Tek tip diktatör tek tip muhalif 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

14 Ocak 2021 Perşembe - 23:00

  • Faşistinden, dincisine, ulusalcısından liberaline kadar tüm medyanın da neredeyse Erdoğan gibi tek tip haline gelmiş. Yani Kürt halkının karşısında tüm muhalefet ufak tefek teferruat dışında aşağı yukarı aynı. Tıpkı Erdoğan gibi. Tek tip diktatöre karşı tek tip muhalif.

MHP’nin başı Bahçeli “HDP kapatılsın” buyurdu.

Erdoğan’dan ses çıkmadı.

Ve bir takım köşe yazarları başladı bu “iki tutumu” yorumlamaya.

Bunlara göre Erdoğan HDP’yi kapatmaya “karşıymış.” Bahçeli kapatmadan “yanaymış”… Bu yorumu yapanların arasında ulusalcılar da var. Neyi, kimi, kime karşı, nasıl savundukları ya da suçladıkları belli değil. Lafı bilerek karıştırıyorlar.

Oysa mesele basit.

Bahçeli ve Erdoğan “hergele” meydanında davar pazarlığı yapan iki rezil. Biri “kapat” diyor, öteki sırıtıyor ve sonunda kamuoyunu HDP’nin “kapatılmamasına” karşılık, barajı aşıp grup kurmuş tüm partilere verilen ödenekten mahrum etmeye, bu arada HDP’li yüzden fazla yöneticiyi bir milyon yıllık hapis cezalarıyla zindanda çürütmeye hazırlıyorlar.

“Ya işte gördünüz mü, Reis HDP’yi kapattırmadı…”

Biz buna “kapatmaktan beter etmek” diyoruz. On bin yöneticisi ve üyesi hapiste olan bir parti duyup işittiniz mi?

Kapatır ya da kapatmaktan beter eder.

İyi de bunu neden yapıyorlar?

Çünkü korkuyorlar. İzah edeyim:

Şu anda Erdoğan AB ülkeleriyle, Akar da ABD’yle “teslim” anlaşması yapmak için utanmaz bir suratla iki büklüm eğilmiş pazarlık yapıyorlar. “Biz Rusya’ya Çin’e gitmeyelim, Doğu Akdeniz’deki iddialarımızdan vazgeçelim, siz de bizim iktidarımızı Kürtlere karşı destekleyin” diyorlar. Ardından da vaktiyle Cemaat üzerinden ABD ve AB’ye dediklerini tekrar ediyorlar: “Ne isterseniz yaparız.”

Hem AB ülkeleri yöneticileri, hem de ABD yöneticileri Erdoğan’ın ciğerini tanıyor. Eğer onun Saray’daki konumunu tanır ve ona uluslararası komplo günlerinde olduğu gibi Kürt halkına karşı kimi zaman “çözüm” adı altında, kimi zaman “çöktürme” adı altında, istediği taktiği uygulama imkanı verirseniz, istediğiniz her şeyi size verecektir. Fıtratı böyledir. Batılı liderler Erdoğan’la her görüşmeden sonra kimbilir aralarında ne gibi mavra çeviriyorlar. Bize kadar gelen haberlere göre Merkel’le Macron arasında şöyle bir konuşma gerçekleşmiş: “Dünya sinema tarihi bu adam kadar her rolü aynı suratla ve replikle oynayan bir başka aktöre rastlamamıştır; Bir önceki filmde hortlak rolünü icra ettiği zaman nasıl bir surata ve ses tonuna sahip ise, bir sonraki filmde “komik” adam rolünü de aynı surat ve ses tonuyla oynuyor… Onu Kürsü’de dinler gibi yapıp, kulaklığınızı çıkarın, o anda Kürtlerle barış ilan ettiğini de, Kürtlerin tümünü öldürme kararı aldığını da sanabilirsiniz.” Macron, Merkel’in bu saptamasına şu sözle katılmış: “Desene bu adam çok rollü tek tip aktör”…

Mavra yapıyorlar yani.

Geçtiğimiz gün AB Büyükelçileriyle yapılan toplantıda Erdoğan Türk demokrasisini rayına oturttuğunu söylediği sırada Büyükelçilerin suratlarını görmeliydiniz. Anlatıldığına göre, nisbeten genç olan diplomatlar ağızlarından tükrükler fışkırtarak gülmemek için dillerini ısırmışlar.

Erdoğan içine yuvarlandığı çukurun elbette farkında. Onu kuşatan kontrgerillacılar, SADAT’cılar, derin devletçiler, Ergenekoncular öyle işler yaptırdılar ki, adam “mayın eşeğinden” beter oldu. Türkçülerin ünlü tabiriyle onun önündeki çatal yol “ya devlet başa, ya kuzgun leşe” diye tarif ediliyor. O nedenle aynı beşuş, matruş ve de takallüs etmiş suratla aynı anda her türlü rolü oynamaya, küfür ederken de, yalvarırken de, tekme atarken de, ensesine şamar yerken de aynı şeddeli kelimelerle ve de aynı ton, aynı frekans üzerinden konuşuyor.

Şu sıralar “darbecilikle” suçlanan Can Ataklı dünkü yazısında Erdoğan’ın şahsiyetini başarıyla çözmüş. Yunanistan’ı sonunda “masaya oturttuk” diye hava atanların havasını almış. Diyor ki, “Yunanistan sizi masaya oturttu”… Öyle ya kruvazörlerle Doğu Akdeniz “sahasından” “masaya” oturtulan Yunanistan değil, Türkiye. Erdoğan ister masaya otursun, ister iki sandalyede birden otursun, bu iki sandalye birbirinden ayrılıp, paldır küldür kıçüstü yere otursun, fark etmiyor. Yine aynı surat, aynı ses, aynı nefes.

Bu işin sırrı Yeni Yaşam, Birgün ve Evrensel gibi günlük gazeteler dışında faşistinden, dincisine, ulusalcısından liberaline kadar tüm medyanın da neredeyse Erdoğan gibi tek tip haline gelmiş olmasındadır. Kan döktükleri zaman da “zafer” manşetleri atıyorlar, tepelerine Rus bombaları yağıp da bir birlikleri telef olduğu zaman da aynı “zafer” manşetiyle yayınlanıyorlar.

Örneğin dünkü Sözcü gazetesinde zırtapozun biri altı yıl önce gidip delilleri toplamayan Savcılık makamının altı yıl sonra yazdığı Kobanê iddianamesini Yeni Şafak gazetesi köşebazları gibi öve öve bitirememiş. Bir tek itirazı var: “Kobani ayaklanmasının talimatını veren Öcalan neden sanıkların arasında değil” diye sormuş.

Yani Kürt halkının karşısında tüm muhalefet ufak tefek teferruat dışında aşağı yukarı aynı. Tıpkı Erdoğan gibi.

Tek tip diktatöre karşı tek tip muhalif.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.