• Bin yıldır “yalnız” ve kuşatılmış Kürt ulusunun her evladı, III. Dünya Savaşı şartlarında diğerine muhtaçtır. Bütün Kürtler birleşin; kazanacağınız ve eşit haklarla yaşayacağınız dört devlet var!..

VEYSİ SARISÖZEN

Bir ülkenin milliyetçisi, başka ülkenin milliyetçisini sevmez. Türk milliyetçisi, Kürt milliyetçisinin düşmanıdır. Kürt milliyetçisi de Türk milliyetçisinin. İki ayrı ulusun milliyetçileri, birbirinin kurdudur.

Ben etnik kökenimi sarih şekilde bilmiyorum. Annem baba tarafından Türk, anne tarafından yarı Arap'tır. Babam Türk ve Sünni olduğunu söylerdi. Şüpheliyim. Sarısözenlerin neredeyse tümü saz çalar. Kesin olan şu: Babamın dedesi Hüseyin Hüsnü Efendi bir şeyh: Nakşibendi şeyhi. İddialar arasında ailenin Alevilikten döndüğü de söylenir, Çerkes oldukları da. Kürt oldukları da ama biz çocukluğumuzdan beri Türk olduğumuzu sanmaktayız.

Şu kesin. Kendini nasıl sanmışsan osundur. Demek ki bizim aile Türk. Fakat “soydaki” şüpheli durumlardan mıdır nedir, bizim ailemizde Türk milliyetçiliğinden de Sünnilikten de eser yoktu. O nedenle biz üç kardeş, kendimizi bildik bileli Türk milliyetçisi olmadık.

Gençliğe adım attığımdan beri de hem ben hem de kardeşlerim Türk milliyetçiliğine şiddetle karşı olduk. Üçümüz de 17-18 yaşlarımıza girdiğimiz gün Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) rozetini yakalarımıza taktık. İçimizde en radikal Türk milliyetçiliği karşıtı Ayşe Nur’du. Ben ve küçük erkek kardeşim Türkiye Komünist Partisi’nde (TKP) uzun yıllar çalıştık.

Uzun yıllardan beri Türk olarak Türk milliyetçiliğine ne kadar karşıysam, şu anda bir komünist olarak Kürt milliyetçilerinin o kadar dostuyum. Kürtlerin milliyetçiliğinde devrimci demokratik bir yan olduğunu Lenin’den öğrenmişim. Dost olmak, dostunu eleştirmeyi de içerir, çünkü şu dünya savaşı günlerinde dostlarımın İsrail’in entrikalarına kurban olmasından korkarım. Şunu da bilirim; bir sömürge halkın milliyetçiliği, onu sosyalizme de götürür, emperyalizmin iş birlikçiliğine de. Ben Kürt milliyetçilerinin sosyalizme yönelmesini isterim.

Elbette tıpkı benim gibi kendi milletinin milliyetçisi olmayan bir Kürt'ün, yine tıpkı benim gibi kendi milletinin milliyetçiliğine karşı olmasını biricik doğru olarak görürüm. Milliyetçi olmayan bir Kürt'ün, kendi milletinin milliyetçiliğine karşı olması, Kürt milliyetçilerini, genel olarak sosyalizme, özel olarak şu günlerde İsrail’in sahte Kürt dostluğuna karşı çıkmaya götürür. Bu ikincisi, sosyalizme yönelişten şu sırada bin kat hayatidir.

İsrail emperyalist bir ülkedir ve Yahudi şovenizmi kendi dışındaki bütün milletlere ve o milletlerin milliyetçilerine düşmandır. Gazze son örnektir. Düşmanlığı sebepsiz de değildir. İsrailoğulları, binlerce yıllık tarihlerinde Roma İmparatorluğu'ndan Nazi Almanyası'na, Arap BAAS milliyetçiliğinden Pers-Şia'nın Yahudi düşmanlığına, en son DAİŞ hunharlığına kadar ölümcül düşmanlığın kurbanları olmuştur. Şovenizm, bu kanlı tarihin yarattığı bir intikamcılığın da sonucudur. Bu intikamcılık, İsrail emperyalizmi ve bir nükleer güç olmasıyla birlikte Ortadoğu’da kronik bir savaş etkeni olmasını getirmiştir.

Bir sırrımı daha dile getireyim: Eğer Sovyetler Birliği yaşarken, Sovyetlerin desteği ile dört parça Kürdistan sömürgeci devletlerden kurtuluş savaşıyla kopsaydı ve birleşik Kürdistan kurulsaydı, o sırada Moskova’daki Kürt komünist yoldaşlarımla birlikte bayram yapardım. Olmadı. Hem artık Sovyetler yok hem de dört parça Kürdistan hâlâ sömürgeci devletlerin egemenliğinde.

Kapitalizmin sömürge sistemi, sosyalist dünya sisteminin varlığı koşullarında, Sovyetler Birliği’nin ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin çok yönlü enternasyonalist desteği ile yenilgiye uğradı. Geriye yalnızca sömürge Kürdistan bize miras kaldı.

