- Kürtlerin eşit ve özgür yurttaşlar olarak kabul edilmediği koşullarda aşağılayıcı ve ayrımcı yaklaşımların farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.
- Asıl sorun, Kürtlere yönelik tarihsel önyargıları ve inkâr politikalarını üreten zihniyetin aşılmasıdır. Koç'un söylemi de tarihsel ve siyasal sorunun yansıması olarak görülmeli.
ŞEMSETTİN ÖZER
İnsanı insan yapan kültürdür. Kültür, insan olmanın toplamı ya da özetidir. Bu bağlamda insanın her söylemi, davranışı ve karakteri onun kişiliğini ortaya koyar. İnsan varlığı böyle oluşur; yine böyle kişiliğini yitirir. Bu bağlamda sadece Rahmi Koç kişiliğini yitirmemiş, Türk devleti de derin bir kültürel yitim yaşıyor. Devlet, toplumu da Kürt fobisi ile enjekte ederek ona değer yitimi yaşatıyor.
İnsan davranışını belirleyen toplumsal çevrenin oluşumunu, işleyişini ve gelişimini açıklamayı amaçlayan toplum bilimlerinde kültür kavramının ortaya çıkışı üzerine yapılan tarihsel incelemeler, kültür sözcüğünün kökeninin büyük ölçüde tarımla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Dilbilimciler, “kültür” sözcüğünün Latince "cultura" kavramından geldiğini, bu kavramın ise toprak işleme ve tarımsal üretim anlamında kullanıldığını belirtiyor.
Kürtçede ise “çand”, “çandin”, “erd”, “ax” (toprak) kavramları kültürün kök hücresini oluşturuyor. Bu kültürün tarihsel inşasında kadın belirleyici role sahiptir. Burada ailenin ve toplumun sadece ekonomik düzlemde değil, hayatın her alanında bir öznesidir Kürt kadını.
Kürt kültüründe kadın
Kürt kültüründe kadın, yalnızca toplumsal yaşamın bir parçası değil, aynı zamanda kültürel üretimin ve toplumsal sürekliliğin temel taşı olarak görülmektedir. Tarihsel olarak tanrıça kültürünün izlerini taşıyan Kürt toplumunda kadın, yaşamın, üretimin ve toplumsal hafızanın koruyucusu olarak kabul edilmiştir. Kürt dil literatüründe cinsiyetçi, kadını aşağılayan sözcük yoktur. Bu nedenle Kürt edebiyatında ve sanatında kadını aşağılayan söylemler yoktur. Klasik Kürt edebiyatı incelendiğinde, kadınların çoğunlukla aşkın, güzelliğin, bilgeliğin ve insanlığın ortak değerlerinin taşıyıcısı olarak ele alındığı görülmektedir.
Klasik Kürt edebiyatında
Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî ve Feqiyê Teyran gibi klasik Kürt edebiyatının önemli temsilcilerinin eserlerinde kadın, çoğu zaman insanlığın ortak değerlerini temsil eden bir figür olarak yer almıştır. Kürt edebiyatına zaman içerisinde Türkçeden, Arapçadan ve Farsçadan geçen bazı cinsiyetçi kavramlar bulunmakla birlikte, bunların klasik Kürt edebiyatının özgün karakterini yansıttığı söylenemez. Aksine klasik Kürt edebiyatının temel karakteri, kadın karşıtı bir dil üretmekten çok insani, ahlaki ve toplumsal değerleri öne çıkaran bir yaklaşım sergilemektedir. Buna göre tarihsel, sosyolojik ve üretimden sanata kadar Kürt kadınının öznelliği baskındır.
Toplumsal gelişmişlik ve kültür
Tarihsel süreç içerisinde kültür kavramının yapısı ve kapsamı sürekli değişmiş ve gelişmiştir, ancak toplumsal gelişmişlik düzeyini belirleyen temel unsurlardan biri her zaman kültür olmuştur. Bir toplumun kendisiyle, geçmişiyle ve diğer toplumlarla kurduğu ilişkinin niteliği büyük ölçüde kültürel birikimi tarafından belirlenmektedir. Evet, Kürt ailesi ve toplumu kadın etrafında şekillenen bir ana kültür değerler sistemi temsil ederek gelişmiş bir yaşam biçimidir; Kürt kadını bunun merkezindedir. Bu nedenle kültür yalnızca geleneklerin toplamı değil, aynı zamanda etik değerlerin, özgürlük anlayışının, eleştirel düşüncenin ve toplumsal vicdanın da temel kaynağıdır.
