• Taraflar, müzakereden kazançlı çıkmak için oturur. Öcalan ve Hareket, müzakereden Kürt sorununda çözümün önündeki engelleri kaldırarak çıkmak istiyor.

VEYSİ SARISÖZEN

Kemalist aşırıcılardan Fethullah Gülen Cemaati'nin tescilli Kürt düşmanı kesimine kadar bir alay medyacı, süreçle ilgili öyle uydurma laflar ediyorlar ki, bunların gizli Erdoğancı olup olmadığını gittikçe daha çok merak ediyorum. Bunlara göre 'çerçeve yasa', Kürt seçmenler Erdoğan’a oy versinler diye çıkarılmış.

Bence “teröristlerle masaya oturmayı” hazmedemeyen AKP tabanı, bu lafları dinleyince “helal olsun Reisimize, Kürt'ün oyunu torbaya koyacak, Allah'ın izniyle yeniden başkan olacak, olduktan sonra da torbaya koyduğu oyların sahiplerinin kafasını kıracak” diye düşünür. Düşünür ve reisini desteklemeye devam eder. “Şehitlerimiz” filan diye yırtınan Müsavat’ın laflarına kulak asmaz.

Bu lafları haliyle YENİ Parti tabanı da can kulağıyla dinliyor. Dinleyince de “Şu bizim Özgür Özel, madem bu yasanın amacı Erdoğan’ı yeniden seçtirme tezgahı, ne demeye ‘evet’ dedi” demeye başlar. Zaten YENİ Parti milletvekillerinin üçte ikiye yakını “hayır” demiş, partide bir çatlak ortaya çıkar. Böylece bu laf salatası, sadece Erdoğan’ın iktidarına hizmet eder.

Eğer Erdoğan bu karmaşık sorunun içine, tabanındaki milliyetçileri kaybetme riskini göze alarak sırf yapacağı bir seçimde oy almak için girmişse henüz oy alacak hiçbir şey yapmadı. Yaparsa? Bir sabah uyandığında İmralı kapısını ardına kadar açarsa, ana dilde eğitimi yasalaştırıp asimilasyondan bu eğitim sonucunda sonsuza kadar vazgeçerse, hele bir de Anayasa'nın “herkes mecburen Türk'tür” maddesini iptal ederse… Derken AB’nin yerel yönetimlere özerklik kuralını getirirse…

Tövbe, neler diyorum, oy dediğin nedir, bir kağıt parçası, adamla çeyrek asırdır dişe diş savaşmış Kürtler, “uğrunda bunca bedel ödediğimiz her bir şeyi verdi, biz de karşılığında ahir ömründe birkaç yıl daha iktidarda kalsın diye fakire bir oy verelim” deyiverirler.

Erdoğan bu vereceği söylenenleri rüyasında vermiş gibi görse, uyku sersemliğiyle dört bir yana “OHAL ilan edin, Kürdistan’a sefer eyleyin, beni kandırdılar” diye emirler yağdırır.

Ulusalcı medyanın yazarları ise iki yıldır “bu Erdoğan Kürtlere her istediklerini verecek, vatan bölünecek” diyorlar ya, kazara Kürt seçmen bunlara inansa ne olur? “Oy verirsek her istediğimizi verecekmiş, oy verelim gitsin” der, Erdoğan seçim kazanır.

Ne yaparsam yapayım bu laf salatacılarının gizli Erdoğancı olduğu sonucuna varıyorum.

Baykal ve Kılıçdaroğlu, 2002’den beri devletin yaptığı işbölümü gereği “CHP muhalefetin anası, AKP de iktidarın babası” formülüyle nasıl bugünlere gelinmesini sağladıysalar devamcıları da “bu müzakere Erdoğan’ı başkan yapmanın tezgahı” diye diye içi geçmiş adamı yeniden seçtirecekler.

Şu ara meraklısı çok olduğu için İmralı görüşme tutanakları, orasıyla burasıyla oynanmış halleriyle sızdırıp “siyasi magazin” pazarında yayınlanıyor ya…Bu belgelerden Öcalan’ın “şunları verirsen ben de seni seçimde desteklerim” dediğini çıkarıyorlar ve salatalık halindeki tezlerini böylece kanıtlamış oluyorlar.

