Devrimci “parlamentarizm” mümkündür

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • HDP faşist rejimin “yasaklama, kapatma, tutuklama” saldırılarına rağmen TBMM’ye bu saldırıyı yenik düşürerek “zorla” girmiştir. Faşist diktatörlüğün parlamento cephesinde bir gedik açmıştır. Yürüteceği muhalefetle, iktidarın meşru olmadığını çıkılan her kürsüden yüksek sesle dile getirerek, bu gediği sürekli genişletmelidir.

KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu Medya TV’de yaptığı konuşmada AKP-MHP faşist iktidarının “yeni Anayasa” adı altında, rejime hukuki kılıf giydirme yeltenişine değindi. Bu yeltenişe muhalefet tarafından meşruiyet kazandırmama çağrısı yaptı. Muhalefet vekilleri TBMM Anayasa Komisyonları’na katılmamalı dedi.

Tam zamanında yapılmış bir çağrıdır bu. Çünkü Anayasa Komisyonu’na katılarak rejimin Anayasa taslağına “muhalefet” etmek, ilk bakışta doğal bir muhalefet gibi görünse de, gerçekte bu taslağı “gündeme” alarak onu meşrulaştırma sonucu doğurur.

Unutmayalım: Yapılan son seçimlerin en küçük bir meşruiyeti yoktur. Cumhurbaşkanı Erdoğan üçüncü defa aday olarak ve seçimi sahte seçmenlerle çalarak Cumhurbaşkanlığı makamını işgal etmiştir. Onun Anayasa yapma hakkı yoktur. TBMM’ye dayatacağı Anayasa taslağı yok hükmündedir. Bu taslağı tartışmak bile ona meşruiyet kazandırmaktır. Yok hükmünde olan bir Anayasa taslağını tartışmak saçmadır.  O nedenle Anayasa Komisyonu “boykot” edilmelidir.

Karasu, demokratik güçlerin kendi Anayasa taslağını hazırlamasından da söz etti. Bu belge AKP’nin taslağına karşı AKP’yle “tartışmak”, “müzakere” etmek için değil, “senin Anayasını tanımayacağız, bizim Anayasamız işte budur” demek için hazırlanmalıdır.

Karasu’nun bu yaklaşımına tümüyle katılıyorum. Radikal demokratik muhalefet tam da böyle bir tutum almayı gerektirir. HDP-YPS’nin bu doğrultuda alacağı tutum 14 Mayıs seçimi öncesi ve ikinci turun yapıldığı gece yapılan hatayı tekrarlamamak olacaktır. Faşist diktatörlük altında yapılan hiçbir seçim meşru değildir, bu seçimle oluşan iktidar da meşru değildir. Onun çıkaracağı kanunlar da meşru değildir.

Meşru olmayan TBMM’ye katılmaya gelince… HDP faşist rejimin “yasaklama, kapatma, tutuklama” saldırılarına rağmen TBMM’ye bu saldırıyı yenik düşürerek “zorla” girmiştir. Faşist diktatörlüğün parlamento cephesinde bir gedik açmıştır. Yürüteceği muhalefetle, iktidarın meşru olmadığını çıkılan her kürsüden yüksek sesle dile getirerek, bu gediği sürekli genişletmelidir. Diğer muhalefet partilerini de iktidarın meşru olmadığını kabule yaklaştırmalıdır. Faşizmi onun “ininde” darbelemelidir.

Faşist rejime hukuki kılıf giydirmek için getirilecek Anayasa taslağına kürsüdeki HDP temsilcisi söze “çoğunluğunu zorla, hileyle ele geçirdiğiniz bu Meclis’in tüm yurttaşları bağlayacak bir Anayasa yapma yetkisi ve hakkı yoktur, çoğunluk meşru değildir, ülkede diktatörlük kurulmuştur ve dünyanın hiçbir yerinde diktatörler, isterse yüzde doksandokuz oy alsın meşru sayılmaz” diyerek başlamalıdır. Her söze “Kartaca yıkılmalıdır” diye başlayan ünlü Romalı siyasetçi gibi bu girişten sonra, Anayasa taslağını AKP-MHP iktidarı ile tartışmak için değil, halkın huzurunda bu taslağı paçavraya çevirmek için yerden yere vurmalıdır.

Önümüzdeki yerel seçimlere elbette katılmak gerekir. Ancak bu seçimleri daha en baştan “gayrı meşru” ilan etmeli, meşru olmayan bu seçimden meşru bir sonuç almak için seçime katıldığımızı söylemeliyiz. Yerel seçimlerin meşru ve demokratik olabilmesi için daha en baştan kendi ön koşullarımızı dile getirmeliyiz. “Diktatörlük altında meşru seçim olamaz, Erdoğan ve kabinesi istifa etmelidir, bütün partilerin eşit oy hakkıyla geçici bir seçim hükümeti kurulmalıdır, YSK tarafsızlaştırılmalıdır, seçmen kütükleri sahte seçmenlerden arındırılmalıdır”. Bu önşartların kabul edilmediği durumda, tüm muhalefete “TBMM’den çekilme” çağrısı yapmalıyız. Bu çağrıya uymadıkları durumda vargüçle onların tabanlarına seslenmeli, partilerinizi “zorlayın, bir kere daha seçimin ellerinizden çalınmasına izin vermeyin” demeliyiz. Ve sonuçta meşru olmayan seçimlere, halkın seçimlerin meşru olmadığını kendi deneyleriyle bir kere daha anlaması ve bu defa faşizmin “yerel yönetimler cephesinde” geniş bir gedik açmak için katılmalıyız.

Böyle bir çizgi, HDP’ye taşıyamayacağı bir yük yükleme anlamına kesinlikle gelmiyor. Onu ayaklanmaya çağırmıyoruz. Hatta faşist rejimi seçim yoluyla devirmesini de beklemiyoruz. Çünkü bir kitle tabanı olan diktatörlük seçimle devrilemez. Legal bir parti ise ayaklanmaya öncülük edemez.

Edemez ama, HDP serhıldancı bir kitlenin partisidir. Şehitlerin, “Özgürlük Mahkumlarının”, sürgünlerin partisidir. Her bir yöneticisi ve üyesi bu kitleye layık olmak için elinden geleni yapmıştır. Zindanlar onlarla doludur. Gaddar ve acımasız düşmanın karargahına “sivil fedailer” olarak girmiştir. Dört yanı çevrilidir. Tarih HDP geleneğinden bu yolda yürüyen partilerin kahramanlığını yazacaktır. 

O nedenle HDP’ye “parlamentoculuk oyunu” değil, halk düşmanlarının bağrında dişiyle, tırnağıyla mevziler kazmak, onun halka karşı yükselttiği duvarlarda gedikler açmak yakışır. Aslına bakarsanız, şu benim yazdıklarımın tek cümlesini bile kurmasa, HDP varlığı ile bu mevzileri zaten kazmakta ve gedikleri açmakta, genişletmektedir.

Sorun sadece şu: Mevziler kazdığımızı ve gedikler açtığımızı bilince çıkarmak. Bu yazının amacı da bundan ibarettir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.