Ayasofya gündeminin altında ne yatıyor?

Veysi SARISÖZEN yazdı —

13 Temmuz 2020 Pazartesi - 11:27

Türkiye’nin “gündemine” bakınız: Ayasofya…           

Vaktiyle Bizans Ortodoksluğunun en büyük ibadethanesiymiş.

Bizans yıkılmış.

“Birinci Fatih Mehmet” kiliseye bir minare ekleyip Ayasofya’yı cami haline getirmiş.

Derken “İkinci Fatih Tayyip” Osmanlı’yı yıkan Atatürk’ün Ayasofya’yı “müze” haline getiren kararına karşı savaş açmış, en sonunda Ayasofya yeniden cami olmuş…

Falan filan…

Erdoğan bu numarayı yaparken, “laik” kesimin bu oltadaki zokayı yutacağını hesaplasa da, bu defa “laikler” ve özellikle CHP’liler bu zokayı yutmadı. Konu tüm zorlamalara rağmen “iç mesele” haline büyük ölçüde dönüşmedi.

Şimdi ne diyelim?

Kılıçdaroğlu uyanık davrandı, aferin ona mı diyelim?

Muhalefet yeni bir “laik-şeriat” kavgası tuzağına kapılmadı diye onu övelim mi?

Hayır.

Erdoğan’ın Ayasofya tezgahına gelmemek için susmak olmaz. Bu tezgahın gerçek emperyalist amacını gözler önüne sermek gerekir.

Muhalefet konuşmalı. Ayasofya tezgahının gerçek amacını halka anlatmalı.

Ayasofya Ortodokslar için kutsal bir eserdir. Erdoğan Ayasofya’yı cami haline getirerek, Ortodoks Hıristiyanlığına karşı bilinçli bir provokasyon yapmıştır.

Neden?

Yunanistan ve Rusya ile girdiği emperyalist paylaşım savaşını “Salip ile Hilal” çatışmasına çevirmek ve böylece Müslüman Kardeşlerin, fundamentalist İslamcıların desteğini kazanmak için.

Türk emperyalizmi Akdeniz’de tehlikeli adımlar atıyor. Libya’da her an Rusya ile cephe cepheye gelebilir. ABD Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ilk defa çok ciddi askeri destek veriyor. Ortodoks Güney Kıbrıs güçleriyle Türk işgal güçleri arasında çatışma bir tek kıvılcımın çakmasına bağlıdır. Türk ve Yunan gemileri arasında bir çarpışma, Türkiye ile Yunanistan arasında savaşa neden olabilir.

Ayasofya tezgahı işte böyle bir savaş ihtimaline karşı, Katar dışında Erdoğan rejimini izole eden İslam ülkelerinin halklarını kazanma amacını taşımakta. Türk emperyalizmi Suriye’de yarattığı kaosu tüm Kuzey Afrika’ya yaymaya hazırlanıyor.

Ayasofya tezgahı savaş hazırlığıdır.

Bu hazırlığın emperyalist amacı, “haçlı-Hilal” kavgasıyla örtülmek isteniyor.

İnsanların aklına “Türk devleti böyle bir maceraya neyine güvenerek atılacak?” sorusu haklı olarak geliyor. Libya’da Rusya ile savaşmak ilk bakışta gerçekten sonu TC’nin yıkımıyla bitecek bir macera gibi görünüyor. Ama Türk devleti Rusya-Çin blokuyla ABD ve AB blokları arasındaki çelişkileri çok iyi analiz ediyor. Libya’da Fransa ile İtalya arasındaki çekişmeyi de kurnazca hesaba katıyor. Bütün bu çelişkilerden hareket ederek, patlayacak bir savaşta yalnız kalmayacağını düşünüyor.

Ve daha şimdiden İslam aleminde Türkiye lehine psikolojik bir üstünlük elde etmek için, Ortodoks alemini kışkırtıyor, Ayasofya tezgahı ile yaratılacak “Haç ile Hilal” kavgası sayesinde Arapların desteğini yeniden elde etmeyi planlıyor.

Demek ki mesele “laiklik, Atatürkçülük, İslamcılık, şeriatçılık” falan filan değil, bölge pazarlarını paylaşmak amacıyla savaşa hazırlık meselesidir.

Böyle olduğu için, “laik-anti laik tuzağına düşmeyelim” diyerek susan CHP, bilerek ya da bilmeyerek Türk devletinin savaş siyaseti karşısında susmuş oluyor.

Türkiye’de politik mücadelenin bir tek gündemi var: Faşist rejimin savaş politikalarına karşı mücadele. Savaş politikasına karşı çıkmayan muhalefet, Günde beş vakit faşizme küfretse bile anti-faşist olamaz. Faşizme karşı çıkmak, her şeyden önce onun savaş politikalarını açığa vurmadan olmaz.

Ayasofya tezgahı Türk emperyalizminin Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da ve Akdeniz’de pazarları paylaşma savaşının basit bir propaganda tezgahıdır.

İşin aslına bakarsanız, Erdoğan rejimi Ayasofya’yı dinamitle havaya uçurmuyor, onu cami haline getiriyor.

Ama bir de Kürdistan’a bakarsanız, orada insanlık kültürüne karşı düşmanlığın ne olduğunu kolayca anlarsınız:

Faşist rejim 12 bin yıllık Hasankeyf’i yok etti.

Ayasofya günün birinde tüm insanlığın hizmetine yeniden açılabilir. Ama Hasankeyf yeniden “dirilmeyecek.”

Türk faşizmi ne yapıyor?

Yaptıkları hangi tarihi hatırlatıyor?

İçeride Türk olmayan halklara karşı “jenosid”; dışarıda “pazarları paylaşmak” için “savaş…”

Erdoğan “İkinci Fatih Recep” numaraları yapsa bile, tarih bize, bu adamın “İkinci Führer Recep” olma yolunda reel adımlar attığını gösteriyor. “Birinci Führer Hitler” içeride Yahudileri yok etti, dışarıda 50 milyon cana mal olan savaşı başlattı.

Evet; Hitler faşizmi trajediydi. İkinci Hitler Recep faşizmi trajik komedya olacak…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.