Kaç kere yazdım; “üçüncü yol demek, Kürt halkının ulusal çıkarlarını tanıyanlarla beraber olmak, tanımayanlara karşı çıkmaktır” diye. Şu anda olan nedir? Müzakeredir. Müzakere nedir? "Benim halkımın ulusal çıkarlarını tanıyacak mısın, tanımayacak mısın?” diye karşındakine soru sormaktır. “Alacağım cevaba göre ya seninle ittifak kuracağım ya da sana karşı başkasıyla ittifak kuracağım” diye konuşmayı devam ettirmektir. Müzakerenin özeti böyledir. Bu iç politika için de böyledir, dış politika için de. Elinde karşı tarafı zorlayacak kuvveti olan işte böyle konuşur. O kuvveti gören, senin taleplerini ya kabul eder, sen de artık seçimde mi olur, savaşta mı olur her neyse taleplerini kabul edenle ittifak kurarsın, etmezse başka bir iç ya da dış müttefik ararsın.

Müzakereye oturan Kürt tarafı, karşısındaki muhatabı kendisi seçmiş değil. Muhatabının kim olduğuna bakmadan “öyle mi diyorsun, böyle mi?” formatında konuşmaktadır. Masada Hitler olsaydı yine aynı soruyla müzakereyi sürdürecekti. Özgür Özel olsaydı da.

Taraflar, müzakereden kazançlı çıkmak için oturur. Birer poker oyuncusu gibi birbirlerinin kartlarını tahmin etmek için bin bir taktiğe başvurur. Şu anda Öcalan ve Hareket, müzakereden Kürt sorununda çözümün önündeki engelleri kaldırarak çıkmak istiyor. Devlet, engellerin hepsini değil, kimisini kaldırıp dünya savaşı içinde 60 milyonluk Kürt'ün desteğini elde etmeye çalışıyor. Erdoğan da ne yapsın bu işin sonunda Kürt'ün oylarını alırsam kısa günün kârıdır derim, diyor.

Masada her şeyi, tarafların kuvvetlerinin karşılıklı oranı belirleyecek. Kürt tarafı, devlet ile çözümün önündeki engelleri kaldırma temelinde mutabakata varırsa karşılığında 60 milyonluk Kürdistan’ın İsrail’e karşı Türkiye ile ittifak imkanını verir. Baktı ki devlet ile mutabakata rağmen AKP “oy vermezsen masayı yine deviririm” diyor, gerçekten de niyeti bozuk, dediğini yapacak imkanı var, “devletle mutabakatımızı bozma, masayı devirme al sana birkaç milyon oy” diyebilir.

YENİ Parti, yazımın bu kısmını okuyunca bana fena halde bozulacaktır. Bozulmasın. 100 yıllık Kürt sorununda çözüm yılları alacak. Seçime topu topu iki yıl var. İki yıl nedir ki? Daha şimdiden müzakere ikinci yılına girdi, çözümden demokrasiden filan eser yok. Elimizde başlangıç adımı dediğimiz 'çerçeve yasa' var. İkinci aşama çok netameli. İki yılda sonuç alırsak öpüp başımıza koyarız. Bu hamur çok su kaldırır. Bana kızacak YENİ Parti’liye diyorum ki: “Belki sen seçimde iktidara gelirsin, Kürt tarafı müzakereyi seninle yürütür, olur ya sıkışır da erken seçime gidersen bu defa senin verdiklerin karşılığında Kürt tarafı da sana birkaç milyon oy verebilir.”

Yeni Partili bir arkadaşım var, son cümlemi okur okumaz başladı gevrek gevrek gülmeye. “Seni gidi, dedim oy sayılarını gördün, pişmiş kelle gibi başladın gülmeye”.

Kürt'ün derdi özgürlük, bunların derdi koltuk.

Kürt halkı özgürlüğünün bedelini kanıyla ödemiş, şimdi AKP “al özgürlüğünü ver oyunu” diyecekmiş de Kürt oyunu verecekmiş. İşe bakın. Bu kadar basit ve kolay olsaydı 100 yıldır özgürlüğün bedeli olarak bunca genç canını verir miydi? Komşuma “ne diyorsun bu garip takas teklifine?” diye sordum. "Özgürlük için evladımın canını vermek yerine elbette oyumu veririm vermesine de özgürlük meselesi hayvan pazarında el sıkışmaya benzemez” dedi.

Bir alay kelime döktürdüm, komşum bir cümlede anlatmak istediğimi böylece anlatmış oldu. İlk kurşundan önce Kürt köylüsüne “çarıklı erkan-ı harp” derlerdi. Ben komşuma  “mekaplı erkan-ı harp” diyorum. Herkes duysun; Kürt eski Kürt değil, aklınızı başınıza alın!