Toplumsal vicdan olarak aydın’ın rolü

İlham BAKIR yazdı —

27 Aralık 2021 Pazartesi - 23:30

  • Türkiye toplumu hızla böyle bir cehennemin ateşini harlandırmaya doğru dört nala koşuyor. Destek verenler, rıza gösterenler, susanlar da bu cehennemde yanacaklarını henüz bilmiyorlar.

İzmir’de bir fabrikada çalışan üç genç işçi bir ırkçı tarafından üzerlerine benzin dökülerek yakıldı. Vardiya sonrası uyudukları yatakhanede üzerlerine benzin dökülen işçiler kaldırıldıkları hastanede birkaç gün arayla hayatlarını kaybettiler. Basından, kamuoyundan saklanan ve soruşturma dosyası üzerine kısıtlama kararı konan olay, ırkçı fail, iki Türk’ü bıçakladıktan sonra basına sızıyor. Irkçı fail aynı fabrikada çalışıyor ve olaydan iki gün önce onları yakacağına dair tehditler savuruyor. Suriyeli göçmenlere dair sürekli ırkçı söylemlerde bulunuyor. Herkesin gözü önünde işlenen bu vahşi cinayetlere yine herkesin işbirliği ile ortak bir suskunluk perdesi çekiliyor.

Gençlerin aileleri, fabrika sahibi ve polis tarafından konuşmamaları için susturuluyor. Fabrikadaki işçiler ya katille benzer duyguları paylaştıkları ya da işlerinden olmamak için susuyorlar.

Olay kamuoyuna yansıyınca ırkçı saikle işlenmiş böylesi vahşi bir cinayet karşısında kamuoyunun infiale kapılması beklenir değil mi? Kamuoyu infiale kapılmıyor, sokağa dökülüp bu vahşeti protesto eden kimse yok.

Böylesi olaylar karşısında her zaman bir duruş ve tavır ifade eden birkaç sivil toplum kuruluşu bazı siyasi partiler açıklama yapıyor. Ve işte tamam bu kadar.

Öyle ya daha  çok kısa bir süre önce Konya’da yedi kişilik bir aile sırf Kürt oldukları için öldürülüp cesetleriyle birlikte evleri ateşe verilmemiş miydi? Hem de bu olay aylarca süren bir saldırının parçası olarak herkesin gözü önünde açık açık işlenmemiş miydi? Saldırganlar bu sürecin her parçasında itinayla korunup kollanmamış mıydı? Hırant’ı sadece Ermeni olduğu için bütün bir toplumun işbirliği ve suskunluğuyla ile göz göre göre öldüren ve korunan, kollanan zihniyet yine bunun aynısı değil miydi?

Maraş, çorum, Sivas aynı ırkçı toplumsal mutabakatla adım adım geliştirilen ve toplumsal suskunlukla üstü perdelenen, katillere dokunulmazlık zırhı verilen katliamlar değil miydi? Daha onlarcasını saymakla bitmez.

Kürt coğrafyasına girersek sayılacak bu tür ırkçı katliamların haddi hesabı yok. Kürtlere, Alevilere, solculara, sosyalistlere, Müslüman olmayanlara, kadınlara karşı adı konmamış bir toplumsal mutabakattan alınan onayla işlenen bu cinayetler yine toplumsal bir suskunluk mutabakatıyla sis perdesinin altına gömülüyor.

Her devlet ırkçıdır. Ve her devlet, her devletimsi egemenlik sistemi bu tür ırkçı zihniyetlerin gelişeceği fiziki ve zihni ortamı hazırlar. Bunları besler; büyütür, azmettirir ve sonrasında koruyup kollar ve çeşitli şekillerde taltif eder, ödüllendirir.

Egemenlerin bu cinayetleri ne kadar cüretkar ve yaygın işleyebilecekleri kamuoyunda yarattıkları rıza ve suskunlukla doğru orantılıdır. Çoğu zaman da kamuoyunu çeşitli oyunlarla, sorunların kaynağı olarak ötekileri göstererek rıza göstermeye ikna ederler. Bunun işlemediği yerlerde de zorun gücü ile bu rızayı yaratırlar.

Fakat bütün bu manipülasyona yahut zora dayalı üretilen rıza ve suskunluk iklimi içerisinde o toplumun aydınları, entelektüelleri, sanatçıları çok net bir karşı tavır alır ve toplumların bu vahşi ırkçı cehennemi büyütmelerini engellerler. Onlar toplumun vicdanıdırlar.

Aydınının, entelektüelinin sanatçısının bu tür olaylar karşısında gerekçesi ne olursa olsun susturulduğu, rıza gösterir hale, hele hele destekçisi konumuna getirildiği bir toplumun iflah olma şansı yoktur. İşte cehennem tam oradadır artık.

Türkiye toplumu hızla böyle bir cehennemin ateşini harlandırmaya doğru dört nala koşuyor. Destek verenler, rıza gösterenler, susanlar da bu cehennemde yanacaklarını henüz bilmiyorlar. Ya da ıslık çalarak geçiştirmeye çalışıyorlar. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.