- Demokrasi mi istiyorsunuz? Seçim sandığı uzakta, müzakere masası ise önünüzde. Demokrasi şu an için sandıktan değil, ya masadan çıkacak ya da sandık bile olmayacak.
VEYSİ SARISÖZEN
Ömrümün en büyük bölümünü, Türkiye’de siyasi durumu anlamak ve onu değiştirmenin yolunu düşünmekle geçti. Hiç kimse ne tam anladı ne de değiştirebildi. Benim anlamamış ve değiştirme yolunu keşfedememiş olmamın hiçbir önemi yok. Şu aralar anlamaya çalıştığım siyasal durumun ya da devlet-hükümet-muhalefet ilişkilerinin geçmişteki siyasal durumla hiçbir ilgisi olmadığı sonucuna varıyorum.
Yeni bir durumla karşı karşıyayız. Öteden beri devlet cihazının elitleri arasında çeşitli sınıfsal zümrelerin ve çeşitli devletlerin birbirinden nispeten farklı çıkarları temelinde çelişkiler vardı. Bugün de böyledir. Çok partili rejime geçilmesinden bugüne kadar hangi kesim devlet içinde ağır bastıysa bunun sonucu ya darbe ya da yönlendirmeyle hükümet krizleri ve sonucunda hükümet değişiklikleri olmuştur.
Bu durum, hayret uyandırıcı bir şekilde değişti. Artık darbeler ve yapay krizlerle iktidar değişikliği olmuyor. Devlet içindeki çelişkilerde ağır basan kesim, AKP iktidarının politikalarını değiştiriyor. Bu değişiklikleri, Erdoğan’ın ve yakın çevresinin “pragmatizmi” ile açıklamak, çok yüzeysel bir açıklama olur. Kolayca anlaşılacağı gibi devlet cihazı ile siyasi iktidar arasındaki sınır, büyük ölçüde ortadan kalktı. Geçmişte olduğu gibi devlet ile siyasi iktidar arasındaki “ihtilaflar"ın önemi kalmadı. Bu ihtilaflar, iktidar değişikliği değil, iktidarın temel politikalarında değişiklik sonucunu doğurdu. Çeyrek yüzyıllık AKP iktidarının sırrı, sanırım burada yatıyor. Herhangi bir güçlü sermaye gurubunun, onun devletteki destekçilerinin ya da herhangi bir küresel devletin, AKP'ye karşı muhalefeti desteklememiş olmasının sırrı da burada yatıyor. AKP, bugünkü yapısıyla kendi kendisinin muhalefetini de içinde taşıyor.
Önceki dönemde siyasi iktidarlar, egemen sınıfın ve dış devletlerin o esnada ağır basan bir kesimine dayanıyordu. Zamanla karşıt zümrenin ve devletlerin ağır basmasıyla siyasi iktidar, dayandığı zümre adına bunlara direniyor, bu da devlet cihazındaki çelişkiyi derinleştiriyordu. Bir süre sonra devlet cihazı, ağır basan zümrenin ve devletlerin etkisi altında yapay krizler yaratarak hükümetlerin düşmesine zemin hazırlıyor; kriz sonucu hükümet ya düşüyor ya da darbeyle düşürülüyordu.
AKP'nin köklü değişimi
AKP, 15 Temmuz'daki devlet içi çatışmayla köklü değişime uğradı. Artık bu parti, egemen sınıfın “toplumda karşılığı olan” bir zümresine (Koç-Sabancı vs. ya da Anadolu Kaplanları v.s.) değil, Erdoğan ailesine ve aileyle içli dışlı bir küçük sermaye grubuna dayanan bir partiye dönüştü. Bu ailenin ve onun örgütlediği bu sermayenin içinden Erdoğan’ı çıkarın, geriye toplumsal tabanı olmayan bir enkaz kalır. İşte AKP’nin bu özgün durumu, bugünkü devlet-iktidar-muhalefet ilişkilerini belirliyor. AKP, ailenin ve aile sermayesinin çıkarlarına dokunmama şartıyla devlet içinde hangi grup ağır basarsa onların işlerini, bakanları eliyle yürütüyor.
Norm içi ve norm dışı
Eğer bu analiz doğruysa ileriye doğru bazı öngörülerde bulunmak mümkündür: Öcalan’ın terimleriyle konuşursak “norm içi devlet” ile “norm dışı devlet” arasındaki çelişkide hangisi ağır basarsa AKP, ağır basan tarafın siyasi, ekonomik ve toplumsal çizgisinin işlerini görecektir. Artık AKP’nin bugün durduğu yeri analiz ederek gelecek adımlarını tahmin etmek isabetli sonuç doğurmayacaktır. Devlete, dayandığı sermayeye ve müttefiki devletlere bakılmalıdır. Bunlar için AKP "çantada kekliktir."