Direniş ve yaşamın simgesi
Kürt kültüründe kadın, yalnızca yaşamın değil, aynı zamanda direnişin, sanatın ve barışın da simgesidir. Tarih boyunca Kürt kadını, baskıya ve sömürgeci politikalara karşı mücadelede önemli roller üstlenmiştir. Bu nedenle Kürt toplumsal hafızasında kadın, çoğu zaman ülke, özgürlük ve onur kavramlarıyla birlikte anılmaktadır. Kürtlerin tarihsel süreç boyunca kimliklerini, dillerini ve kültürel değerlerini koruyabilmelerinde Kürt kadınının toplumsal duruşunun önemli bir payı bulunmaktadır.
Kürt kadınının hedef alınması
Bu açıdan bakıldığında Kürt kadınının hedef alınması, yalnızca bireysel olaylarla açıklanabilecek bir durum değildir. Kürt siyasi ve toplumsal hareketlerine yönelik baskılarda kadınların özel olarak hedef alınması, birçok Kürt tarafından toplumsal iradeyi kırmaya yönelik bir yöntem olarak değerlendirilmektedir. Kürt toplumunda kadının öncü rolü, onu yalnızca bir birey değil, aynı zamanda toplumsal kimliğin ve kolektif hafızanın temsilcisi hâline getirmektedir. Bu nedenle kadına yönelik saldırılar çoğu zaman daha geniş bir siyasal ve toplumsal bağlam içerisinde yorumlanırsa daha gerçekçi olacaktır.
Rahmi Koç tartışması
Bu çerçevede Rahmi Koç’un Kürt kadınına yönelik sözleri birçok kurum ve parti tarafından bireysel bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir. Bu, dar bir değerlendirme olmakla birlikte, asıl bunu bu duruma getiren devleti ve siyasal güç olan faşizmi aklamaktır. Eleştiriler, bu söylemlerin Türkiye’de uzun yıllardır varlığını sürdüren Kürt algısının ve devlet merkezli zihniyetin bir yansıması olduğu yönünde yoğunlaşırsa, meselenin Rahmi Koç olmadığı anlaşılacaktır.
Kürtler, tarih boyunca “kart-kurt”, “mağara Kürtleri” ve benzeri aşağılayıcı ifadelerle ötekileştirilmiş ve kimlikleri inkâr edilmiştir. Günümüzde kullanılan dil ve yöntemler değişse de, Kürtler açısından aşağılayıcı söylemlerin farklı biçimlerde devam ettiği düşünülmektedir.
Yakın dönemde özellikle Rojava’da yaşanan olaylar ve Kürt kadınlarına yönelik şiddet görüntüleri, bizzat Türk devlet çeteleri tarafından yapılmıştır; bunu görmeyenler Rahmi Koç’u da bireysel olarak ele alacaktır. Tartışmaların daha geniş bir tarihsel bağlam içerisinde değerlendirilmemesi, Türk devletinin kirli yüzünü açığa çıkarmayacaktır. Evet, Rahmi Koç devletin sadece kirli yüzlerinden biridir.
Faşizm, yalnızca belirli bir döneme ait siyasi bir rejim değildir. Tarih boyunca farklı biçimler alarak varlığını sürdüren otoriter ve dışlayıcı siyasal anlayışların ortak özellikleri arasında milliyetçilik, ırkçılık, kadın düşmanlığı, militarizm ve demokratik toplumsal hareketlere yönelik düşmanlık yer almaktadır. Bu nedenle faşizm, kimi zaman söylemini ve görünümünü değiştirse de özünde toplumsal çoğulculuğa ve demokratik dönüşüme karşı bir direnç mekanizması olarak işlev görmektedir. Faşizm sürekliliktir.
Ortadoğu’nun içinde bulunduğu güncel krizler de bu tehlikenin hâlen güncelliğini koruduğunu göstermektedir. Kürtler açısından bakıldığında, bölgesel güç dengeleri değişse bile Kürt meselesine ilişkin geleneksel güvenlikçi ve inkârcı yaklaşımların bütünüyle ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir.
Kürt sorunu çözülmedikçe
Kürt sorununun kalıcı biçimde çözülebilmesi, Kürtlerin toplumsal, siyasal ve kültürel varlığının demokratik bir çerçevede tanınmasına bağlıdır. Kürtlerin eşit ve özgür yurttaşlar olarak kabul edilmediği koşullarda aşağılayıcı söylemlerin ve ayrımcı yaklaşımların farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.
Bu nedenle mesele yalnızca tek tek kişilerin açıklamalarından ibaret değildir. Asıl sorun, Kürtlere yönelik tarihsel önyargıları ve inkâr politikalarını üreten zihniyetin aşılmasıdır. Rahmi Koç tartışması da bu bağlamda değerlendirildiğinde, Kürt toplumunun önemli bir kesimi tarafından yalnızca bireysel bir açıklama olarak değil, daha geniş bir tarihsel ve siyasal sorunun yansıması olarak görülmektedir.