- CHP’ye operasyon, İbrahim Kalın’ın Şam’a gitmesi ve iki ay sonra İmralı’ya görüşme izni verilmesi, çok katmanlı ve derin bir komplodur. Özgürlük Hareketi ve Önderlik tavır koydu ama komplo devam ediyor.
ŞEMSETTİN ÖZER
AKP, şark kurnazlığı yapıyor ve piyasa siyaseti yürütüyor. CHP’ye operasyon yapılması ve aynı gün, iki ay sonra Kürt Halk Önderi ile görüşme izni verilmesi, Türkiye toplumunda belirli bir algı yaratma amacını taşıyordu.
Hesap şuydu: CHP’ye operasyon yaparak ve tüm muhalefeti susturarak, “Bakın, sadece Kürt hareketi ve siz kaldınız; ya benim çizgime gelirsiniz ya da susarsınız” mesajı verilmek isteniyordu. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi açısından tehlikeli olan, Önderliğin susturulması ve tavırsız bırakılması amacını güden AKP ve onun iktidar zihniyetiydi. Önderlik susmuş ve tavır almamış olsaydı yandaş medya “Bakınız, Öcalan ve onun hareketi CHP’ye yönelik operasyonu destekliyor ve Kürt hareketi bizimledir” diyerek, toplumu bu psikolojik atmosfer içinde seçime götürecekti. Sosyal medyada özel savaşın tüm yöntemleri uygulanacaktı. AKP’nin sürece yaklaşımı budur. Kürt Özgürlük Hareketi'ni tamamıyla tasfiye etme hedefindedir.
Komplonun niteliği
Ne var ki hâlâ bu komployu anlamayan ya da yanlış yorumlayan, “Kürt siyasal hareketi CHP’ye destek vermesin” diyenler, bu komplonun ne kadar sinsi olduğunu göremiyor. Oysa CHP’ye operasyon, yalnızca CHP’ye yönelik bir bastırma ve sindirme değil, tüm topluma boyun eğdirme amacını taşıyor. Faşizmin tarzı budur: Önce korku yaratmak, muhalifleri susturmak ve sonra diktasını korumak.
CHP ve sorumluluk
Türkiye’de demokrasinin gelişmemesinde CHP’nin de günahı çoktur. Koçgirî, Şêx Seîd, Zîlan ve Dêrsim katliamlarında bizzat CHP’nin kendisi bu katliamlara imza attı. Mustafa Suphilerden başlayarak tüm sol hareketlerin bastırılması ve boyun eğmeyen solun revize edilerek etkisizleştirilmesi konusunda CHP günahkârdır. Bu ayrı meseledir. Sorun; gayrinizami, kuralsız ve hiçbir hukuk tanımadan tüm adalet normlarını ayaklar altına alan AKP zihniyetine karşı durmaktır. Mesele, yalnızca CHP meselesi değil, demokrasi meselesidir ve faşizme karşı durma meselesidir.
Bastırma politikası
Şurası açıktır ki; muhalefeti bastırmış ve bir şiddet aygıtına dönüşmüş AKP, demokratik zeminde Kürt sorununu çözemez. Dolayısıyla barışa ve demokrasiye niyeti olan bir AKP ya da devlet, muhalefeti bastırmaz; aksine geliştirir. Bu nedenle CHP’ye operasyon, tüm topluma karşı bir bastırma ve susturma hareketidir; özellikle Kürt çevrelerine yönelik bir mesaj taşıyor. Böyle bir senaryo gerçekleşmiş olsaydı, hem demokratik Türkiye hem de Kürt halkı için ciddi bir kırılma yaşanacak; bu psikolojik atmosfer içinde seçime gidilecek ve AKP, diktatörlüğünü ilan etmiş olmakla birlikte, başta Kürtler olmak üzere kalan tüm muhaliflere yönelik, Hitler’in uyguladığı yöntemleri andıran bir siyasal tabloyu hayata geçirmiş olacaktı.
İmralı ve siyasal mesaj
AKP, demokratik bir kültüre sahip olmadığı için demokrasiyi pazarlık konusu yapıyor. Demokrasiyi pazarlık konusu hâline getirerek, Kürt Halk Önderi üzerindeki keyfi uygulamalarla tam da Kürt halkına aba altından sopa göstermek istiyor. O hâlde sormazlar mı; iki aydır heyetin İmralı’ya gitmesine izin vermiyorsun; adadan haber alınamazken neden CHP’ye operasyonun olduğu gün İmralı heyetini gönderiyorsun? AKP burada çok sinsice bir taşla birkaç kuş vurmak istedi ama hesaplamadığı ya da tanımadığı bir şey var: Kürt Özgürlük Hareketi'ni ve Önderliğini tanımıyor. Tanımadığı için entrikalarından vazgeçmiyor. İşte buna şark kurnazlığı denir.
Dolayısıyla CHP’ye operasyon, İbrahim Kalın’ın Şam’a gitmesi ve iki ay sonra İmralı’ya görüşme izni verilmesi, çok katmanlı ve derin bir komplodur. Özgürlük Hareketi ve Önderlik tavır koyup bir kez daha AKP’nin planını boşa çıkarmış olsa da komplo devam ediyor.
Tarih, rasyonellik ve sonuç
Tarih, artan rasyonelleşme ve büyünün bozulması süreçlerinin öngördüğü gibi doğrusal bir çizgide ilerlemek zorunda değildir. Rasyonellik, yenilik ve rutinleşme arasındaki gerilim; bireysel kaygılar ile hakikat arasındaki çekişmede kendini açığa çıkarır. Hatta birbirine zıt görünen bu iki popülist anlayışın çatışması, çoğu zaman AKP’nin siyasal manevra alanını genişleten ve onun lehine işleyen bir zemine dönüşebilir. Yoksa AKP, kendi diktasını ilan ettikten sonra hiç kimse insan haklarından, demokrasi ve barıştan söz edemez; Hitler Almanyası’nda olduğu gibi yarın geç olabilir.
Piyasa siyasetinin temel amacı budur. AKP bunu yapıyor. Dolayısıyla boyun eğdirilmiş bir muhalefet, barış değil, çatışma ve kaosu kaçınılmaz kılar. Egemen güçlerin amacı da budur ve bu rol AKP’ye verilmiştir. Nasıl ki Afganistan Taliban’ın insafına bırakıldıysa, İran’da idam devleti niteliğindeki rejimin iktidarda olması ya da Suriye’de cihatçıların iktidara getirilmesi belirli güçlerin işine geliyorsa Türkiye’de AKP’nin de sermaye ve dış güçlerin işine geldiği düşünülmektedir.
AKP’nin önündeki tek engelin şu an Kürt Özgürlük Hareketi olduğu ve onu da piyasa siyasetiyle nasıl tasfiye edeceğini hesapladığı görülüyor. Bu piyasa siyaseti başarılı olur mu? Zor ama AKP tehlikeli oynuyor. Bunun için dönem, AKP’ye karşı başarılı olmanın yolunun Ankara’nın bürokratik havasından kurtulmaktan geçtiğini gösteriyor.
Sonuç olarak; evet, tarihsel ve ilkesel olarak CHP hiçbir zaman sol olmadı; olamaz da. Altı Ok ilkeleri incelendiğinde, sol görüşle taban tabana zıt antagonistik çelişkidir. AKP’nin retorik ve söyleminde ise Müslümanlıkta, insan haklarında ve demokraside yeri olmayan; selefizmi rehber alan Vehhabici kodlarla Hitlerci anlayışı birleştiren bir ideolojik yapıdır.