Taliban ve Diyanet

Ahmet TURHALLI yazdı —

30 Ağustos 2021 Pazartesi - 23:00

  •  Diyanet İnsanları öldürmeyi, yalanı, iftirayı, başkalarının toprağını işgal etmeyi, Faizi, Rüşveti, Uyuşturucu madde satanları, umumhane vergileri ile elde edilen Maaşı afiyetle yemektedir.

Uzun yıllardır Taliban ismi duyulmaktadır. Afganistan’ın son otuz yılına damgasını vuran bu Cemaat, 11 Eylül saldırılarından dolayı, ABD ve Naton’ un askeri müdahalesi ile Afganistan'da iktidardan uzaklaştırıldı.

SSCB ye karşı savaşan değişik Cemaatler Nato tarafından direkt desteklenmekte idiler. Bu gurup ve Cemaatler Rabbani, Hikmetyar ve benzeri birçok gurubun koalisyonundan, yerel yurtseverlerden ve çoğunluğu Ülkelerini özgürleştirmeye çalışan direnişçilerden oluşmaktaydı. Bu Yapıların öncülüğü ve ideolojik şekillenmeleri ise İslam inancının hem sünni hem de şii versiyonlarından müteşekkil idi.

Sünniler çoğunlukta olmakla birlikte, şiilerde mücadele etmekteydiler. Nato ve Abd’nin Pakistan da Öğrenciler olarak bilinen Taliban gurubu, SSCB’nin yenilgisinden sonra ortaya çıkmış bir guruptur.

Taliban Cemaati Nato’nun dizaynı ile Afganistan’ın iktidarını ele geçirdi. Ruslara karşı Afganistan da mücadele eden El Kaide Lideri Usame Bin Laden, ABD ve Natoya karşı da diklenince ve Rus hava unsurlarına karşı kullanılmak için, Stinger füzelerinin iadelerini ret edince, Abd ve Nato partnerleri olan bu guruplar arasında da sorunlar baş gösterdi.

Bu sorunlardan dolayı Bin laden gurubu 11 Eylül olaylarını organize ederek, ABD’nin ve Natonun hışmına uğradı. El-Kaide’den dolayı Taliban dağıtılarak yerine Karzai başkanlığında yeni bir manda hükümet kuruldu.

İktidardan uzaklaştırılan Taliban, kırsal da aralıksız mücadelesini sürdürdü. Bu mücadele tamamen dışa, Natoya ve Maddi güce bağlı olarak kurulan 300 bin bin kişilik ordu karşısında zafer kazandı.

Taliban bütün geri özelliklerine rağmen, nasıl muzaffer oldu? 

Dış güçlerle bağlantılı yapıların yerel milletlerden nasıl da kopuk oldukları bir kez daha açığa çıkmış oldu. Dış güçlere dayanan yapıların, Milletlere, Coğrafya ya yıkım dışında bir şey getirmediği de bir kez daha ispatlanmış oldu.

Dış güçlere tamamen bağlı işbirlikçilerin ise, sadece kendi dar çevrelerinin günlük çıkarları ve şatafat için yaşadıkları anlaşıldı. İnanca, özgüce ve yereldeki toplumun kültürü ile uyumlu olmayan yaklaşımların, o toplumlara yozlaşma, yıkım dışında bir değer katmadığı açığa çıktı.

Hala mücadele verdiklerini söyleyenlerin sadece dış güçlerle başaracaklarını iddia etmeleri bir illüzyondan başka bir şey olmadığı da bir kez daha yaşanarak anlaşılmış oldu.

Örnek olarak; Mustafa Kemal tarafından dış güçlerin yardımı ile kurulmuş olan TC’de yüzyıldır sadece kan ve göz yaşı vardır. Yıkım, yozlaşma ve batı hayranlığı ile tüketim dışında bu gibi iktidarların hiçbir numaraları yoktur.

