AKP nasıl seçim kazanır tırşıkçı nasıl vekil olabilir 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

30 Eylül 2022 Cuma - 08:30

  • Savaş sürüyor. PKK’nin yapmasından korkulan askeri eylemler bu savaşın bir parçası olur. PKK’yi kınayarak durdurmaya çalışacağınıza Türk devletinin savaş macerasını önlemeye çalışınız.

Mehmet Ali Güller Cumhuriyet Gazetesi’nin önde gelen ŞİT yanlısı yazarı. Bu yazarlar içinde de en yeteneklilerin başında geliyor. Yazılarını elbette ciddiye alıyorum. 
 
Dünkü yazısını da aynı ciddiyetle okudum. Yazının başlığı şu: “Fidan-Memluk görüşmesine PKK kurşunu.” 
 
Güller Mersin’de Polisevi’ne yapılan baskını Türkiye ve Suriye istihbarat örgütleri başkanlarının görüşmesine ve bu ülkeyle Türkiye arasında “kapıyı aralama” girişimlerine karşı bir eylem olarak görüyor. 
 
Yazıdaki tuhaflık, Güller’in Savaş Bakanı Akar’ı eleştirmesi. Okuyalım: 
 
“Teröristlerin Mersin’deki saldırıyı Suriye’de organize ettiği bilgisine sahibiz” demiş Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar (AA, 28.9.2022). 
Ne yanlış bir saptama! 
Kastınız o olmasa bile, “Suriye’de organize edildi” sözü, Suriye devletinin de rolü, bilgisi, onayı olduğuna işaret eder zira... 
Tersine doğru saptama şudur: Teröristlerin Mersin’deki saldırıyı Amerikan Koridoru’nda organize ettiği...” 
Özetliyeyim: Akar baskının “Suriye’de” planlandığını önceden biliyormuş. Ancak Güller itiraz ediyor: “hayır, Rojava’da planlandı”. 
Satır arasından anlıyoruz ki, ŞİT yanlısı Güller, Akar’ı Türkiye-Suriye “yakınlaşmasına” karşı olmakla, gayet zekice suçluyor. Akar’ın bir NATO subayı olduğuna dair Ergenekoncuların şüpheleri olduğunu zaten duyuyoruz.  
Ancak yazıdaki bu “tuhaflık”tan da büyük bir tuhaflık var.   Bu büyük “Tuhaf”lık  Türk Savaş Bakanının Mersin baskınının Suriye ya da Rojava’da planlandığını “biliyor” olması.  
Bu bilgiyi baskını yapanların itiraflarından öğrenmiş olamaz. Çünkü her iki kadın savaşçı şehit düştü.  
Bu bilgiyi baskından hemen sonra araştırıp edinmiş de olamaz. Çünkü Akar’ın açıklaması, Mersin baskınından sadece bir ya da iki gün sonra. Bu kadar zamanda böylesine “jet hızında bir istihbaratı” James Bond bile elde edemez.  
Bu “tuhaf” açıklamanın, eğer Rojava’ya saldırmak için bahane icat etmek amacıyla aptalca bir yalan değil ise, bir tek anlamı var: 
Türk devleti bu baskının yapılacağını, demek ki, önceden haber almış… Ve önlememiş. 
Şimdi muhalefet “baskını kınama” yarışına gireceğine, AKP-MHP iktidarına şunu sormalıdır: “Baskının önceden Suriye’de planlandığını bildiğinize göre, neden önlemediniz?” 
İkinci bir 15 Temmuz hadisesine ne kadar da benziyor. Eğer tesadüfen bomba yüklü araba Polisevi’ne girebilseydi, bir polis değil, onlarca polis ölebilirdi. Bir polisin ölümü üzerine koparılan yaygarayı düşünürseniz, böyle bir kitlesel ölüm sonrasında, “baskın Rojava’da planlandı” diyerek, ABD ve Rusya’nın “izin vermediği” işgal harekatının başlatılabileceğini de tahmin edebilirsiniz. 
Türk devleti, eğer bu baskın kitlesel ölümlerle sonuçlansaydı, “PKK’yi Türkiye’de bitirdik, şimdi sınır ötemizde bitiriyoruz” palavrasının çökeceğini bilir. Aslında sınırlar içindeki PKK’nin her askeri eylemi bu iddiayı yerle bir etmektedir. O nedenle “seçim öncesi böyle bir baskına göz yumarak seçim kazanmayı düşünemez.  

O halde Akar’ın açıklaması gerçekten de bu baskının Türk devletince önceden bilindiğini gösteriyorsa, bilindiği halde önlenmeme sebebi seçim öncesi kaos yaratmak olamaz. Amacın Rojava’ya saldırı bahanesi yaratmak olduğu kolayca anlaşılır. 
“İki polisin öldürülmesi”yle çözüm sürecini bitirip, savaşı başlatan iktidar, onlarca polisin ölmesi durumunda, hiç değilse Rojava’nın küçük bir bölgesini ABD ve Rusya’ya rağmen işgal etmeye kalkışabilirdi. 

Tekrar şu iddiaya geri dönelim: Bu iddiaya göre PKK seçim öncesinde çok daha büyük “terör” eylemleri yaparak, AKP’nin seçimi kazanmasını sağlayacakmış. 

Yine tekrar edeyim: Eğer PKK, kendi vatanındaki savaşı Türkiye metropollerine ses getirecek askeri eylemlerle yayabilirse, bu AKP iktidarının sonu olur. Ekonomik kriz felakete dönüşür. Seçmene “PKK’yi bitirdik” diyen AKP’nin, ordunun ve polisin çaresizliği ortaya çıkar. Halk Erdoğan yeniden seçilirse ülkeyi harap eden bu savaşın durdurulamayacağını o anda anlar. 

Ve işte o zaman, PKK eylemleri karşısında umutsuzluğa kapılan Türklere, eğer muhalefet “kınama” çizgisi yerine, “Erdoğan’ın savaşı durdurmayacağı görüldü, biz durdurabiliriz, Kürt sorununda çözüm yoluyla, eşit haklı müzakere yöntemiyle bunu başarabiliriz, geçmişte AKP’nin denediği çözüm sürecine dönebiliriz ve o zaman savaş nasıl durduysa, yine duracaktır” deme imkanını kazanır. 

Savaş sürüyor. PKK’nin yapmasından korkulan askeri eylemler bu savaşın bir parçası olur. Ancak AKP bunu seçim için kullanamaz. AKP bir bahaneyle Rojava’ya saldırmayı ve işte bunu “seçim kazanma” amacıyla yapmayı planlıyor.  

Bunları şu amaçla yazıyorum: “Tam vekil olacaktım, PKK pişmiş aşa su kattı” diye karalar bağlayanlar kaygılanmasın. AKP-MHP iktidarının asıl korktuğu PKK’nin çok daha güçlü bir şekilde “pişmiş aşa Fırat-Dicle suyunu akıtmasıdır.” Bunu başarabilir mi, başaramaz mı, ben bilemem. Zaman gösterecektir.  

Siz gözünüzü  Rojava’ya ve keçilerin otladığı bir yunan taşlık-adasına çevirin. Çünkü orada bir “çakma zafer” amaçlı savaş, Altılı Masa’yı dağıtır, hepsini “Yenikapı”ya koşturur, Erdoğan ancak ve sadece bu yolla seçim kazanabilir. 

O nedenle PKK’yi kınayarak durdurmaya çalışacağınıza Türk devletinin savaş macerasını önlemeye çalışınız. 

O zaman belki “vekil” olabilirsiniz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.