- Asıl tedavi edilmesi, rehabilite edilmesi, devlet terörünü terk etmesi ve Kürtlerden özür dilemesi gereken devlettir.
ŞEMSETTİN ÖZER
Çağdaş bilimde ve sosyal kuramda rehabilitasyon kavramına yönelik ilgi giderek artmakta; kavram, farklı disiplinler tarafından çeşitli bağlamlarda kullanılmaktadır. Rehabilitasyon, başlangıçta bireyin fiziksel, psikolojik veya toplumsal iyileşmesini ifade eden bir pratik olarak ele alınırken, zamanla siyaset bilimi, sosyoloji ve eleştirel teori gibi alanlarda iktidar ilişkilerini analiz etmeye yarayan önemli bir kavramsal araca dönüştü. Kavramın farklı disiplinlere yayılması, anlamının genişlemesine ve dönüşmesine de yol açtı. Bu nedenle rehabilitasyonun yalnızca iyileştirici bir süreç olarak değil, aynı zamanda belirli iktidar biçimlerinin işleyişini görünür kılan bir yönetim tekniği olarak da değerlendirilmesi gerekir.
AKP iktidarının rehabilitasyon söylemi, yalnızca toplumsal uzlaşmayı hedefleyen bir politika olarak değil, belirli siyasal özneleri devletin normatif düzeni içerisine yeniden dâhil etmeyi amaçlayan bir toplumsal mühendislik ve yönetimsellik stratejisi olarak okunabilir. Bu açıdan bakıldığında, iktidarın önceliğinin Kürt meselesi olmadığı, ancak örgütlü siyasal muhalefetin en güçlü unsurlarından biri olarak görülen Kürt siyasal hareketinin bu stratejinin merkezinde yer aldığı görülüyor. Bunu, oyalama ve bekle-gör politikasıyla Kürt toplumunun Özgürlük Hareketi'ne karşı dilinden düşürmediği "terör" ve "rehabilitasyon" gibi söylemler üzerinden güvensizliği derinleştiriyor. Bu nedenle AKP'nin sürece ilişkin üslubu ve yaklaşımı da sürekli kendini üreten savaş aygıtının tahrik edici bir diline dönüşüyor.
Bu bağlamda çözüm süreci de demokratikleşmeyi esas alan çoğulcu bir siyasal perspektif üretmekten ziyade, mevcut siyasal ve toplumsal koşulları kalıcı ve nesnel bir gerçeklik hâline dönüştürmeyi amaçlayan bir yönetim stratejisinin parçası olarak değerlendirilebilir. Bu strateji çerçevesinde AKP, toplumu maddi ve siyasal ilişkiler bütünü içinde yeniden tanımlamaya çalışırken, aynı zamanda kendi Sünni muhafazakâr anlayışı doğrultusunda bireyleri ve toplumu yeniden şekillendiren, onları belirli normlar çerçevesinde "bakan", "yorumlayan" ve kendi ezberini yeniden üreten bir siyasal akıl inşa etmektedir. Bu nedenle rehabilitasyon, yalnızca belirli siyasal aktörlerin sisteme yeniden dâhil edilmesini hedefleyen bir süreç değil, aynı zamanda toplumun tamamını belirli bir dünya görüşü doğrultusunda yeniden kurmayı amaçlayan bir yönetimsellik tekniği olarak işlev görmektedir. Bu yönüyle söz konusu siyasal akıl, farklılıkları tanımak yerine onları kendi normatif çerçevesine uyarlamaya çalışan ve toplumsal çoğulluğu tekil bir siyasal tahayyül içinde yeniden üretmeye yönelen bir iktidar pratiğine dönüşmektedir.
Barışın dilini geliştiremiyor
Türk devleti siyasal medeniyet üzerine kurulmuş bir devlet geleneğine sahip olmadığı için barış dilini geliştiremiyor. AKP ise hem bu geleneği hem de Sünni İslam anlayışını sentezleyerek kendine özgü bir pratik geliştirdi. Bu anlayışın dili sorunlu olduğu gibi, Kürt sorunu da demokratik ve barışçı yöntemlerle değil, Kürtleri rencide eden, Özgürlük Hareketi'ni ve Kürt toplumunu küçümseyen bir dille ele alınmaktadır. AKP-devlet mantığı, oyalama siyasetiyle birlikte sürekli "terör" dilini kullanarak hareketi itibarsızlaştırmayı ve toplumu umutsuzluğa sürüklemeyi amaçlamaktadır. Sanki devlet 100 yıldır inkâr ve soykırım politikalarını kendisi uygulamamış gibi bütün suçlamayı Özgürlük Hareketi'ne yöneltmektedir. Dolayısıyla AKP'nin dili, bir sorunu medeni biçimde çözme dili değildir.
