- Şimdi “konfederal komünalizm yolunda” tek bir ilçede adım atıldığında, hem partiyi hem de halkı “pozitif devrime”, yani sosyalizme hazırlama sürecine başlanmış olacak.
- Komünle elbette kapitalizm şartlarında sosyalizm kurulmayacak ama kollektif hayat, ortaklaşma, acıda ve sevinçte paylaşma, insanca yaşama halkı hazırlayacaktır.
VEYSİ SARISÖZEN
Belli ki Başkan Öcalan, Hareket’in yeniden “partileşmesinde” DEM Parti’nin kendini yenilemesine büyük bir önem veriyor. Konuya ilişkin son yazımı belki tartışmaya katkı olur diye “DEM Parti’nin yenilenmesinde partinin komünleşmesi” sorununa ayıracağım.
Birçok Apocu tanıdım. Birine misafirliğe gittiğimde bana ikram edilen çay bardağını evden ayrılırken evin mutfağına götürmek aklımın ucundan bile geçmedi ama istisnasız misafir ettiğim Apocuların tamamının yemekten sonra tabakları sadece mutfağa götürmekle kalmayıp, bir de yıkadıklarına hayretle şahit oldum. Şahit olduğum bu tutum, bana Apocu kişiliğin ne olduğunu anlamam için yetti ve arttı. Apocu kadronun “evi” yoktur. Erkek egemen evlerdeki gibi sofra kuracak, kaldıracak, yıkayacak bir “köle kadını” da eve hapsetmemiştir. Parası olmadığı için hayatında hiçbir zaman bir “ücretli hizmetçi” de tutmamıştır. Bir gün bir yurtseverin evinde, ertesi gün başka bir evdedir. Apocu, her evi kendi evi gibi bilir, evdeki her aileyi kendi ailesi sayar. Kaldığı sürece evin bütün işlerini ortaklaşa yapar. Bunları konuşa konuşa öğrendim.
Vardığım sonuç şudur: Apocular, komünal toplumun doğal insanlarıdır. Aşiret yapısının içinden çıkmışlar ve Bekaa’da Apoculaşmışlardır. Dağlarda, serhildanlarda, gizlilikte, sürgünde, boş verin devlet güçlerini, kapitalizmin yozlaştırıcı etkilerine karşı ölüm, işkence ve hapsi göze alarak kendilerini var etmişlerdir. Öyleyse bu Apocular, partilerini komünleştirebilir.
Şimdiki haliyle DEM Parti nedir? Siyasi bir örgüttür ama aynı zamanda sosyal ve özgürlükçü Hareket tabanına dayandığı için “sosyal ve siyasi bir örgüttür.” Şimdiki haliyle kitleleri “yıkıcı negatif devrimci süreçte” örgütlüyor. Henüz “komünal toplumsal süreci inşa ederek pozitif devrimle kitleleri sosyalizme hazırlayan" bir parti düzeyine yükselmedi. Yükselebilir.
Yazmıştım. Mesela kazandıkları belediyelerin karar alma, icra etme yetkilerini sokaktaki ve mahalledeki (DEM Parti üyelerine değil) partili partisiz tüm halka devredebilirler. Öyle ya, belediye eşbaşkanlarının çoğunluğu, Öcalan’ı “Önderlik” olarak tanıyan yurtseverlerdir. Sanırım bu yönde adımlar da atıyorlar ama belediyeleri komünleştirme sürecine adım atan parti henüz kendini komünleştirmiş olmaktan uzaktır. Yanılmıyorsam yeryüzünde kendini komünleştirmiş bir parti henüz icat edilmedi. Apocu paradigma, bu “icatı” önüne koymuştur sanıyorum.
Kendini komünleştirmemiş bir parti, halka “komünleşin” dediğinde, artık 100 yıllık tecrübesiyle bu partiye “önce sen komünleş ki, bu komünleşmenin ne işe yarayacağını anlayalım” diyecektir. Komün dediğimiz, her şeyden önce “ortaklaşmadır.” Ortaklaşmayı içselleştirmeyen bir halk ve bir parti, kendini sosyalizme hazırlayamaz. Ortaklaşma nedir? Nazım’ın ifadesiyle “yarin dudağından gayrı” her şeyde, mesela mülkiyette, gelirde, her türlü zorlukta ve sevinçte ortaklaşmadır.
Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere. DEM Parti’nin örgütlü olduğu 100 bin kişilik bir ilçenin, 500 üyeli İlçe örgütünde komünleşme süreci ilk radikal adımını nasıl atabilir? Üyelerin ekonomik-sosyal eşitliğini sağlayarak. Mülkü olan mülkünü vererek, yüksek geliri olan ihtiyacı dışındakini vererek, mülkü, geliri olmayan emeğini vererek, kolektif bir ekonomik yapının temellerini yaratarak. Sonrası “yardım sandığıdır”, mümkünse “kooperatiftir”, “aşevedir", an adilde eğitim yapan tek sınıflı bir “okuldur.” Gerisi gelir. Devrimci bir adımdır bu: Mülk sahibi olan, evsiz olan, çalışan ve işsiz olan, yüksek gelirli ve az gelirli olan ve çoğunluğu erkeğin eline muhtaç kadınlardan ve okul çağındaki çocuklardan meydana gelen bu üye kitlesi nasıl “eşit” hale gelir?
Zordur. 500 üyenin hepsi “eşit” olmayı başlangıçta kabul etmez. Kimler eder? Öcalan’ı önder sayan, saydığı için mesela PKK üyesi bile olmadığı halde 30 yıl hapis yatan, yattığı hapiste 30 yıl komün hayatı yaşayan, parti üyesi değilken serhildanlara katılan, yaralanan, işkence gören, sürgüne giden, sürgünde dev gibi kapitalist toplumun nimetlerini tepip 'çerçeve yasa' ile ülkeye dönen ve…Elbette aynı yasayla dağdan inen, bedeninde kimbilir kaç kurşun ve şarapnel izi taşıyan, ömrü “dağ komünü"nde her dakikasını paylaşan ve bir de bırakalım bizleri, “polisin bile farkında olmadığı” parti adına evsiz-barksız, bir hırka-bir lokmayla, eşsiz çocuksuz, bir derviş gibi ömür tüketen Apocular, “yarin dudağından gayrı” her şeyde ortaklığı tereddütsüz kabul eder.
Böyle bir Apocuya sorun: Duyduk ki babandan bir ev kalmış, bunun mülkiyetini İlçe örgütünde kurduğumuz komüne verir misin?” Sizi biraz küçümseyerek cevap verecektir: “Ömrümü vermişim, ev nedir ki?”
Elbette her üyeden “evi” bırakalım, o evden aldığı kira bile istenemez. “Mal canın yongasıdır” diye berbat bir kültürün etkisi küçümsenemez. DEM Parti, elbette bir Kongre kararıyla “herkes komünleşsin” diyemez. Dediği zaman parti dağılır. DEM Parti çok farklı halk zümrelerinden, inançtan, farklı gelir sahiplerinden bir geniş tabanlı partidir.
O halde örneğimizdeki 500 üyeli ilçe örgütünün, diyelim ki Öcalan’ı önder saymış 300 Apocunun kuracağı komün ne anlama gelecektir? Anlamı çok açık, tek bir ilçede bile böyle bir komün, tüm ilçelere, tüm sokaklara, tüm mahallelere örnek olacaktır. Zorda kalan, dara düşen yoksullar bu komünü bir çare olarak göreceklerdir. Mülk sahipleri, paraya para demeyenler, çareyi kapitalist sistemde bulanlar, elbette bu komünü gördüklerinde, kimse alınmasın, ”şeytan görmüş” gibi olacaklar, “şu ilçeye gireyim de paramla belediye başkanı ya da vekil olayım” demeyi aklının ucundan bile geçirmeyecektir. Tek bir ilçe komünü bile partide sınıfsal, ideolojik ve ahlaki arındırma sürecini başlatır. Bir ilçenin örnekliği, bütün ilçeleri harekete geçirir. Parti tüm üyelerin malını, emeğini ve canını ortaklaştırdığı zaman “komün” deyince pek bir şey anlamayanlara “işte komün budur” diyecektir.
Komünle elbette kapitalizm şartlarında sosyalizm kurulmayacak ama kolektif hayat, ortaklaşma, acıda ve sevinçte paylaşma, insanca yaşama halkı sosyalizme hazırlayacaktır.
Apocular, devrimci süreç yoluna Fis köyünde attıkları ilk adımla koyuldu. Bu “negatif devrime” hazırlıktı. Henüz devrim gerçekleşmemiş olsa bile, ona hazırlık büyük ölçüde tamamlanmıştır. Şimdi sırada “konfederal komünalizm yolunda” tek bir ilçede adım atıldığında, hem partiyi hem de halkı “pozitif devrime”, yani sosyalizme hazırlama sürecine başlanmış olacak.
Öcalan, bin kilometrelik yola 'çerçeve yasa’yla ilk adımı attıklarını söyledi. Komün kuruculuğunda bu 'çerçeve yasa’nın, içindeki hukuki cambazlıklara ve tuzaklara rağmen nasıl bir rol oynayacağını sanırım bu yazıyla anlatmış oldum.
Anlatıp anlatamadığıma elbette okur karar verecektir.