KDP Metîna’da ne yapmak istiyor? 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

8 Haziran 2022 Çarşamba - 09:30

  • Türk devletinin bu provokasyon sonucunda, Başûr’u “himayesine” alma yeltenişi, Ortadoğu’da bütün dengeleri çok daha tehlikeli bir şekilde alt üst edecektir. Eger bu gerçekleşirse, bilelim ki, İran şu ya da bu şekilde Süleymaniye kapılarına dayanacaktır.

Dün yayınlanan yazımda “ilkel milliyetçilik” ile “doğal milliyetçilik” arasındaki farka işaret etmiştim. 

Biz ilkel milliyetçiliği konuşurken, karşımıza “ilkel milliyetçiliğin” en tehlikeli provokasyonu ve “milli ihaneti” çıkıverdi. HPG BİM KDP’nin Metîna’da gerillayı güneyden kuşatarak, Başûr’da Kürt iç savaşının fitilini ateşlemek üzere olduğunu duyurdu. 

Kürt kamuoyu çok iyi biliyor ki, bu köşenin yazarı, Kürt halkının iç sorunlarından mümkün mertebe uzak durmuş, onların aralarındaki çelişkileri elden geldiğince yazılarının konusu etmemiştir. Bu tutum, Kürt halkının er geç ulusal birlik bayrağı altında birleşeceğine, KDP, YNK, Goran ve diğer İslami ve milli partilerle PKK arasında kardeşçe bir ittifakın gerçekleceğine olan inanca dayanmıştır.  

Ne yazık ki bu iyimser beklenti gerçekleşmedi. Üstelik artık Kürt halkının “iç sorunu” iç sorun olmaktan çıktı. KDP’nin PKK’ye karşı Türk devletiyle ortaklığı, artık Türk demokratlarının ve devrimcilerinin çıkarlarıyla uzlaşmaz bir zıtlığa yol açtı. KDP yönetimi şu anda faşist Türk rejimine, onun devamını sağlayacak bir “zafer” hediye ederek, Türkiye halklarının kaderiyle oynuyor. Metîna’dan zaferle çıkacak olan bir Erdoğan yalnız Kürt halkına karşı değil, Türk halkına karşı da “zafer” kazanmış olacak. Bu da bizim halkımız için amansız bir devlet terörü, işsizlik, yoksulluk ve en önemlisi üçüncü dünya savaşı koşullarında bir “varlık-yokluk” demektir. KDP PKK’ye “savaş ilan ederken”, yalnız Apocu bayrak altında birleşen Kürt halkına değil, özgürlük, refah ve barış isteyen Türklere karşı da savaş açmış oluyor. 
O nedenle sözümüzü söyleyelim. 

KDP yönetiminin ilkel milliyetçiliği, Kürt milletini parçalamaya, birbirinin kanını dökmeye ve onun dört parçalı anavatanını Türk devletine peşkeş çekmeye, bu yolla Türk faşizminin devamında tehlikeli bir rol oynamaya varmıştır.

KDP’nin Metîna provokasyonu PKK ile KDP arasında savaş çıkartmak ve Türk devletini sözüm ona “PKK saldırısına karşı Başûr’a yardım etmeye çağırmak” amacını taşıyor. Böylece şu anda uluslar arası hukuk açısından derin bir “meşruiyet krizi” yaşayan Türk devletinin Başûr’u işgal etmesi “meşru Federe Kürdistan yönetimi” tarafından Başûr’a çağrıldığı için “meşrulaştırılmış” olacak. 
Sonra ne olacak?  

Türk devleti ve onun ordusu işgal ettiği hiçbir yerden çıkmaz. Hatay’ı işgal etmişti, çıkmadı sonra da onu ilhak etti. Kıbrıs’ı işgal etti, çıkmadı ve şu anda Kuzey Kıbrıs’ı ilhak etmek yolunda son adımları atıyor. Efrîn’i ve daha nice yeri işgal etti, şimdi Suriye devletinin bu topraklarını “güvenlik kuşağına mültecileri yerleştirme” örtüsü altında ilhak etmeye hazırlanıyor. O nedenle Metîna provokasyonuyla başlatılacak bir PKK-KDP bahanesi üzerine Barzani Türk ordusunu resmen topraklarına çağırdığında o ordu bir daha asla o topraklardan çıkmayacak. 

