme peşindedir. Kadınların yaşam hakkı ve Kürtlerin siyasi haklarının gaspı üzerinden muhalefeti biçimlendirmek, mutlak iktidarlarını perçinlemek istiyorlar. Bunun için olası yakın zamandaki seçimlerde mütedeyyinleri, milliyetçileri, kadına alınıp satılan mal gibi yaklaşan eril zihniyet sahiplerini konsolide ederek, geleceğimizi çalmak, umudumuzu karartmak istiyorlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.