Çakıcı, Bahçeli, Metiner ve ‘bakla kazığı’ 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

19 Kasım 2020 Perşembe - 23:00

  • Çakıcı’yı “derin devlet” konuşturuyor. Kılıçdaroğlu’na küfür ederken, Ortadoğu’da izlenen “mezhep savaşları” süreçlerine uygun küfürlerin seçilmesi, bir derin devlet marifetidir.  

Magazinci kafa Mafya başı Çakıcı’nın “mektubundaki” “bakla kazığına” kafayı takmış. “Bu kazık ne biçim bir şey” diye düşünüp, duruyor.

Oysa “mektubun” ilk küfür kelimesi “dürzü” kelimesidir.

Türk sözlükleri bu kelimeyi “ağır bir sövgü” olarak açıklıyor. Yani Çakıcı CHP Genel Başkanı’na küfretmiştir.

Küfrederken ne demek istemiştir?

Bu “dürzü” kelimesi, bir kelime olarak ne anlama geliyor? Çakıcı’nın “kültür torbasında” sayısız küfürler arasından neden bu “dürzü” kelimesi seçildi?

Çakıcı’nın belli ki, bir “bildiği” var…

Gelin Mafyozun “bildiğini” biz de bilelim.

Önce Dürzü kelimesinin Osmanlı toplumundaki “somut içeriğini” keşfedelim. Buna göre, “Dürzü”, Osmanlı döneminden gelen eski bir ağır küfür olarak Türkçeye yerleşmiş bir ifadedir. Kelime erkekler için genel olarak ahlaki olarak düşüklüğü kasteder; özel olarak da  “karısını, kızını, yakınlarını pazarlayan kadın satıcısı” anlamı yüklenir”.

Çakıcı ağzından çıkan kelimenin böyle bir anlama geldiğini demek ki, çok iyi biliyor. 

Acaba “başka şeyler de” biliyor mu? Mesela, “karısını satana” neden “Dürzü” dendiğinden haberdar mı? 

“Dürzü” nedir?

“Dürzü” gerçekte bir küfür değildir. Sonradan Alevi-Şii düşmanı Sünnilerin “Dürzi” inancına sahip olanları karalamak için uydurduğu bir “iftira” ile küfür haline gelmiştir. “Mum söndü” iftirasını icat edenler, Dürzi kelimesini de “karısını satan” anlamında karalamışlardır. 

Dürziler bugün de Lübnan’da, Suriye’de yaşayan bir topluluktur. Onlar Şiiliğin İsmailiye kolundan gelirler. Kısaca Şiiliğin ya da Aleviliğin, Kızılbaşlığın akrabası olan bir inanca sahiptirler. Osmanlı ve Türk Sünniliği, bugün de yaşamakta olan bir halkın ismini, iğrenç bir küfür haline getirmiştir.

Demek ki neymiş?

Bizim “mafya bozuntusu” Çakıcı ne dediğini biliyormuş. Kılıçdaroğlu’nun “Aleviliğine” yönelik bir küfür aramış, taramış “Dürzü” kelimesini bulmuş. 

Neden bunları yazıyorum? 

Çakıcı’nın bu saldırısı basit bir “lümpen” tavrı değildir.  Aleviliğe karşı bilinçli bir saldırıdır. Bunun bilinmesi için yazıyorum. 

Çakıcı’yı “derin devlet” konuşturuyor. Kılıçdaroğlu’na küfür ederken, Ortadoğu’da izlenen “mezhep savaşları” süreçlerine uygun küfürlerin seçilmesi, bir derin devlet marifetidir. 

Türk devleti şu sıralar çok ciddi stratejik tercihler eşiğindedir.

Bu devlet eğer dümeni Rusya ve Çin’e kıracak olursa büyük bir açmazla karşı karşıya kalacaktır. Bu durumda “Şiilik ile Arap Sünniliğinin” çatışmasında Şiiliğin safında yer alacaktır. Bunun ilk adımını henüz Trump devrilmemişken Dağlık Karabağ meselesinde atmıştır. Ermenilere karşı “Şii Azerilerin” safında yer almıştır. Yarın Suudi Arap Sünniliğine karşı İran Şiiliğinin yanında yer alması şaşırtıcı olmayacaktır.

Ne var ki, Türk devletinin NATO hattından Çin-Rus hattına geçişi, bir trenin makas değiştirmesi kadar kolay olmayacaktır. Hatta bana sorarsanız neredeyse imkansız denecek kadar zor olacaktır. Erdoğan da zaten şimdiden kendi rejimini Biden hattında güvenceye almak için yırtınıp durmaktadır. 

Bu böyle olacaksa, yarın Ortadoğu’da patlayacak mezhep savaşlarında TC Şiiliğe karşı Arap Sünniliği ile birleşmek zorunda kalacaktır. Belki de Güney Kürdistan’ın Sünni nüfusunu Irak’ın Şii nüfusuna karşı savaşa iteleyecektir.

Evet. Şimdi şu Mafya bozuntusunun “dürzü” kelimesiyle savurduğu hakaretin ne kadar “hikmetli, derin, engin, diplomatik, stratejik, taktik” manalar taşıdığı sanırım anlaşıldı. 

Ben böyle yazınca burnumun dibinde klavyede bastığım her harfi dikkatle izleyen Quto, “o kadar da degil Veysi abe, sana katılmiyem, çok abartiysin…” diye bağırdı. 

O bağırınca yazdığım yazıyı yeniden okudum. 

Çocuk haklı. 

Sonuçta karşımızda bir mafya bozuntusu var ve bozuntu Kılıçdaroğlu’nun mezhebi inancını kirleten bir saldırıda bulunmuş.

Bahçeli bu saldırıya açıkça, Erdoğan ağzının fermuarını sımsıkı tutarak katılmış. 

Ha bir de Mehmet Metiner var. Bu da demiş ki, “bakla kazığına” oturtma benzetmesi “hakaret” anlamına gelmezmiş…

Hay Allah seni bakla kazığına oturmaktan beter etsin e mi?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.