Neden? Barzani aklını mı kaçırdı, delirip kendi vatanına ihanet mi ediyor, Kürt düşmanı orduyu çağırıp halkıyla birlikte intihar etmeye mi kalkıyor? 
Hayır. 

Barzani Türk devletinin “himayesine” sığınmaya hazırlanıyor. Hem Başûr’da izole olmuştur, hemde etrafındaki devletlerden izole olmaktadır. Üçüncü Dünya Savaşının sonunda Ortadoğu’da sınırların değişeceğini, özellikle Kürdistan topraklarının, enerji kriziyle boğuşan küresel ve bölgesel güçler tarafından yeniden paylaşılacağını biliyor. Ve kurtuluşu bu paylaşıma PKK’yle ve PYD ile PJAK ile ittifak halinde elli milyonluk muazzam Kürt halkının direnişi  yerine, Türk emperyalizmine sığınmaya, onun “mandası” altına girmeye, böylece aile iktidarını, milyarlarca dolarlık servetini korumaya hazırlanıyor.  

Metîna’da gerillaya karşı yapılmak istenen provokasyonun stratejik amacı işte budur. 
Ve bu mesele artık yalnız Kürt halkının meselesi olmaktan çıkmış, Türk halkının “emperyalist ve faşist Erdoğan diktası altında kalıp kalmama meselesine” dönüşmüştür. 
Daha beteri de kapıda. 

Türk devletinin bu provokasyon sonucunda, Başûr’u “himayesine” alma yeltenişi, Ortadoğu’da bütün dengeleri çok daha tehlikeli bir şekilde alt üst edecektir. Eger bu gerçekleşirse, bilelim ki, İran şu ya da bu şekilde Süleymaniye kapılarına dayanacaktır. Federal Kürdistan ya Türk devletiyle İran devletinin pazarlığı sonucunda “barışçı yoldan” bu iki devlet arasında paylaşılacak ya da Ukrayna’da NATO/Rusya savaşının etkileri altında, ABD’nin Türk devletini İran’la savaşa sürüklemesiyle “savaş yoluyla” üleşilecektir. Bu paylaşma sadece Başûr’un paylaşılması olmayacak, devletler hukukuna ve BM’ye göre Irak devletinin egemenliğinde bulunan toprakların işgali Irak devletini de bu kaosun içine iteleyecek. Ardından Suriye, derken İran’la Yemen’de savaş halinde olan Suudiler ve topyekun Ortadoğu ve Ortadoğu’nun tümünü paylaşmak isteyen bütün küresel güçler bu girdabın içine dalacak. 

Kimin kime galebe çalacağını bilemem.  
Ama bu işten hem Kürdistan halklarının, hem de Türkiye halklarının zararlı çıkacağı kesindir. 
En ilginci Başûr’a petrol için giden Türk devleti, belki de sonunda evindeki Bakur’dan olacak. Ve paçayı kurtarmak için Türk himayesine giden Barzani bu işin sonunda beş parasız kalacak. 
Ve Molla Barzani gibi kah bir himayecinin, kah diğer himayecinin kapısında onun bunun oyuncağı olacak. 
Kader mi bu? 
Değil.

Şimdi KDP de içinde bütün Kürdistan’ın Kürdi partileri PKK’yle ve PYD ile ittifaka girsin, ortaya elli milyonluk öyle büyük bir barış ve değişim gücü çıkar ki, zulüm ve sefalet altında inleyen Türk, Arap ve Fars halkları bu muazzam gücü kendi kurtuluşları için bir “kurtarıcı” olarak karşılar, sonuçta Ortadoğu’da “tarihsel blok” kurulur, demokratik ulus temelinde Konfederal Ortadoğu Ortak Evi inşa edilir.  

Başkan Apo vaktiyle Barzani’ye “ulusal birliğin eşbaşkanı ol” demişti.  

Eğer olsaydı, işte bütün bunlar da olmaz ve Ortak Ev’in temelleri çoktan atılmış, belki de çatısı çatılmaya başlanmış olurdu. 
İhanetin çapı Kürdistan’ı çoktan aşmış, tüm Ortadoğu halklarının kaderini tehdit etmektedir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.