Söylem, diskur ve iktidar
Demokratik zihniyetin zayıf olduğu yönetimlerde iktidar, yalnızca kurumlar aracılığıyla değil, aynı zamanda sürekli yeniden üretilen bir söylem aracılığıyla da varlığını sürdürür. Bu noktada Foucault'nun "diskur" kavramı, önem kazanmaktadır. Diskur, yalnızca kullanılan dil değil, neyin doğru kabul edildiğini, kimin konuşma hakkına sahip olduğunu, hangi bilgilerin meşru sayıldığını ve hangi düşüncelerin dışlandığını belirleyen bir iktidar mekanizmasıdır. Bu bakımdan siyasal söylem, iktidarın kendisini yeniden üretmesinin temel araçlarından biri hâline geldiği gibi, her şeyi kendi ekseninde şekilenmesini isteyen bir engizisyon mahkemesi gibi çalışarak toplumu şekillendirmeye çalışmaktadır. Bununla toplum mühendisliği metodunu kullanarak Türk toplumunu yalanlarla hipnoze etmeye çalışırken, Özgürlük Hareketi’ne de karşı da son derece tahrik edici bir dile sahip. Barışı, adaleti, hukuku ve insani olan her şeyi, pazarlık konusu yaparak iktidarının çıkarını hesaplıyor.
AKP'nin diskurunu bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Hitler'in sağ kolu olan SS Şefi Himmler'in 1938'de "Alman milletinin saflığını koruma amacı güden tedbirler, Alman milletinden Çingeneliği fiziksel olarak ayıklamayı başarmalıdır. Irkların birbirine karışması önlenmeli, saf kan ve melez Çingenelerin hayat tarzları tahakküm altına alınmalıdır. Gerekli hukuki çerçeve, ancak bir Çingene Kanunu tarafından çizilebilir. Bu kanun, ırkların karışmasını engellemeli ve Çingenelerin Alman hayat sahası içerisindeki mevcudiyetinden kaynaklanıp acil çözüm isteyen bütün sorunları çözmelidir" ifadeleriyle dile getirdiği anlayışın ardından Nazi görevlileri Romanları yakalayarak ölüm kamplarına götürmeye başlamıştı.
Numan Kurtulmuş'un Karadeniz gezisinde yaptığı konuşmada Özgürlük Hareketi'ne yönelik kullandığı üslup da SS Şefi Himmler'i aratmadığı gibi, kendini darı ambarında zannetti. AKP-devletin yalnızca sürece değil, Kürtlere bakışı da bu doğrultudadır. Kürtler üzerindeki inkâr politikası ortadan kalkmadığı gibi, AKP'nin bütün planının dört parça Kürdistan'ı hedefe koyarak "Kürtlerin babası Abdülhamid" anlayışını somutlaştırmak istediği; bunu da dünya ve Ortadoğu dengelerinin kendi lehine olduğuna inandığı için yaptığı, bu nedenle demokratik bir Türkiye ve özgür bir Kürdistan istemediği ifade edilmektedir.
Bu nedenle AKP'nin amacı yalnızca olumsuz olarak değerlendirilmemekte; eğer Kürt birliği geliştirilemezse Kürtlerin tarihlerinin en büyük kaybıyla yüz yüze kalacağı gerçeğidir. Yıllardır Kürt Halk Önderi'nin Kürt birliğinde ısrar etmesi; Kürtleri nasıl bir tehlike beklediğini gösterir. ABD ile İran arasında yaşanabilecek savaşın bir mezhep savaşına dönüşmesine ilişkin kararın Ankara'daki NATO Zirvesi'nde alındığı ve Türkiye'nin Kürtlerin statüsüz bırakılması konusunda onay aldığı iddia edilmektedir.
Rehabilite edilmesi gereken
Sonuç olarak AKP'nin siyasal momentinde yeni bir dilin ve yeni bir siyasetin kavramları bulunmadığı gibi, geçmişte Kürtlere karşı Özel Harp Dairesi'nin stratejik belgelerinde yer alan dilin yeniden üretildiği ileri sürülmektedir. AKP, Özgürlük Hareketi'nin hangi koşullarda ortaya çıktığını, kendisini nasıl dönüştürerek geliştirdiğini ve nasıl devrimci bir direniş geleneğine sahip olduğunu bilmemektedir. Asıl tedavi edilmesi, bünyesel olarak rehabilite edilmesi, devlet terörünü terk etmesi ve Kürtlerden özür dilemesi gereken devlet olması gerekirken, bunu özgürlük hareketi için kullanması hem kötü niyetin hem de faşizmin kendisini yeniden üretmesinin bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.