- Özgürlük, sanıldığı gibi “sınırsızlık” ya da “kolaylık” değildir; mücadeleye ve savaşa sınır koyabilme cesaretidir. Cesareti ve düşünce gücü, siyaset felsefesine sahip olamayanlar barışı geliştiremez.
- Aklın, siyasetin, politika ve askeri dehanın sanat felsefesine sahip olanlar ancak barışı savunur. Önderlik, tarihsel olarak hep kendi Hareketine, halkına ve düşünce gücüne güvenerek barışın temsilcisi oldu.
ŞEMSETTİN ÖZER
Özgürlük için suya sabuna dokunmamış; hayatı boyunca yalnızca istemiş ama hiçbir bedel ödememiş bir ruh, özgürlüğün gerçek anlamını kavrayamaz. Ruhu özgür olmayan biri de Özgürlük Hareketi'nin hangi koşullarda ve hangi ağır bedellerle ortaya çıktığını anlayamaz.
Özgürlük, yalnızca dilekle değil, mücadele ve dirençle bedeller ödenerek doğar. Simurg nasıl kendi küllerinden yeniden doğuyorsa özgürlük hareketleri de yıkımların, inkârların ve baskıların içinden kendini yeniden yaratır. Bir zamanlar kimliğinden utandırılan bir halk, büyük bedeller sonucunda kendi varlığına, onuruna ve hakikatine yeniden sahip çıkar. Özgürlük diyalektiği tam da budur: Küller yeniden doğuşun, bedeller ise özgürlüğün zeminidir.
Özgürlük, aydınlanmanın kendisi kadar onun bedelini de göze alabilmektir. Dolayısıyla kimileri özgürlüğü yalnızca arzular; sömürge psikolojisi içinde ona sahip olduğunu sanır ve bu yüzden sorgulamaz. Oysa özgürlük, kavranması en zor kavramlardan biridir. Görünmezdir, kolayca romantize edilir ve çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Özgürlük, sanıldığı gibi “sınırsızlık” ya da “kolaylık” değildir; aksine, mücadeleye ve savaşa sınır koyabilme cesaretidir. Evet, cesareti ve düşünce gücü, siyaset felsefesine sahip olamayanlar barışı geliştiremez. Dolayısıyla aklın, siyasetin, politika ve askeri dehanın sanat felsefesine sahip olanlar ancak barışı savunur. Önderlik, tarihsel olarak hep kendi Hareketine, halkına ve düşünce gücüne güvenerek barışın temsilcisi oldu. Barış, önderliğin felsefesidir.
İşte özgürlük felsefesi; 14 Temmuz’un bilinci, 15 Ağustos’un diyalektik anlamıyla kavranan bir duruştur. 14 Temmuz’un duygusunu ve anlamını yaşamayan kesimler, özgürlük mücadelesine ders veremez.
Ortadoğu, insanlığın en eski medeniyetlerinin doğduğu bir coğrafya olmasına rağmen tarih boyunca iktidar anlayışlarının ve baskıcı yönetim biçimlerinin etkisiyle demokrasi ve özgür toplum kültüründen uzaklaştırılmıştır. Bu süreçte halklar, itaat etmeye, yoksulluğu kader olarak görmeye ve boyun eğmeyi düzenin değişmez kuralı olarak kabul etmeye yönlendirilmiştir.
Kürt Halk Önderi'nin de vurguladığı gibi, demokrasisini geliştiremeyen toplumlar, zamanla bağımlı ve edilgen bir konuma sürüklenir. Bu zihniyeti sürdüren ve kendilerini 'milliyetçi' olarak pazarlayan bazı 'Kürt' çevreler ise Özgürlük Hareketi'ne yönelik eleştirilerini hakaret düzeyine taşıyarak kendilerini halkın gerçek temsilcisi gibi göstermeye çalışıyor. Elbette hem inkârcı anlayış hem de 'yüzeysel milliyetçilik', Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'nin nedenlerini ve tarihsel gerçekliğini anlamaktan uzaktır.
