Türkiye ekonomisi

Cafer TAR yazdı —

1 Kasım 2020 Pazar - 22:05

  • Rejimin bütün çabalarına rağmen Türk Lirasının Dolar ve Euro karşısında değer kaygı sürüyor. 31 Ekim itibariyle Dolar 8.34, Euro ise 9.75'den işlem gördü. Bu durum sadece piyasaları değil, başta yoksullar olmak üzere toplumun geniş kesimlerini tedirgin ediyor.

 

Daha önce iktidar Türk Lirasının değer kaybını önlemek için tedbir alırdı; fakat rejim artık böyle bir kaygı da taşımıyor gibi davranıyor. Çünkü artık herkesten çok Erdoğan ve damadı Berat Albayrak bu saatten sonra Türk Lirasında yaşanan değer kaygının durdurulamayacağını biliyorlar.

İktidarın tutarsız para politikaları nedeniyle Merkez Bankasındaki rezervler eritildi. Eskiden olduğu gibi uluslararası piyasalardan yüksek faizle bile olsa para bulma olanağı kalmadı; kimse Türkiye'ye para vermek istemiyor.

Türkiye dövizde yaşanan daralmayı aşmak için; ABD, İngiltere, Japonya, Çin ve Katar gibi ülkelerle para takası (SWAP) anlaşmaları yapmak istedi; fakat Katar dışında bu ülkelerden hiç biri Türkiye ile para takası anlaşması yapmak istemedi.

Türk Lirasının önlenemeyen değer kaybı ve bir türlü durdurulamayan fiyat artışları insanları tedirgin ediyor. Rejim sorunları çözmeye çalışmak yerine toplumu değirmenlerle savaşmaya çağırıyor; yaşanan tam bir cinnet haline dönüşmek üzere.

ABD'nin John Hopkins Üniversitesi uygulamalı İktisat Profesörü Steve Hanke her ay dünyada en yüksek enflasyon yaşayan 12 ülkeyi yayınlıyor. Hanke'ye göre bu 12 ekonomiden Venezuela ve Lübnan hiperenflasyon, Türkiye'nin de içinde bulunduğu 10 ülke ise yüksek enflasyon yaşıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) Türkiye'de enflasyonu yüzde 11,75 olarak açıkladı; halbuki Profesör Hanke Türkiye'de yaşanan gerçek enflasyon oranının yüzde 38 olduğunu söylüyor. Rejim herşeyi talimatla çözebileceğini düşünüyor; fakat bu o kadar kolay değil.

Dünyada hiç bir güç gönlünden geçen; büyüme, istihdam ve enflasyon rakamlarını bir ekonomiye dikte edemez, talimatla istediği rakamlara ulaşamaz. Erdoğan TUİK'e talimat verebilir, istediği enflasyon ve büyüme rakamlarını ilan ettirebilir; fakat bunlar hayatın gerçeklerine uymuyorsa sadece TUİK değil, rejim ve Erdoğan da yalancı çıkar.

Yaşananlarda tam bu olmaktadır; Türkiye'de Erdoğan'ın kendisi de dahil enflasyonun yüzde 11,75 olduğuna inanan kimse var mı? Şimdi gelin isterseniz bu rakamların toplumu nasıl hızla yoksullaştırdığını biraz daha yakından görelim.

Her toplumda ücret/fiyat dengesi vardır; bu denge fiyat lehine değişirse toplum yoksullaşır, tersi olur da ücret lehine değişirse ilkinin aksine toplumsal refah artar.

Bir iş veren doğrudan alıp sattığı veya üretim yapmak için kullandığı ara malların fiyatları artarsa, sattığı ürünlerin fiyatlarını artırarak hızla yeni duruma ayak uydurur. Fakat aynı şey ücretli işçiler veya maaşlı memurlar için geçerli değildir. Hiçbir işçi veya memur iş verenine gidip bu ay herşeye zam geldi maaşımı arttırıyorum diyemez.

Böyle olduğu için toplumun emeği ile geçinen kesimleri enflasyonun yüksek olduğu toplumlarda sürekli fakirleşirler. Enflasyon rakamlarının Türkiye gibi olduğundan daha düşük ilan edildiği ülkelerde yoksullaşma süreci daha hızlı işler; çünkü Türkiye'de çalışan nüfusun yüzde kırkından fazlası asgari ücretle çalışıyor ve devlet asgari ücreti belirlerken TUİK tarafından belirlenen enflasyon oranını esas alıyor.

Türkiye'de asgari ücret 2020 yılı için 2324 lira 70 kuruş olarak ilan edildi. “2324/9,75= 238 €.” Türkiye'de çalışan nüfusun yüzde kırkı bir ay çalışıyor ve sadece 238€ para kazanıyor. Bununla insanlar kira ödemeye aile geçindirmeye çalışıyorlar. Muhtemelen bu süreç kötüleşerek devam edecek ve Türkiye'de asgari ücret 200 euronun altına düşecek.

Kendisine askıda ekmek kampanyasını soran gazeteciye Erdoğan “Bırakın Allah'ınızı severseniz; yani bugün evine ekmek götürmeyen biri var mı Türkiye'de, inanıyor musunuz bunlara?” diye güya sitem ediyor. Halbuki Türkiye'deki yoksullaşmayı herkesten çok Erdoğan biliyor; fakat bu onun umurunda bile değil.

Erdoğan Rejimi bu saatten sonra sadece savaş ve şiddet degil; her geçen gün artarak devam eden yoksulluk anlamına da geliyor. Savaşa, şiddete ve yoksulluğa razı olmamalı; biran önce güç birliği yapıp bu rejimden kurtulmalıyız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.