Bir kez daha çözemeyen çözülüyor…

Cihan DENİZ yazdı —

26 Mayıs 2021 Çarşamba - 23:00

  • Günün sonunda, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalayım ısrarı soruncu her alan ve kurum, tıpkı 90’larda olduğu gibi, kirliliğin içine batmıştır. Ve sadece AKP değil, tüm Türkiye toptan bir çöküşün eşiğine gelmiştir. 

Son bir iki haftadır tüm Türkiye, bir mafya bozuntusu çete başının çektiği videolara kitlenmiş durumda. Bu videoların bu kişinin kendini güvenceye alma çabasının ötesinde, faşist iktidar bloğu içindeki güç savaşının birbirini tasfiye noktasına gelmesine paralel olarak birileri tarafından özel olarak hazırlatıldığı anlaşılmaktadır. Bu yazının konusu olmadığından bu konuyu bir kenara bırakalım.

Videolarda anlatılanlardan; halklara, kadınlara, emekçilere ve tüm ezilenlere kan, gözyaşı, baskı, zulüm ve yoksulluktan başka bir şey vermeyen bu iktidarın altında yatan tüm kirli ilişkiler, milliyetçi nutukların üstünü örttüğü pislikler görülmektedir.

Anlatılanların birçoğu barış ve demokrasi mücadelesi verenler açısından bilinen konular olsa da, bizleri bile şaşırtacak şeyler var bu videolarda. Ama burada bu ortalığa saçılan kirliliği bir kenara bırakalım ve tüm bunlara çöken bir yapının resmi olarak bakalım.

Gelinen nokta, 80’ler ve 90’lar Türkiye siyasi tarihini, o dönem Kürt sorunu karşında atılan ve atılmayan adımların yarattığı yapıları, bu yapıların yaptıklarını ve bu sürecin nasıl bir çöküşle sonuçlandığını az buçuk bilenler için asla şaşırtıcı değildir. Kürt sorunu bağlamında Türkiye siyasetinin tunç yasası haline gelmiş “Çözmeyen Çözülür” kuralı bugün bir kez daha işlemektedir. Marx tarihsel olayların ilkin trajedi, ikincisinde ise komedi olarak tekerrür ettiğini söylemektedir. Bugün yaşadıklarımız, bir trajedi olarak yaşanan 90’ların tam da Marx’ın dediği gibi bir karikatürüdür.

90’larda barış ve demokrasi mücadelesi verenler Kürtlere karşı devletin yürüttüğü savaşı “Kirli Savaş” olarak adlandırmıştı. Kirli Savaş’tı çünkü devlet her türlü insani, ahlaki ve hukuki değeri ayaklar altına almış, Kürtler ile hiçbir kural kaide olmadan savaşa tutuşmuştu. Yargısız infazlar, zorla kaybetmeler, işkence ve diğer tüm insanlık dışı uygulamalar bu Kirli Savaş’ın araçlarıydı. Ama bunun da ötesinde Kürt sorununda çözümsüzlük ısrarının sonucu olan bu Kirli Savaş, aynı zamanda bu savaşı yürütecek kirli yapıları doğurmuştu. Ve bu kirli yapılar eliyle kirlilik her alana yayılmıştı. Siyaset, ekonomi, hukuk, toplumsal ilişkiler baştanbaşa kirlenmişti.

Sonuç ise tam bir başarısızlıktı. Kürt mücadelesi tasfiye edilememişti; tersine Kürtler karşısında başarısız olan siyasi iktidarlar ardı ardına tasfiye edilmişti. Bu Kirli Savaş’ı ve bu savaşın yaratığı yapıları beslemesi imkansız hale gelen Türkiye ekonomisi sürekli bir kriz içine girmişti. Ve en nihayetinde bu yapı toptan çökmüştü.

Çok tanıdık değil mi?

Bunu aslında en iyi bizzat AKP’nin bilmesi gerekiyordu. Toplum içinde çözümsüzlüğe, her yanı sarmış kirliliğe, ekonomik krizlere, baskılara karşı oluşan tepkinin bir sonucu olarak iktidara gelmişlerdi. Bu konularda çok ciddi ve köklü adımlar atmasalar da atıyormuş gibi göründükleri sürece kendilerine dönük toplumsal desteği korumayı başarmışlardı.

Ama Kürt sorununda bir kez daha savaşı tercih ettiği ve tüm o milliyetçi hezeyanlara rağmen bu savaşın ağır faturası halkın önüne geldiği andan itibaren bu desteği kaybetmeye başlamıştır.

Günün sonunda, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalayım ısrarı soruncu her alan ve kurum, tıpkı 90’larda olduğu gibi, kirliliğin içine batmıştır. Ve sadece AKP değil, tüm Türkiye toptan bir çöküşün eşiğine gelmiştir.

İktidarı paylaştığı Cemaat ile girdiği güç mücadelesi sonunda iktidarda kalmak için daha birkaç yıl önce “Ergenekon” operasyonları adı altında hapse attığı 90’ların Kirli Savaş aktörleri ile ittifakı seçtiği anda aslında bugün yaşananlardan farklı bir şeyi bekleyip beklemediğini bilmiyoruz ama sonuç farklı olmadı.

Bununla birlikte, her şey çok farklı olabilirdi, tüm bu acılar, gözyaşı yaşanmayabilirdi. Eğer AKP, Dolmabahçe’de müzakere masasını devirmemiş ve İmralı’nın kapsına kilit vurmamış olsaydı. Bunları yaparak iktidarda kalabileceğini zanneden AKP aslında kendi tabutuna son çiviyi çakmış oldu.

Dolayısıyla da, Türkiye’yi gerçekten değiştirmenin yolu bu gerçeği kabul etmekten ve buna uygun politikalar üretmekten geçmektedir. Kuru bir iktidar karşıtlığı üzerinden muhalefet yapmanın halklar ve ezilenler açısından bir değeri yoktur. Bu muhalefetin Türkiye’nin sorunlarına kalıcı ve köklü çözümler üretmesinin imkanı yoktur. Gerçek muhalefetin ilk şartı bugün yaşanan tüm sorunların yegane çözüm adresini doğru tespit etmekten ve buna uygun adımlar atmaktan geçmektedir. Tersi, böyle bir “muhalefet” anlayışı” iktidara gelse bile, “çözemeyen çözülür” kuralının kurbanı olmaktan kurtulamayacaktır. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.