Sömürgelerdeki kurtuluş savaşları, elbette sömürgeci devletin iç şartlarının eseriydi ama zaferleri dev emperyalist sömürgecilere karşı Dünya Sosyalist Sisteminin yardımlarıyla gerçekleşti. Angola ulusal kurtuluş isyanları, Portekiz devleti tarafından kana bulanırken, ben bir gün Bizim Radyo’dan, Angola’da sosyalist Küba askerlerinin yardımıyla Angola’nın kurtuluş haberini aldım.

Zaten şu sırada da milliyetçi Kürtler “dış destek” olmadan zafere ulaşamayacaklarını İsrail’den destek bekleyerek gösteriyorlar.

Bugün durum nedir?

Dört parça Kürdistan, 100 yıldır kendi iç şartlarının belirleyici etkisi altında, kendi öz gücüyle savaşmış. Bir ara İkinci Dünya Savaşı döneminde Sovyet Ordusu’nun desteğiyle Perslerin hakimiyeti kırılmış ve Mahabad merkezli Kürdistan Cumhuriyeti kurulmuş. Bu destek, çekilir çekilmez kanla, idamlarla sona ermiş.

Şimdi Kürdistan için sosyalizm, dış destek olmaktan çıktı. Dış destek olacaksa artık bu destek, küresel emperyalizmin ve onun en saldırgan uzantısı İsrail’in “desteği” olacak. Emperyalizmin desteği ise asılacak insana ipin vereceği destek gibidir.

“Denize düşen yılana sarılır” deniyor ya, şu sıralar milliyetçi Kürtler, dört sömürgeci devletin denizinde İsrail ırkçı yılana sarılmaktan söz ediyorlar. Eğer bu yılan onları zehirlemeyip Kürdistan’ı kurmalarına “yardım” ederse her Kürt'ün ruhunda var olan “Büyük Kürdistan” idealine ulaşacaklarını düşünüyorlar.

İsrail, Kürtleri değil, Ortadoğu’nun hayat yolları olan Dicle ve Fırat’ı, biricik zenginlik kaynağı olan petrolü ve doğal gazı seviyor. Bunlara el koyduğu zaman Ortadoğu’da tüm İslam alemine kan kusturacağından çok emin.

El koyduğunda milliyetçi Kürtler ne yapacak? Çok açık. İran’da Musaddık ne yaptıysa onu yapacak. Ayaklanacak ama Kürt milliyetçileri bunu yapmaya kalktıklarında ne olacak? Musaddık ve partisinin kaderini paylaşacaklar. Kürdistan, Gazze’ye dönüştüğü zaman etrafındaki dört sömürgeci devlet, Türkiye, İran, Irak ve Suriye, “devletlerimizi bölen Kürtlere ölüm” diyecek. Milliyetçi Kürtler bağımsızlık için savaştığında, tıpkı Filistinliler gibi karşılarında Amerika'yı, İngiltere'yi, tüm emperyalist dünyayı bulacak.

Bugünün dünyası sosyalizmsiz bir dünya. Vicdansız bir dünya.

Çare nedir?

Kürt ulusu, İsrail’de yaşamıyor. 60 milyonluk bu ulus Türkiye’de, İran’da, Irak’ta ve Suriye’de yaşıyor. Milyonlarcası ise Avrupa kıtasındadır. Artık Kürtler, eski Kürtler de değildir. Tüm sömürgeci devletleri, şu yaşadığımız günlerde korkudan titretiyor. Avrupa kıtası, Kürtlerin Köln köprüsünü sarsan ayak sesleriyle inliyor. Tarihin bu aşamasında Kürtler, sömürge devletlerinin “paryası” olmaktan çıkıyor ve bu devletlerdeki Türk, Arap, Pers halklarının krizlerden, savaşlardan yıkıma uğrayan muhalif güçleriyle birleşiyor. Ortaya bu devletlerde sömürge sistemini yıkmanın, demokratik cumhuriyetleri kurmanın; Kürt ulusunu Türk, Arap, Pers uluslarıyla birlikte bulundukları devletlerde eşit, haklı, kurucu güç haline getirmenin imkanları, tarihte görülmemiş ölçüde olgunlaşıyor.

Şu hale bakın: Ortadoğu’nun en güçlü ekonomisine, en kalabalık nüfusuna, en dehşetli ordusuna, polisine, MİT’ine sahip NATO üyesi Türkiye, Kürt isyanını silahla yok etme politikasından vazgeçmek ve ilk defa idam sehpaları kurmak yerine müzakere masaları kurmak zorunda kalmış.

Düşünelim: İsrail’in, Kürdistan’ı kurtarması mı yoksa Kürtlerin sömürgeci devletlerde kendilerini kurtarması mı daha yakın, daha acısız, daha mümkün bir hedeftir?

Netenyahu’dan kurtuluş umarken Öcalan’a iftira etmenin anlamı nedir?

III. Dünya Savaşı şartlarında bin yıldır “yalnız” ve kuşatılmış Kürt ulusunun her evladı diğerine muhtaçtır.

Komünist olduğumu söylemiştim ya, o halde Komünist Manifestosu’nun ünlü sloganından esinlenerek şu çağrıyı yapayım: Dünyanın bütün Kürtleri birleşin, sömürgeci zincirlerinizden başka kaybedecek hiçbir şeyiniz yok, kazanacağınız ve eşit haklarla yaşayacağınız dört devlet var!..