Erdoğan bir gün yatağından kalktığında şu andaki müzakere masasını da devirebilir, tam tersine ansızın Demokratik Cumhuriyet ve Kürt sorununda çözüme de yönelebilir. Devirme kararı alacaksa ön şart olarak aile ve aile sermayesinin güvenliğine bakacaktır. Bunun tersi de doğrudur. Norm dışı devlet ağır bastığı ve AKP’nin bu ön şartını kabul ettiği anda masanın devrilmesi, tersine norm içi devlet ağır bastığı ve AKP’nin bu ön şartını kabul ettiği anda çözüm sürecinin önü açılır. Hiç kuşkusuz norm içi devletin ön şartı kabul etmesi yetmez, çünkü çözüm sürecinin önünü açmak AKP’nin iktidardan düşmesinin de önünü açmak demektir. O halde bu ön şartı muhalefetin de kabul etmesiyle çözüm sürecinin önü açılabilir.
Masanın devrilmesi şıkkını geçelim. Norm içi devletin ağır bastığını ve asgari olarak Kürt sorununu çözmenin önündeki engellerin kaldırılması noktasına geldiğini ve bir noktadan sonra geldiği noktayı AKP’ye kabul ettirdiğini düşünelim. AKP bunu hangi şartla kabul eder? İktidardan düşmeme şartıyla…
İşte böyle bir siyasi durum doğduğunda AKP’ye “çözüm karşılığında iktidarda kalma” imkanını, sadece Kürt Özgürlük Hareketi, somut olarak DEM Parti verebilir.
Bu imkan verilmeli mi?
Ulusalcı, “çözüm karşılığında AKP’ye iktidarda kalma imkanı” vermeyi “kıyamet” sanıyor. Oysa AKP’nin çeyrek asırdır iktidarda kalmasına o ulusalcının partisi sebep olmuş. Kürt halkı, bu çeyrek asır boyunca kana boğulmuş. Son dönemlerde o ulusalcının partisiyle defalarca ittifak kurmuş. Buna karşılık Özgür Özel’in ılımlı tutumuna karşı onun “iktidar alternatifi” olan partisinde “çözüm” perspektifi bulanıktır. Bu parti, AKP’den farklı olarak devlette norm içi ya da norm dışı fraksiyonlarında birine değil, norm dışı devletin etkisine açıktır. Tüm YENİ Parti medyası, Özgür Özel’i İyi Parti ile Zafer Partisi'nin şahsında norm dışı devletin yanına iteklemektedir.
Belirsizlikler arasındayız
Şu anda bir “ara dönem"deyiz. Ne AKP’nin norm içi devletin ağır basmasıyla “çözüme” yönelmesi ne de YENİ Parti’nin norm dışı devletin ağır basmasıyla “çözümsüzlüğe” yönelmesi kesinleşmiş bir eğilim değildir. Devletin içinde çelişkilerin kimden yana çözüleceği de henüz belli değildir. Seçimin ne zaman ve hangi şartlarda yapılacağı da belli değildir. O nedenle DEM Parti’nin “çözüm karşılığında AKP’yi destekleyip desteklemeyeceği”, bugünün tartışma ve kararlaştırma konusu hiç değildir.
Yukarıda yaptığım analiz, AKP’nin aile ve aile sermayesinin güvenliği karşılığında “çözüme de çözümsüzlüğe de” devlet içinde kimin ağır basacağına bağlı olarak yönelme ihtimali orta yerde duruyor. YENİ Parti’de de Özgür Özel’in mi ağır basacağı yoksa onun medyasındakilerin etkisindekilerin mi ağır basacağına göre “çözümden yana mı yoksa çözümsüzlükten yana mı olacağı da” kesinleşmiş olmaktan uzaktır.
Çözüm yanlısı güçler
O halde çözüm yanlısı güçler, bir yandan AKP ile müzakere sürecine devam etmeli, diğer yandan müzakere sürecinin ikinci “demokratikleşme” aşamasında YENİ Parti de içinde tüm muhalefet ile birlikte AKP’yi demokratik adımlar atmaya zorlamalıdır. DEM Parti, seçimde “AKP’yi mi yoksa YENİ Parti’yi mi destekleyecek” sorusunun ve tartışmasının, bu aşamada ne cevabı vardır ne de bu cevabı masa başında, gazete köşelerinde ve TV programlarında aramaya kalkmanın anlamı vardır.
Demokrasi mi istiyorsunuz? Seçim sandığı uzakta, müzakere masası ise önünüzde. Demokrasi şu an için sandıktan değil, ya masadan çıkacak ya da sandık bile olmayacak.
O halde bırakın DEM Parti seçimde AKP'yi destekleyecek laflarını, şuna cevap verin: YENİ Parti, masada DEM Parti'yi destekleyecek mi?