Yenemeyince ve azledildikten sonra ‘demokrasici’

Ziya ULUSOY yazdı —

14 Ağustos 2020 Cuma - 23:00

  • Cizre-Sur soykırımcı saldırılarını da, Amed, Suruç, 10 Ekim Ankara şok ve dehşet katliamları zincirini de faşizmin başbakanı Davutoğlu diktatör Erdoğan’la birlikte uygulamıştı. Davutoğlu şimdi de Amed’de oy avcılığıyla yalandan vaadlerde bazı sınırları geçmemeye çalışıyor.

Eski başbakan yeni Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Davutoğlu, 9 Ağustos günü Amed’de parti kongresinde demokrasi yalanı estirdi. Bilmeyen de Davutoğlu’nun siyasete atıldığından beri Kürtlerin ulusal haklarından yana demokrasi mücadelesi verdiğini zanneder.

“Ülke yönetiminde bulunduğu süre boyunca bu acıların bir daha yaşanmaması için çaba sarf etmiş bir kardeşiniz olarak bulunuyorum”la söze başlayan Davutoğlu, söylediğinin tam tersine Erdoğan faşizminin Çöktürme Planı’nın uygulayıcı başbakanı olarak o acıları yaşatmıştı.

Bilindiği gibi Çöktürme Planı’nı, Erdoğan-Davutoğlu, IŞİD’i Kobanê’ye saldırtırlarken zamandaş olarak “Kamu Güvenlik Koordinasyonu”nda oluşturmuş, 30 Ekim’de MGK’da kabul ettirmiş, tarifsiz acılar yaşatarak gerçekleştirmişlerdi.

Amed, Suruç, 10 Ekim Ankara şok ve dehşet katliamları zincirini faşizmin başbakanı Davutoğlu diktatör Erdoğan’la birlikte uygulamıştı.

Cizre-Sur soykırımcı saldırılarını da Erdoğan’la birlikte Davutoğlu gerçekleştirmişti.

“Hendek ve barikatlar temizlendikten sonra geri çekilme yok” diyerek de kanlı zafer kutlaması yapmıştı.

Davutoğlu, Suriye’deki Kürt’e de sahip çıkmak gerektiği yalanını savururken, Başûr’u ekonomik bakımdan iltihak etmeyi yüceltirken, gerçekte Yeni Osmanlıcığın teorisyeni olduğunu unutturmaya çalıştı. Suriye gerici içsavaşını, bu teori temeli üzerinde örgütleyen Erdoğan ve Davutoğlu, gerçekte Kobanê’ye, Şengal’e saldırının da doğrudan örgütleyicileriydiler. Cerablus, Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî işgal ve fiili ilhakının savaş suçlusu Erdoğan, yol göstereni ise Davutoğlu’dur. Yeni Osmanlıcı yayılmacılığın teorisyeni olduğu için, “Rabbin bahşettiği doğal haklar”a Kürtlerin de sahip olması gerektiğini Amed’de yalandan savururken bile Rojava ve Başûr’u “ülkemiz ve halkımızın tarihi ve fiili uzantısı” olarak deklare etmekten kaçınmayarak ilhakçı zihniyetini zikrediyor.

Davutoğlu’nun yalanları, riyakarlığı, çok daha çarpıcı şekilde ve genişçe sergilenebilir. Fakat başka bir yan üzerinde tartışmak daha zihin açıcı olacak. Davutoğlu Kürt’e soykırımcı saldırılara suç ortaklığından riyakarca ve yalandan da olsa Amed’de neden “Rabbin bahşettiği haklara Kürt de sahip olmalı”lıya geldi? Ve yalanı savururken hangi sınırı geçmemeye özen gösteriyor?

Bu değişiklikte birinci etken şu gerçektir; Erdoğan-Davutoğlu ikilisi zamanında da, sonrasında da Erdoğan faşizmi Kürt özgürlük direnişini yenemedi. Hala faşizmin uğursuz yenme beklentisi varken, kulağından tutulup atılmasına rağmen Davutoğlu ne bugün Amed’de savurduğu görüşleri dile getirdi, ne de ayrı parti kurmaya yeltendi. Kol kırılır faşizm içinde kalınır misali davrandı. Direniş faşizmin zafer kazanmasını engellemeye devam ettikçe, diktatörün partisinde çözülme başladı. Davutoğlu da GP’yi kurarak bir yerden başladı. Burjuvazinin nezdinde muteber olması için kitle toplaması gerekir, bunun için Kürtlerden de oy alabilmek hedefiyle “Rabbin bahşettiği haklara Kürtler de sahip olmalı”yı savuruyor.

Oy avcılığıyla yalandan vaadlerde bazı sınırları geçmemeye çalışıyor. Birincisi Kürt Özgürlük Hareketi’ne Kürt’ü “düşmanlaştırma”yı birinci amacı yapıyor. Bu karşı devrimci amacı terketmemeye önem veriyor. İkincisi, Kürtlerin kollektif ve örgütlü hak sahibi olması gerektiği fikrine tavizsiz davranıyor. Kürtçe’nin eğitimde kullanılması, Kürt kimliğinin tanınması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini lafta da olsa söylüyor. Ama Kürtçe eğitim, demokratik özerklik gibi demokratik kollektif hakları dile getirmekten uzak duruyor. Kayımlara sözümona karşı çıkarken Kürt Özgürlük Hareketi’nin örgütlü davranma hakkına düşmanca saldırıyor. Kürt halkını örgütlülükten koparmaya özen gösteriyor.

Dikkat edilirse daha ılımlı mevziden hareket eden CHP de bu iki noktanın oluşturduğu sınırdan öteye geçmemeye özen göstermişti, devam ediyor.

Sonuçta, Davutoğlu’nun suç ortağı olduğu faşist şefi terkederek, GP aracılığıyla siyasete girişmesinin, faşizmin safındaki çözülme işareti olduğunu belirtelim. Ama vurgulayalım ki, Kürt ulusunun kolektif haklarını tanımayan hiç bir denemenin ne Kürt halkını yanıltmasına izin verilmeli, ne de işçi sınıfı hareketini, Türk ezilenlerini bu kez de riyakarların ve bireysel hakla sınırlı bir gericilik versiyonunun girdabına sokulmasına izin verilmeli!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.