Bedel ve hakikat
Özgürlük Hareketi'ne hakaret etmeyi siyaset sanan bazı çevreler, açlığın, baskının, işkencenin ve ağır mücadele koşullarının ne anlama geldiğini yaşamadan özgürlük üzerine konuşuyor. Oysa bir düşüncenin gerçekliği, yalnızca sözleriyle değil, uğruna göze aldığı bedellerle ölçülür. 'Kürt milliyetçiliği' adına konuşan bazı kesimler, özgürlük mücadelesinin hiçbir yükünü taşımadan hem savaş döneminde hem de barış süreçlerinde hedef almayı alışkanlık hâline getirmiştir. Hakikati ters yüz ederek kendilerini tek doğru adres gibi sunmaları ise tarihsel gerçeklerle bağdaşmıyor.
Türk devlet aklının uzun yıllardır sürdürdüğü inkâr, bölme ve toplumu demokratik değerlerden uzaklaştırma yöntemleri, farklı biçimlerde bazı çevreler tarafından da yeniden üretiliyor. Elbette tarih, kendisini ilan edenleri değil, emek verenleri, direnenleri ve bedel ödeyenleri hatırlar.
Bugün bazı kesimler, Özgürlük Hareketi'nin yarattığı tarihsel birikim üzerinden kendilerine alan açmaya çalışıyor. Bir YouTube kanalı açıp yıllarca süren mücadelenin yükünü taşımış gibi konuşmak, sürekli hakaret etmeyi siyaset sanmak, tarihsel sorumlulukla bağdaşmaz.
Marx’a atfedilen şu söz bu durumu anlatır: “Zafer sofrasında kadeh kaldıranlar çoktur fakat o sofrayı kuranlar çoğu zaman savaş meydanında emek ve bedel bırakanlardır.”
Tarih, yalnızca sonucu sahiplenenleri değil, o sonucun ortaya çıkması için mücadele edenleri yazar. Gerçek kazanımların sahibi, onların bedelini ödeyenlerdir.
Dolayısıyla bu, sömürge psikolojisinin bir yansımasıdır. Üretmeyi ve yaratmayı değil, sömürgeciyi tersinden taklit ederek hareket etmeyi tercih ederler. Bu kesimler, kimseyi beğenmedikleri gibi, bir taş üstüne bir taş da koymazlar.
Tarihin tanıklığı
Evet, YouTube’da yurtsevermiş gibi görünen bazı kişiler, kimi Kürt şahsiyetleri Özgürlük Hareketi ve Önderliğe karşı harekete geçirmeye çalışıyor. Bunu son derece sofistike yöntemlerle, adeta Alicengiz oyunlarıyla ve özel savaş dilini kullanarak yapıyorlar. Bunun farkında olmayacak kadar ya çok cahildirler ya da başka hesaplar peşindedirler. Dolayısıyla bu kesimler, bazen de farkında olmadan kendine egemenlerin bakışında bakarak Özgürlük Hareketi'ne yaklaşıyor.
Bu kesimler, Kürtleri gerçekten sevmiş olsalardı, Kürtlerin hangi tehlikelerle karşı karşıya olduğunu ve onlara nasıl tuzaklar kurulduğunu görmezden gelmezdi. Ya bunun farkında değiller ya da Kürtlere duydukları sevgi söylemden öteye geçmiyor. Aksi hâlde, bunca bedel ödemiş Özgürlük Hareketi'ni hedef almazlardı.
Özgürlük Hareketi'ne hakaret edenler, Kürtlükle ilgileri olmadıkları gibi, Kürt halkını yeniden ateş çemberine sürüklemekten başka hiçbir şey yapmıyor. Yarın Kürtler bir kez daha katliamlarla, sürgünle ve göçle yüz yüze kaldığında, bugün bu çağrıları yapanların onlara bir yudum su bile uzatacak ne gücü ne de iradesi olacaktır.
Özgürlük Hareketi'nin şahsında Önderliği hedef alanlar şunu bilmelidir: Bedeli ne olursa olsun, Önderlik felsefesi Kürdistan’da ve insanlık arasında varlığını sürdürecek ve sonunda Kürtlerin öznesi ile tarihin Rönesans’ını gerçekleştirecektir. Özgürlük Hareketi'ni anlayanlar, bunun heyecanını derinden yaşıyor.