• Ağır bedeller ödeyerek bugünlere ulaşanlar, artık kapılarını sömürgeci güçlere kapatıyor, çünkü özgürlüğün yolunun zihinde başlayan bir reddedişten ve örgütlenmeden geçtiğini biliyorlar.

ŞEMSETTİN ÖZER

Birinci kuşak, sofrasındaki ekmeği bölüşür; lokmasını paylaşırken kendinden eksiltmez, çoğaltır.

İkinci kuşak, kapısını açar; “Tanrı misafiridir” der, yabancıyı buyur eder fakat öyle zamanlar gelir ki misafir kalır, ev sahibi sürülür; kapısını açan, kendi yurdunda kapısız bırakılır.

Üçüncü kuşağa gelince… Ev sahibi dağılmıştır artık; yurdundan koparılmış, kendine yabancılaştırılmıştır.

Kürt tarihinin uzun ve acılı hikâyesi böyledir. Kürtler ve Kızılderililer, kapısını açıp da, soykırıma uğrayan halklar olarak tarihe geçti. Kızılderililer vahşi kapitalizimin kurbanı oldu; Kürtler ise direndi.  

Elbette tarih, yalnızca kayıpların değil, direnişlerin de hafızasıdır. O kuşakların çocukları, ağır bedeller ödeyerek bugünlere ulaştı. Artık kapılarını sömürgeci güçlere kapatıyorlar, çünkü biliyorlar ki özgürlüğün yolu önce zihinde başlayan bir reddedişten, ardından büyüyen bir örgütlenmeden geçer. Bu yüzden “Zîlan Derneği – Unutmadık, Unutturmayacağız!” şiarı, hafızaya, direnişe ve geleceğe verilmiş bir sözdür. Geçmişin acılarını unutmamak, onları geleceğin özgürlük iradesine dönüştürmek demektir. Unutmadık, çünkü hafıza kimliğimizdir. Unutturmayacağız, çünkü hakikat, ancak hatırlandıkça yaşar.

Sömürgeci devletlerin en etkili silahlarından biri, bir halkın tarihini ters yüz etmek, onu kendi gerçekliğinden koparmaktır. Onların en büyük korkusu, sömürgeleştirdikleri halkların çocuklarının bir gün uyanarak tarihsel hakikatleriyle yeniden buluşmasıdır. Bu devletler tarihleriyle hesaplaşmayıp yaptıklarından özür dilemedikçe korku onu içten içe çürütür. Kürdistan'daki sömürgeci güçlerin başına gelen de budur. 

Sömürgecilik, önce halkların hafızasına saldırır. İnsanlığın ortak tarihinden süzülüp gelen acıları, direnişleri ve umutları unutturmak ister. Eğlencenin, tüketimin ve yabancılaşmanın gürültüsü içinde insanları hafızasız bırakmaya, kendisine benzetmeye çalışır. Tarihin derinliklerinde biriken sessiz öfke ve özlem, bir gün dipten gelen bir dalga gibi yeniden yükselir. Sömürge çocukları örgütlenir; atalarının maruz kaldığı inkârın, sürgünün ve soykırımın hesabını sormak üzere tarihle buluşur. Böylece tarih, bilinç ve örgütlenme aracılığıyla bir hesaplaşmaya dönüşür; sömürge psikolojisinin karanlığı parçalanır. Yeni fikirlerin doğuşu, aynı zamanda yeni bir varoluşun da başlangıcı olur.

Unutulanın isyanı 

Burada söz konusu olan, yalnızca sömürgeci zihniyetin eleştirisini yapmak değildir. Asıl mesele, ihanete uğramış bir toplumun çocuklarının yeniden kendi üzerine düşünmesidir. İnsan, kendisi üzerine düşünmeye başladığı anda zincirlerinin farkına varır. İşte o an, sömürge psikolojisinin duvarları çatlamaya başlar. Bu nedenle Zîlan Derneği’ni, kılıç artığı çocukların kendi tarihsel hakikatlerini yeniden idrak etme çabasının bir ifadesi olarak görüyoruz.

Amaç geçmişi olduğu gibi korumak değildir; geçmişte yarım bırakılmış umutları geleceğe taşımaktır. Geçmiş, yalnızca hatırlanmak için değil, tamamlanmak için vardır. Ne var ki bugün geçmiş, çoğu kez onun tahrip edilmiş kalıntıları üzerinden yaşamaktadır. Buna rağmen Kürt halkı kendi özüne döndükçe, kültürel ve siyasal aydınlanmasını geliştirdikçe, özgür düşüncenin ve örgütlü yaşamın imkânlarını büyüttükçe, sömürgeciliğin Kürdistan’daki dayanakları da zayıflayacaktır.

