Devletin iyi çocuklarla bitmeyen kavgası!

Demir ÇELİK yazdı —

13 Mayıs 2021 Perşembe - 23:00

  • Türk Devleti, kirli işlerini yaptırdıklarının sırtını sıvazlar, özel korumaya alır, kendi çıkar odaklarından onları nemalandırırlar. Onlarla işleri bitince de Sedat Peker gibi ‘Kırmızı bültenle’ ararlar. Çünkü bağırsak temizliğine ihtiyaç duyuyorlar.

Türk ulus devleti; kimliklerin, inançların ve farklılıkların inkârı, düşüncenin ve örgütlenmenin yasağı üzerinden kendisini inşa etmiştir. Militarist ve Bonapartist çizgi esası ile hareket eden kurucu irade, farklı halkların ve inançların soykırımda farklı araçlar kullanmayı, farklı yöntemler uygulamayı kendisine misyon edinmiştir. Devletin şiddet araçlarını kullanma 'meşruiyeti' üzerinden geniş çaplı asker, polis ve istihbarat teşkilatlanmasına gitmiş, açıktan hareket etmesi gereken yer ve zamanda bu güçleri kullanmakta hiç tereddüt etmemiştir. Ancak kamuoyu ve uluslararası ilişkilerde zorlanacağını düşündüğü operasyonel faaliyetlerde, daha çok paramiliter güçleri kullanmıştır. Bu amacı yerine getirmek üzere, Özel Harp Dairesi kurmuş, özel savaşı bu dairenin inisiyatifi ile yürütmüş, farklı olanlara adeta kan kusturmuştur. Gün olmuş kendisini derin devlet diye organize etmiş, gün olmuş kontrgerilla-Jitem, gün olmuş vekalet savaşlarında paramiliter güçleri ve çeteleri kullanarak 'iç düşman' dediği toplum kesimlerini ortadan kaldırmaya kalkışmıştır.

Makbul ve muteber görmediği vatandaşlarını, asli kimliklerini inkar ettiği halkları, farklı dini grupları, farklı inanç ve muhalif kesimlere açıktan tutum almak yerine, kendisine bağlı paramiliter yapılanmalar aracılığıyla katliamlar yaptırmış, cinayetler işletmiştir. Selçuklu ve Osmanlı’dan devraldığı bu zihniyetini sürdürmek için milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi ideoloji ile tahkim ettiği paramiliter gruplara, halkların malını, mülkünü ve sermaye birikimini gasp ettirmiştir.

1925'te Şark Islahat Planı ile güncelledikleri katliamcı zihniyeti, dönemin başbakanı İsmet İnönü; "Vazifemiz; Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türk’e ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız nitelikler, her şeyden evvel, o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır" diye belirtir. Türk ve Türkçü olanların dışındaki hiçbir etnisiteye, farklı inanç ve düşünce sahiplerine müsamaha etmeyeceklerini, aksine kesip atacaklarını dile getiren bu zihniyet; Ağrı-Zîlan, Dersim'de fiziki, siyasi, kültürel, ekolojik ve kadın kırımı eşliğinde soykırım uygulamış, bugünde bu zihniyetinden vazgeçmiş değildir.

Güçlü istihbarat ve polis ağları ile toplumu denetim altında tutarken, aynı zamanda toplum içine sirayet etmiş olan bu ağlar üzerinden mafya, çete örgütlenmesine gitmiş. Asker polis, bekçi, korucudan oluşan milyonlarca silahlı gücü yeterli görmeyen Türkçü zihniyet; Ülkü Ocakları ve Alperen Ocakları başta olmak üzere yoksul toplum kesimlerini kışla, cami ve okullarda eğitime tabii tutarak vatanseverlik düşüncesini aşılamış, onları Ermenilere, Süryanilere, Kürtlere, Alevilere, muhaliflere karşı kullanmış ve bunlarla  yetinmeyerek DAİŞ, El Nusra başta olmak üzere cihadistlerden oluşturduğu vekalet ordusu ile Rojava, Başûr ve Bakûr'da işgal ve ilhak operasyonlarıyla Kürtlere 21’nci yüzyılda bir kez daha soykırım yaşatmak istiyor.

Devletin izah etmekte zorlandığı cinayet, katliam, taciz, tecavüz vb. kirli işlerini, bu yapılara yaptırmak için olanak, imkan ve hareket serbestisi tanır onlara. Devlet ve iktidar sahipleri elde ettikleri egemenlik sistemleri üzerinden daha çok kâr, daha çok iktidar, daha çok baskı ve sömürü düzenlerinin üzerini örtmek için milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi söylemle ideolojik aygıtlarını devreye koyarak, toplum kesimlerini iktidarlarına yedeklemeye bakarlar. Vatanseverliklerini göstermek için Kürt'e, Êzîdî'ye, Alevi'ye, kadına ve demokrasi güçlerine saldırıyı süreklileştirerek kirli işlerini halının altına süpürürler.

Kirli işlerini yaptırdıklarının sırtını sıvazlar, özel korumaya alır, kendi çıkar odaklarından onları nemalandırırlar. Devlet ile bu yapılar arasında ilerleyen süreçte karşılıklı bağımlılık ilişkisi önüne geçilmez bir nitelik kazanır. Ne zamanki, devletin kendilerine tanıdığı sınırlar aşılır, devlet sahiplerinin güç ve birikimlerine uzanmaya başlarlar, o andan itibaren devlet sahipleri bağırsaklarını temizlemek adına bu kesimlere had bildirir. Pontus-Rum ve Koçgiri soykırımlarında yer alan Topal Osman gibi. Kürdistan'daki siyasal ve toplumsal aydınlanmanın önünü kesmek için 12 Eylül askeri darbesi ile iktidara taşınan Fetö'nün 15 Temmuz darbesi ile tasfiyesi gibi. Susurluk'ta Hüseyin Kocadağ ve Abdullah Çatlı'nın kaza süsü ile ortadan kaldırılması gibi. Kürt kasabı olarak bilinen Yeşil (Mahmut Yıldırım)'ın ortadan kaldırılması gibi. Ya da son dönemlerde Sedat Peker ile Mehmet Ağar- Alaattin Çakıcı arasında süren iktidar savaşları gibi.

Yakın zamana kadar AKP ve lideri lehine mitingler düzenleyen, AKP-MHP propagandası yapmayı görev bilen Sedat Peker, "Oluk oluk kanlarını akıtacağız. Kanlarında duş alacağız" diyerek Barış Akademisyenlerini tehdit ettiğinde, cezalandıracaklarına, hayırsever işveren ödülüne layık gören iktidarın O'nu kırmızı bültenle aramaları, yeni bağırsak temizliğine duyulan ihtiyaçtandır. Sürgünde yaşam hakkı için dünkü hizmetlerini kutsal devletine hatırlatan zavallı durumuna düşürülmüş olması devletin yeni rol babalarını öne çıkarmak zorunda kalmış olmasındandır. Anlaşılacağı üzere inkarcı ve katliamcı ulus devletin tekçi, katı merkeziyetçi zihniyeti demokratikleşmediği, demokratik özerk bölgesel yönetimlere evrilmediği sürece, devlet-mafya ve siyaset savaşlarının ardı kesilmeyecek gibidir.  

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.