Kalpazan tarzı siyaset

Aykan SEVER yazdı —

7 Eylül 2021 Salı - 22:00

  • Biden yönetimi son süreçte kendilerine dönük gelişen güvensizliği gördükleri için Dışişleri Bakanı Blinken ve Savunma Bakanı Auistin ayrı ayrı Ortadoğu ve Avrupa turuna çıktı. Bununla ABD Ortadoğu'dan da çekilecek söylentilerine son vermek ve AB'ye yeniden güven aşılamayı hedefliyorlar. Fakat kaygan zeminde işleri bir hayli zor. 

 

ABD Devlet Başkanı Biden'ın gösterişli bir biçimde Avrupa turu sırasında savurduğu "Amerika geri döndü" sözleri, Afganistan "hezimet"i sonrası hızla eski cazibesini kaybetti. ABD yönetiminin dış politika anlayışı başta Amerika'nın kendisi olmak üzere dünyanın genelinde sorgulanmaya başladı.

Amerika iç siyasetinde Afganistan'dan geri çekilme özetle "fiyasko" diye nitelenirken yapılan anketlerde Biden'a güven kaybının arttığı hatta Trump'ın bir puan gerisine düştüğü bilgisi de basında yer aldı. Anketler ne kadar gerçeği yansıtıyordur ayrı mesele. Fakat Biden en azından destekledikleri Afgan hükümetinin bu kadar çabuk düşeceğini hesaplayamadıklarını dile getirerek zafiyetin bir boyutunu teslim etti. Bu doğal olarak muhalifleri tarafından kullanılacaktır. Hele siz "demokrasi, insan hakları" kavramlarını süs düzeyine indirgeyip asıl olarak "güç" politikalarını odağınıza alıyorsanız, bu çok daha kolay olacaktır. Gelinen durumda daha kabadayıca davranan Trump'ın cazibesi de pekala artabilir.

Biden yönetiminin prestiji sadece iç siyasette değil AB ve Arap ülkeleri nezdinde de epey kayba uğradı. Trump döneminin yaşanmış hüsranıyla AB, Biden'a dönük büyük beklentilere girmişti. Biden'ın ABD başkanı olmasıyla birlikte AB liderlerinin sarfettiği "Ayrı ordu kuralım, ABD'nin gölgesinden çıkalım" sözleri unutulmuştu. Fakat şimdi AB yöneticileri Afganistan'da Batı'nın/NATO'nun büyük bir yenilgiye uğradığı fikrinde önemli ölçüde ortaklaşıyor. Bundan sonra yapılacakların bu yenilginin kalıcı olup olmayacağını belirleyeceğini de ifade ediyorlar. Bu yüzden başta Almanya ve Fransa olmak üzere önde gelen ülkeler ayrı ordu kurmakta ısrarlı.

Geçtiğimiz hafta Slovenya'da toplanan AB savunma ve dışişleri bakanlarının gündeminde bu mesele vardı. Halihazırda 13 AB üyesi ülke "AB'nin ordusu" olması gerektiğini savunuyor. Fakat AB'nin bütünü bu konuda henüz olur vermiş değil. Buna rağmen 2022'de "stratejik pusula" adlı plan kapsamında (muhtemelen AB ordusuna katılımı ülkeler için gönüllülük kapsamına alarak) bu sürecin tamamlanması hedefleniyor. AB sermaye çevrelerinin bu yönelimindeki aktüel nedeni "Afganistan bozgunu", "Biden'ın yarattığı hayal kırıklığı" gibi gözükse de gerçekte içinde bulunduğumuz paylaşım savaşında belirleyici pozisyonların birinde bulunmak motivasyonun asıl kaynağı. Bu durum Fransız Maliye Bakanı Le Maire tarafından şöyle ifade edildi: Avrupa, Çin ve ABD'den ayrı olarak üç numaralı süper güç olmak için büyümeli. Gözlerimizi açalım, tehditlerle karşı karşıyayız ve artık ABD'nin güvenliğine güvenemeyiz.

Biden yönetimi son süreçte kendilerine dönük gelişen güvensizliği gördükleri için Dışişleri Bakanı Blinken ve Savunma Bakanı Auistin ayrı ayrı Ortadoğu ve Avrupa turuna çıktı. Bununla ABD Ortadoğu'dan da çekilecek söylentilerine son vermek ve AB'ye yeniden güven aşılamayı hedefliyorlar. Fakat kaygan zeminde işleri bir hayli zor. Özellikle son dönemlerde Rusya'ya yaklaşan Suudi Arabistan yönetimini ikna etmek sıkıntılı olabilir. Ayrıca Çin'in Afganistan'da son süreçte daha görünür bir biçimde inisiyatif alması işlerini daha da zorlaştıracaktır.

Bitirmeden kısaca TC'nin Ortadoğu'da geliştirmeye çalıştığı "düşmanlarla yakınlaşma" arayışlarına da değinelim. TC, yakın zamana kadar kanlı bıçaklı bir görüntü verdiği Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'la "ulusal çıkarlar" yalanı etrafında ilişkileri yeniden geliştirmeye çalışıyor. Bu durum elbette tek yanlı değil. Muhatapları da aynı kapitalist aklın kârdan başka bir şey düşünmeyen mantığını taşıyor, sermayedarların derdini dile getiriyorlar. Yine de süreçle ilgili farklı ülkelerde tek tek yaşananların özgün yanları olduğu gibi bu hâl sürmekte olan postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının zorunlu manevraları kapsamında da değerlendirilebilir. TC'nin izlediği siyasal çizgi adeta bir kalpazanı andırıyor. Fakat biz rejimin muhalifi görünümündeki kimilerinin de ortaklaştığı bu aklın sadece kalp para yapabileceğini bildiğimiz gibi umutlu bir bugünün/geleceğin sahtekârlık üzerine bina edilemeyeceğinden de eminiz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.