Ortadoğu ülkeleri ve İslam coğrafyası bu hakikati anlamadan bu girdaptan asla kurtulamayacaktır. İŞİD’le yara bere İçerisinde bırakılan İslam dini, Taliban’la birlikte ölüme yollanacaktır.

Dikkat edilirse İŞİD den kaçan Müslümanlar Denizlerde boğulurken, Taliban’dan kaçan Müslümanlar ise, uçak tekerleklerine yapışarak yüzlerce metre yükseklikten yere çakılmaktadırlar.

İŞİD, İslam adına Yüzbinlerce Müslüman katletti. Taliban’da yüz binlercesini katletmiştir/edecektir. Bu lanetli durumdan kurtulmanın yegane yolu, bu Coğrafya insanının işbirlikçiliğe dayanmayan, kendi değer yargıları, kültürleri ve değişik inançları ile bir arada yaşama formülünü kabül etmeleri ve buna inanmaları ile mümkün olacaktır.

Medine sözleşmesindeki Demokratik prensiplerle bunu sağlamak mümkündür. Herkesin dini, dili, mezhebi ile yaşamasını kabül etmek ve saygı göstermek, siyasal sorunlarımızın bir çoğunu ortadan kaldıracaktır. Birlikte yaşam Projeleri oluşturmak, İşbirlikçilik ve Din adına İktidar hedeflemekten vaz geçmekle mümkün olabilir. 
 
Paralel dinin kurumu olan diyanet fetvası        

İslam’ın Kaynağı olan Kur’an’ı ve Resulullah’ın dini değil, İktidar ve muktedirlerin kendilerine göre paralel olarak oluşturmuş oldukları dinin temsilci Diyanetin fetvası: ‘Midye, karides, kalamar, ıstakoz gibi deniz hayvanları helal değildir’ demiş.

Allah’ın haram demediği bir şeylere haram demek, paralel din oluşturmaktır. Haram çerçevesi Kur’an da belirtilmiştir.

İnsan öldürmek, iftira atmak, zina etmek, faiz yemek, hırsızlık yapmak, domuz eti, kan, murdar olmuş hayvan eti haram olarak geçmektedir.
 
“Allah ın size verdiği helal ve güzel rızıktan yiyip için ve eğer yalnız Allah a kulluk ediyorsanız Onun nimetlerine şükür edin” Nahl/114

“Allah size sadece murdar eti, kanı, domuz etini ve Allahtan başkası adına kesilmiş olanı haram kıldı. Ama biri zorda kalırsa haksızlığa sapmadıkça, sınırı aşmadıkça bunlardan da yiyebilir. Çünkü Rabbin bağışlayıcı ve esirgeyicidir” Nahl/115

“Ağzınıza geldiği gibi yalan yanlış konuşarak, bu helaldir, bu haramdır demeyin; çünkü Allah a iftira etmiş olursunuz.  Şüphesiz Allah a yalan isnat edenler asla kurtulamazlar” Nahl/116

Kur’an-ı Kerim’de, denizden elde edilecek yiyeceklerin helal olduğunu bildiren ayetler. Maide 96 ve Fatr 12 
Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir.” (Ebû Dâvud, Tahâret 41) 

Diyanet İnsanları öldürmeyi, yalanı, iftirayı, başkalarının toprağını işgal etmeyi, Faizi, Rüşveti, Uyuşturucu madde satanları, umumhane vergileri ile elde edilen Maaşı afiyetle yemektedir. 

Ülkesi gasp edilmiş, dili yasaklanmış, kerametleri ve onurları ellerinden alınmış toplumun, mücadeleci çocuklarının Cenaze Namazı kılınmazmış diye de fetva veriyor. 

Katilin, hırsızın, Uyuşturucu satıcılarının, rüşvetçinin, soyguncunun cenaze namazında ise protokollerde durarak Bağıra çağıra dua etmektedir. 

Paralel Din budur. Karşıt İslam dediğimiz budur.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.