Bu nedenle dernekleşme yalnızca yerel bir örgütlenme biçimi değildir. O, ulusal bilincin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Kürt dilinin, Kürt kültürünün ve Kürt halkının tarihsel hafızasının taşıyıcısıdır. Bu sorumluluğu üstlendiği ölçüde kendi halkının sesi, vicdanı ve sözcüsü olacaktır.

Örgütlü hafıza

Tarih boyunca hiçbir toplum kendiliğinden aydınlanmamıştır. Uluslaşmaların, Rönesansların ve Aydınlanma çağlarının ardında daima örgütlü emek, ortak bilinç ve kültürel diriliş vardır. İnsanlık, karanlığı ancak birlikte yürüyerek aşabilmiştir. Zîlan Derneği de bu tarihsel yürüyüşün bir parçası olma sorumluluğunu taşımaktadır. Geçmişin küllerinden geleceğin umudunu büyütmek, unutulan hafızayı yeniden canlandırmak ve Kürt halkının kültürel varlığını güçlendirmek, onun en temel görevidir. Hafızasını yeniden kazanan bir halk, yalnızca geçmişini değil, geleceğini de yeniden kurmaya başlar.

Tarih, olay ve olguların insanlığın ve toplumların hafızasıdır. Bu sebeple bilhassa toplumları geleceğe taşıyan tarih kültürü ve bilgisinin oluşması, onun geçmişini bilmesiyle mümkündür. Özellikle Kürt sözlü tarihinde, toplumun hayatında yazılı tarih kadar tarih bilgisi ve şuuru önemli bir yer tutar.

Tarihini bilmeyen ve şuurunu taşımayan toplumlar, hafıza ve idraklerini kaybetmiş şaşkın kimselere benzer. Böyle bir durumda toplumların yükselmeleri, toplum vasfını muhafaza etmeleri ve hatta milli benliklerini korumaları oldukça zordur. İnsanlığın tekâmülünde bu derece önemli olan tarih, medeniyetin yükselmesiyle paralel olarak ilerler ve halkların  geleceğini hazırlamakta önemli bir rol oynar.

Evet, gelecek ancak geçmişin üzerine, sağlam deneyimler ve sorgulama metotları geliştirilerek inşa edilir. Bu bağlamda her Kürt hareketi bizleri diri tuttuğu gibi, işgalcilerin gerçekleştirdiği her Kürt katliamı da mücadele yeminidir.

İçinde yaşamakta olduğumuz çağın en önemli trajik özelliği, hatırlama kültürünün yerini unutma kültürüne bırakmasıdır. 'Geçmişi boş ver, bugünü yaşa' anlayışı hâkim kılınmaktadır. Bu, sömürgecilerin egemenliklerini meşrulaştırmak için dayattıkları bir asimilasyon metodudur. Böylece toplumsal hafızasını yitiren her toplumun sürekli köleliği yaşaması kaçınılmaz olduğu gibi, geleceği de belirsiz hâle gelir.

Modern devletlerin temel özelliklerinden biri bu olsa da  özellikle Kürdistan’ı işgal eden sömürgeci devletler, Kürt katliamlarını meşrulaştırmak için “eşkıya”, “terörist” ve “bölücü” söylemlerini geliştirmiş; bunları ilkokuldan başlayarak yoğun bir şekilde işlemişlerdir. Bir toplumu aşağılayarak hafızasını unutturmaya çalışmış, Kürt'ün tarih bilincini sömürgeci tarih anlayışıyla şekillendirmek istemişlerdir. Tüm Kürt katliamlarına bu şekilde meşruiyet kazandırılmaya çalışılmıştır “terörsüz  Türkiye" söylemi, yukarda sözünü etiğimiz egemen anlayışın sürekliliğinin ideolojik gücüdür.

Katliamdan ulusal bilince

Bunların başında '1930 Zîlan Katliamı' gelmektedir. Zîlan Katliamı, lokal bir katliam değil, Kürtleri tümden ortadan kaldırmak amacıyla gerçekleştirilmiş bir katliamdır. Nihayetinde Dêrsim’e ve günümüze kadar Kürtler üzerinde uygulanan soykırım tehdidi farklı yöntemlerle devam etmiştir. Zîlan Katliamı da böyle bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir.

Bugün Zîlan’ın torunlarının bir araya gelerek “Zîlan’ı unutmadık, unutturmayacağız” şiarıyla bir çatı altında kurmayı hedefledikleri dernek oldukça değerli ve dönemin ruhuna uygun bir çalışmadır. Derneğin amaç ve hedeflerini okuduğumuzda, sıradan bir dernek anlayışını aşan, ulusal perspektif içeren bir çalışma olduğu görülmektedir. Bu oldukça önemlidir, çünkü Zîlan Katliamı, bütün Kürtleri hedef alan, bir soykırımı amaçlayan sömürgeci stratejilerin sonucudur.