Türk sanat musikisi eşliğinde cinayet!

Veysi SARISÖZEN yazdı —

28 Ekim 2021 Perşembe - 22:00

  • Şimdi savaşın şartları Erdoğan cephesi açısından hem askeri ve ekonomik, hem de iç ve dış siyasi bakımdan büsbütün zorlaşmış bulunuyor.

Türk ordusu, eğer askeri bir başarı elde etmeyi amaçlıyorsa, bugünkü dünya şartlarında ve Türk devletinin içinde bulunduğu ekonomik kriz koşullarında Rojava’ya karşı yeni bir savaşa “evet” diyemez.

Çünkü böyle bir savaşta “askeri zafer” elde edilemeyeceğini en iyi bu orduyu yönetenler bilir.

Onlar Güney Kürdistan’da gerillanın karşısında çakılıp kaldıktan, yani sütten ağızları yandıktan sonra yoğurdu üflemek zorundalar.

Bazı generallerin istifa etmesi bu “ihtiyatın” eseridir. Ordu savaşa giderse Erdoğan için gidecektir, askeri zafer için değil.

Ve şimdi bu “imkansızlığa” yeni bir faktör daha eklendi. CHP savaş tezkeresine “hayır” oyu verdi. (Bu, Erdoğan’ın dediği gibi HDP’nin CHP’yi “tehdidiyle” olmadı, CHP kışlalardan ses aldı.) 

Evet oyu veren İyi Parti’nin bir başkan Yardımcısı da, CHP’yle birlikte hayır oyu kullandı.

Bunun anlamı açıktır: Savaşın siyasi cephesinde büyük bir gedik açılmıştır.

Oysa bu tezkerenin ve savaş kararının amacı, yukarıda dendiği gibi “askeri bir zafer kazanmak” değil, Millet İttifakını Cumhur İttifakının peşine takmak, HDP’yi izole etmek ve erken, ya da vaktinde seçime birkaç hafta, ya da gün kala savaş patladığında seçimi ertelemek de içinde olmak üzere, AKP-MHP iktidarını devam ettirmekti.

Eğer öyle olmasaydı, Erdoğan on “büyükelçi krizini” yaratmaz, savaşta bu on devleti yanına almak için elden geleni yapardı.

O ne yaptı? Hem Rojava’ya karşı savaş kararı alarak, hem de on devletin büyük elçisini sınır dışı etme gibi bir tehdit savurarak, iç politikada içine yuvarlandığı zayıflamayı tersine çevirmeye çalıştı.

Erdoğan kendi askerinin kanları üstünde iktidarının ömrünü uzatmaktan başka bir şey düşünmüyor.

Eğer CHP, verdiği hayır oyunun gereğini yerine getirirse ve İYİ Parti de verdiği evet oyuna rağmen, Millet ittifakını sürdürür ve tezkereye yönelttiği eleştirilerin doğrultusunda hareket ederse, Erdoğan’ın savaştan umduğu siyasi “zafer” o zaman mümkün olmaz.

Çünkü muhalefetin çoğunluğu tezkereye hayır diyerek, savaşın kanlı ve olumsuz sonuçlarından dolayı rejimi suçlama hakkını elde etmiş bulunuyor.

Eğer evet oyu verilseydi, böyle bir suçlama imkanı da kaybedilmiş olacak, CHP savaşın bütün sonuçlarına ortak edilecekti.

Şimdi ise, Millet ittifakı ile Cumhur ittifakı’nın gelecek asker tabutları önünde birlikte namaz kılması ve “şehitlerin kanı yerde kalmayacak” nutukları atması, dediğim gibi hayır oyunun gereğine bağlı kalınırsa artık mümkün olmayacak. Her asker ölümünden Erdoğan ve suç ortakları sorumlu tutulacak.

Böylece açılacak yeni savaş cephesindeki muazzam askeri tehlikelerin yanında, siyaset cephesinde de Türk devleti için büyük tehlikeler ortaya çıktı.

Zaten “askeri zafer” umudu yokken, şimdi bir de “siyasi zafer” umudu ciddi bir darbe yedi.

Şimdi savaşın şartları Erdoğan cephesi açısından hem askeri ve ekonomik, hem de iç ve dış siyasi bakımdan büsbütün zorlaşmış bulunuyor.

Ancak, bu demek değildir ki Erdoğan rejimi savaş siyasetinden vazgeçecek. Bu tehlike sürüyor. Çünkü Erdoğan için iktidarda kalmanın yolu savaş ortamı yaratmaktan geçiyor.

Elbette başka yollar da var. Siyasi suikastlar… Erdoğan iki gün önce partisinin grup toplantısında Kılıçdaroğlu’na yumruk atıldığı videoyu izleyenlere gösterdi.

O yumruğu atan tutuksuz yargılanıyor ve bu video rezaleti, muhalefet liderlerine karşı şiddet kullanılmasını alenen teşvik ediyor.

Başka bir yol daha var. Erdoğan Sedat Peker’in kanıtlarıyla gösterdiği gibi, AKP Gençlik Kollarını silahlandırdı.

Bilal Erdoğan’ın başında bulunduğu TÜGVA’lılar hep bir ağızdan “komando marşını” söylemeye başladı. SADAT “suikast” ve kontrgerilla eğitimlerini Belediyelerde veriyor.

AKP’nin “Gladiosu” kayıp silahlarla donanmış. Türkiye’de sivil illegal silahlanma tahminlerin ötesine tırmanmış. Buyurun size bir haber:

“Çorum’da, Türk sanat musikisi sevenler derneği’nde çıkan silahlı çatışmada 2 kişi öldü 2 kişi yaralandı.

Silahlı çatışma saat 00.30 sıralarında Yavruturna Mahallesi’nde bulunan türk sanat musikisi sevenler derneği’nde meydana geldi.”

Türkiye, “musiki sevenlerin” bile silahlandığı bir ülkedir. Bu dernekte “bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin” Nihavend makamındaki şarkıyı terennüm ederek birbirini öldürenlerin “komanda marşıyla” neler yapacağını varın siz düşünün.

O nedenle “büyükelçi krizine”, Biden’ın Erdoğan’a sırtını dönmesine, Suriye’ye dönük “taarruzlarının ABD güvenliğini tehdit ettiği” sözlerine, bazı Avrupalı siyasetçilerin Türk devleti tarafından kimyasal silah kullanımına yönelik itirazlarına bakarak, siz siz olun rehavete asla kapılmayın.

Dünkü yazısında Ferda Çetin şöyle yazdı:   
"Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell (TC’nin kimyasal silah kullanıp kullanmadığına dair soruya) cevabında, ‘PKK’nin, AB’nin terör listesinde yer alan ve terör eylemlerine karışan bir örgüt olduğunu; Türkiye’nin terörle mücadele amacıyla Irak’ta bulunduğunu, kimyasal kullanımı konusunda bir bilgiye sahip olmadıklarını’ belirtiyor. 

Borrel bu kadarıyla da yetinmeyerek, ‘Avrupa Birliği’nin, bölge ülkelerini terörle mücadele konusunda ortaklaşmaya teşvik ettiğini; PKK ve bölgeyi istikrarsızlaştıran diğer grupların bölgeden çıkarılması için Irak hükümeti ile Kürdistan Bölgesel hükümetinin ortaklığını ve 9 Ekim 2020 tarihli Sincar (Şengal) Anlaşması’nı desteklediklerini’ belirtiyor.” 

Bundan daha iyi Erdoğan’ın tezkeresine destek olur mu?  

Savaşı, içerideki demokratik muhalefet önleyecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.